Hikayeleri Önce sen Oku

Çocuk Gelin



Çığlık çığlığa bile bağıramamıştı çünkü utancı acısının önüne geçlvermişti. Kıyametler kopuyor ruhu bedeniyle can çekişiyordu adeta. Bu nasıl bir vicdandı? Nasıl bir İnsafsızlıktı? Okkalı iki tokat yedikten sonra birbiri ardına tehditler sıralan­dı. "Söylediklerimi duydun mu?" diyen o iğrenç mahlûk, defa­larca aynı cümleyi tekrarlıyordu. Zavallı Zenan İki analı evin ve dayakçı bir babanın şerrinden kurtuldum zannederken kade­rinin en İğrenç sahnesiyle yüzleşmlşti o anda. Onun yaşadığı topraklarda daha on dördünde evde kalmış muamelesi görür­dü kızlar. O da on dördüne basmıştı ki bakkal Musa'nın dokuz çocuğundan beşincisi olan İsa İle evlendirildi. Hem de daha evleneli İki ay bile olmamıştı. Zenan pamuk gibi bembeyaz, kimsenin gözlerinin içine bakamayacak kadar da utangaçtı. O daha kendini yeni keşfetmeye çalışan bir sebil, kısacası çocuk­tu.

Şoka girmiş sadece olduğu yerde kaskatı kesilen vücuduy­la acı ve utanç içerisinde bir şeyler mırıldanıyordu. "Neden... Neden?" Berbat bir halde etrafına bakınırken bir yandan da üstünü başını toparlamaya çalışıyordu. Nefesi kesilmiş kalbi korkak bir serçe kadar hızlı atıyordu. O an yaşananların ger­çek olduğunun bir kez daha farkına vardı. Göçük altında kal­mak ya da İlme lime doğranmak hiç kalırdı yaşadığı durum karşısında. Tehditler kulağında çınlarken yaşadıklarını hangi cesaretle nasıl anlatabilirdi kİ! Olanaksız bir şeydi ve kimse­ler ona inanmazdı hatta infazı o dakikada gerçekleştirilirdi.





Ayağa kalkıp üstünü başını düzelttikten sonra ahırdan koşar adımlarla evine giderken; ardında bıraktığı mahlûk nasıl bir çorap ördüğünün farkında bile değildi. Eşi Isa henüz işlerini bitirememiş ve tarladan gelmemişti. Zenan eve gelir gelmez banyoya girip dakikalarca yıkandı. Bir yandan da sessiz sessiz ağlıyor binlerinin onu duymasından ödü patlıyordu. Bundan sonra insanların yüzüne en önemlisi de kendi bedenine nasıl bakıp yaşayacaktı?

Ne yapacağını bilmez bir halde yatağına oturmuş; "Ölüm Allah'a kavuşmak! Belki kurtulurum" diye düşünürken kocası İsa kapıyı çaldı. Belki onu hiç görmeden evlenmişti ama İsa iyi adamdı. Çalışkan evinin yolunu bilen, kadına şefkat göste­ren mert bir delikanlıydı. Hemen toparlanıp üstüne bir şeyler giydikten sonra kocasını karşıladı ama onu görmeye hiç ha­zır değildi. Her şeyi itiraf etse acaba kocası ne yapardı? Sa­niyelik bir düşünceyi bile kaldıramadı bünyesi ve hoş geldin diyerek kapının hemen yanında duran terlikleri İsa'ya uzattı.
Günler geçtikçe dört duvarlar üstüne üstüne geliyor, geceleri kâbuslarla uyanıyor hatta zorunlu olmadıkça artık evden bile çıkmıyordu. Defalarca intihar etmeyi düşünmüş fakat Allah korkusu eylemini gerçekleştirmesine izin vermemişti. Ailesi çok sık ziyaretine gelemiyor geldiklerinde de onlarla hiçbir şeyini paylaşamıyordu. Yaklaşık bir ayı geçmişti ki gittikçe sa­rarıp solmaya sürekli baygınlık geçirmeye başladı. Eşi İsa apar topar Zenan'ı alıp kasabadaki sağlık ocağına götürdü. Birçok tahlil yapıldı ve muayenenin ardından da Zenan hamile ol­duğunu öğrendi. İsa sevinçten havalara uçuyor karısına ben anlamıştım zaten ama yine de emin olmak istedim diye söy­leniyordu. Zenan şaşkınlıkla "Bir insan çocukken nasıl çocuk sahibi olabilir?" der gibi bakıyordu. Doktor Zenan'ın çok iyi bakılması gerektiğini belirterek hamileliği boyunca yapması gerekenleri açıkladı. Ve iki genç işlerini bitirdikten sonra kasa­badan ayrılıp köylerine geri döndüler.

Zenan sevinmeli miydi? Yıkılmış bir harabe ne kadar ta­mir edilebilirdi ki? Bir çocuğa evcilik oynaması için bir bebek armağan etmek gibi bir şeydi sanki. Yine de Zenan'ın haya­ta bağlanmak için bir sebebi vardı artık. 





Yüce Allah ona bir can daha teslim etmişti ve onu korumak zorundaydı. Dua edip sabır dilemekten başka şansı olmadığını kabullenmişti artık. Eşi İsa evin bir bölümünde bir kilim tezgâhı kurmuştu ve Zenan'da burada kilim dokuyordu. Böylece evin geçiminde eşine destek olurken bir yandan da kendisini iyileştirmenin yollarını arıyordu. Bazen gözyaşları içerisinde bazen de sabır ve sükûnetle çilesini tamamlıyordu. Kadın olmak nasıl bir suçtu? Ve hayvansı bir içgüdüyle nasıl oluyor da bu deyyuslar istedikleri anda gözüne kestirdiklerine el sürebiliyordu? Zenan bunların muhakemesini kendince yapmaya çalışırken yalnızca iç sesiyle konuşabildi. Kimi gün sessiz çığlıklar attı bazen de o zavallılara acıyarak baktı.

Zorlu ve yalnız geçen günlerin ardından nihayet beklenen çocuk Galip bebek dünyaya geldi. Zenan'ın on beşine basma­sına bir haftası kalmıştı ki bebeğini kucağına aldı. Gecenin dördünde eltileriyle Fatma ebe bebeği doğurtabilmek için in­sanüstü gayret sarf ettiler. Doktora yetiştirmeleri imkânsızdı çünkü doğum başlamıştı. Zenan bebeğini kucağına aldığı an adeta bütün günahlarından arınmıştı ve mutluluk gözyaşla- rıyla yavrusuna sarıldı.

Gençliğini hatta çocukluğunu bile yaşayamayan bir kader mahkûmu gibiydi aslında. Alın yazısı denilen şey kara bir leke çalmıştı ona ve o bu lekeyle yaşarken her gün en ayıp sözcük­lerle küfrediyordu bahtına. Hayata pamuk ipliğiyle direnme çabasındayken kaderine inat yavrusuna "Galip" ismini koydu.

 Galip bebek doğduğundan beri sürekli hastalanıyor bir türlü ateşi düşmüyordu. Aldığı bütün gıdaları kusuyor ve gün geçtikçe de zayıflıyordu. Zenan sürekli dualar ediyor kocası İsa kasabaya doktora götürüyor ama bebekte bir gelişme kaydedilemiyordu. Son iki aydır geceleri gündüzlerine karışmış Galip bebeğe derman olmaya çalışıyorlardı. 

Haziranın on Yedisi; Galip bebek nihayet sekizinci ayına bastı. Zenan tüm gücünü toplamış tam onu emzirmeye çalışırken birden bire kollarında kaskatı kesiliverdi. Ne yapacağını bilemez bir durumdayken bebeğini kucağına sımsıkı sarmalayıp kendisini koşar adımlarla dışarıya attı. 

"Komşular... Yetişini Oğlum ölüyor ''




 Hemen kocası İsa köyün kahvehanesinden çağırıldı ve apar topar Galip bebeği bir araçla ilçedeki devlet hastanesine götürmek için yola çıktılar. Uzun bir süre sonra bebek yavaş yavaş gözlerini açmaya başladı fakat acı içerisinde kıvranıyor Zenan'sa bir türlü çare bulamıyordu. Yaklaşık bir buçuk saat­lik bir yolculuğun ardından Eruh'a varıldı. Kocası İsa bebeği kucakladığı gibi acil servise koştu "Doktor yok mu?" diye ba­ğırdı. Daha otuz yaşlarında orta boylu güleç bir bey yanlarına geldi. "Buyurun ben Dr. Orhan çocuğun şikâyeti nedir?" diye sordu.

Zenan titrek ve ürkek bir şekilde acil odasındaki duvarın dibine çömelmiş doktorun ağzından çıkan her kelimeyi dik­katle dinliyordu. Doktor muayenesini yaparken İsa da Galip bebeğin rahatsızlığı hakkında bilgi veriyordu. Bu çocuğun ate­şi çok yüksek hemen çocuk bölümüne yatırıyoruz. Bunlarda tahlilleri daha sonra detaylı bilgi verilecek, merak etmeyin şimdi yatış işlemlerini yaptırın ki çocuğun tedavisine baş­lansın." İsa, Galip bebeği hemen laboratuvara tahliller için götürdükten sonra yatış işlemlerini tamamladı. Saat 14: 42' yi gösteriyordu. Daha ilk bebekleriydi ve doğduğundan beri talihsiz bir şekilde doktor doktor geziyorlardı. Zenan çaresiz bir şekilde gözlerini işini soğukkanlılıkla yapan hemşirenin üzerinden ayırmıyordu. Yavrusunun o minicik eline serum bağlayışını gözyaşlarıyla izledi. Hemşire "Merak etme! Bu se­rumdan beslenecek ve içine karıştırdığımız ilaç sayesinde de ateşi düşecek" diye teselli etti.

Hastaneye yatalı tamı tamına on dördüncü gün; Zenan ve İsa üzüntüden perişan bir vaziyette tahlil sonuçlarını bek­lemekteler. Aslında ilk tahlil sonuçları çıkmış fakat çocuk doktoru bazı bulgular sezinlemiş ve bu yüzden daha detaylı tetkikler yaptırıp Ankara'ya özel bir laboratuvara göndermiş­ti. Zenan bitkin bir şekilde odasında yatan ve artık kirpikleri bile dökülmeye başlayan bebeğine ninni mırıldanıyordu ki hemşire gelip doktor beyin onu ve kocasını görmek istediğini söyledi.

 Zenan hastanenin merdivenlerinden koşar adımlarla hastane bahçesine çıkıp kocası İsa'yı çağırmaya gitti. Köyden eş dost ve aileleri onları merak edip hastaneye ziyaretlerine gelmişti. İsa müsaade isteyip büvük bir merak ve telaş iÇerl sinde Zenan'la beraber Dr. Orhan ve Uzm. Dr. Levent beyin odasına girdi. Uzm. Dr. Levent karı kocaya oturmalarını söy­ledikten sonra sakince dinlemelerini rica etti. Yapılan bütün tetkikler ve incelemelerin ardından gelen laboratuvar sonuç­larının da aynı şeyi doğruladığını ve bebeklerinin ilik kanseri olduğunu açıkladı. Acil bir don ör bulunmadığı takdirde bebe­ğin yaşama şansının olmadığını belirttiler. Zenan yıkılmış Isa ise hayalle gerçek arasında sıkışıp kalmış adeta kilitlenmişti. 

Dr. Levent Zenan'a başka çocukları olup olmadığını sordu. Bu hastalıkta kardeşten alınacak iliğin örtüşme şansı çok yüksek­ti. Isa ve Zenan hayır dercesine başlarını sağa sola çevirdiler. Doktor o zaman en yakın aile bireylerinden başlayarak bir an önce verici bulunması gerektiğini açıkladı fakat bunun için tam teşekküllü bir araştırma hastanesine gitmeleri gerektiği­ni belirtti. Sağlık giderleri konusunda devletin bu gibi hastalık­lara maddi destek sağladığını, kaygılanmamaları konusunda onları rahatlattı. Zenan ve İsa çıkış işlemlerini yapıp durumu ailelerine bildirdikten sonra Diyarbakır Araştırma Hastanesi­ne ambulansla Galip bebeği götürdüler.

Uzun bir yolculuğun ardından yeni bir umutla İsa elindeki dosyayı Prof. Dr. Haldun Beye uzattı.

- "Doktor bey bütün bilgiler bu dosyada akrabalarıma ha­ber verdim yarın sabah hepsi burada olacaklar."

- "Pekâlâ, öncelikle anne ve babanın uygun olup olmadı­ğına bakacağız bunun için hemşire hanım sizinle ilgilenecek ve sizi hazırlayacaklar. Şimdi benimle gelin lütfen!"

Zenan ve İsa büyük bir heyecanla bütün tahlilleri yaptırıp örnek ilikte verdikten sonra beklemeye başladılar fakat so­nucun iki haftadan önce çıkmayacağını öğrendiklerinde kah­roldular. Sabah olduğunda İsa'nın babası bir otobüs dolusu insanla hastaneye geldi. Kimler yoktu ki? İsa'nın bütün kar­deşleri ve yeğenleri, Zenan'ın o taş yürekli babası ve kardeş­leri herkes oradaydı. Galip bebek hayata galip gelmeliydi. Karı k°ca ailelerini karşılarında görünce uzun bir aradan sonra ilk kez gülümsediler. İki aile bireyleri bütün testlerden geçerek uygun olanlar ilik verdiler. Artık zorlu bekleyiş başlamıştı ve gün geçtikçe de Galip bebek için zaman daralıyordu.

 Bu zorlu süreçte kayın pederi Musa ve kağnı Resul onları yalnız bırakmadı. Resul tam bir ayak adamıydı ve bakkal Musa onu yanından hiç ayırmazdı o da babasından korkar biraz da saf olduğu için itiraz edemezdi. Resul eliyle hastanenin koridorunda ki bankta oturan Zenan'ın omzuna dokundu ve "Bir şey lazım mı?" diye sordu. Zenan kafasını çevirdiği an şeytanın siluetini gürmüşçesine tüm gücüyle dudaklarını kanatırcasına ısırdı ve hemen oradan kaçtı. Onun burada ne işi vardı... Gitmemiş miydi? Karşılaşmamak için yeterince sağa sola savrulmuştu zaten "Ondan gelecek iyiliği istemiyorum" diye söylenirken koşar adımlarla oğlunun yattığı yoğun bakım odasına çıktı. Şükürler olsun ki camlı bir odada kalıyordu ve onu dışarıdan da olsa görebiliyordu.

Yaklaşık iki aydır hastanelerde geçen günlerin ardından doktor aileyi odasına çağırdı. Bakkal Musa telaşla Resul'ü da alıp doktorun kapısını çaldı ve " Bizde gelebilir miyiz doktor efendi? Çok meraktayız" dedi.

Prof. Haldun Bey aileyi odasındaki kahverengi deri koltuklara buyur edip oturttuktan sonra" nihayet bu bekleyişin ardından aradığımız don örü bulduk!" müjdesini verdi. Bakkal Musa telaşla "kim" diye sordu? Doktor bey "Bu gibi durumlarda kardeş çok önemli! Evet, uygun verici bebeğinizin abisi" deyince; hep bir ağızdan "hayır nasıl olur? Onun kardeşi yok o tek çocuk yanlışınız var doktor!" sesleri yükseldi. Haldun Bey kardeş konusunda bilgi almamıştı bu gibi bilgileri daha çok asistanları takip ettiği için bu durum karşısında o da şaşırdı. Dosyasını açıp isim listelerine baktı ve ağızlan açık şaşkınlık içerisinde doktoru pür dikkat dinleyen aileye; "Şimdi beni iyi dinleyin! Hepinizin kan örnekleri alındı ve incelendi ayrıca en yakın aile bireyleri arasında DNA incelemesi yapıldı. Bu durumda soruyorum Selim GÖKPINAR neyiniz oluyor?"

Resul hemen saf saf atladı ve "Benim oğlumdur doktor bey" dedi ve o anda bütün gözler Zenan'ın üzerine kara bir bulut gibi çöktü. Zenan'sa çoktan Azrail'e ruhunu teslim etmiş kelimeyi şahadet getiriyordu. O kara lekenin bir meyve vereceğini aklının ucundan bile geçirmemişti. Bütün sevinci kursağında kalmış zavallı bir kurban gibi boynu bükük bekliyor­du. 





Isa silkindi ve destur çekip ayağa kalkarken Prof. Haldun Bey bir aile dramının tam ortasında olduğunu çoktan anlamış anlamsızca kurbanı çözümlemeye çalışıyordu. İsa Zenan'a dö­nerek "Bir kez soru soracağım sen de cevaplayacaksın" diye bağırdı. "Resul sana ne yaptı?" Belli ki bu ilk vukuatı değildi daha önce de sapkınlıkları olmuş ve ört pas edilmişti. Zenan şok geçiriyor çenesi kilitlenmiş elleri bum buz kesmişti. Dok­tor Haldun Bey biraz ürkek bir sesle " Lütfen sizi anlıyorum ama burası hastane uygun bir ortamda konuşalım" diyerek uyardı.

Bakkal Musa beylik tabancasını çıkarıp Zenan'ın kafasına tuttu ve "Demek sen iki oğlumu birden idare ediyorsun" diye­rek Resul'ü kurtarmaya çalıştı fakat İsa bu numarayı yemedi. Doktor Haldun Bey korku içerisinde kendisini odasından dı­şarıya atarken; dışarıdakileri odasına girmemeleri konusun­da uyararak hastane personelinden polise haber vermelerini istedi. Zenan tüm cesaretini toplayıp Bakkal Musa'ya, "Bana saldırdı o şerefsiz acımadan saldırdı" diyebildi.

Musa, Resul'e baktığı sırada İsa babasının elinden taban­cayı almaya çalışırken tabanca yere düştü. O sırada Zenan tabancayı kaptığı gibi gözünü kırpmadan Resul'ü peş peşe attığı üç kurşunla vurdu. İsa yapma diye bağıramamıştı bile. Zenan'sa, İsa'ya dönerek "İşte bu yüzden söyleyemedim" deyip tabancayı kalbinin tam üstüne yerleştirerek ateşledi. Ha­yata bir sıfır yenik başlayan Zenan daha on beşinde yazgısına Galip olamadı.

ÇOCUK GELİN HKAYEMİZİ SESLİ DİNLEMEK İÇİN Lütfen Tıklayın

Hikayemizi Beğendiyseniz Lütfen Küçük bir yorum ve bir paylaşım da bulunur musunuz Herkesin Okuması ve Faydalanması adına Teşekkürler Sayfamıza geldiğiniz için.....







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

SİZCEDE CİNAYETMİ ?



Gece vakti 10 katlı bir binanın dibinde yerde yatan bir kadın cesedi bulunmuş
Polisler olay yerine gelip cesede baktıklarında olayın bir intihar olacağından şüphelenmişler.
Olay yerine gelen ünlü cinayet masası dedektifi Naci bey ceset yanında yaptığı inceleme sonrası binaya geçerek 1’inci katta cesedin olduğu taraftaki Cama giderek Camı açmış ve aşaya cesedin olduğu yere bakmış , elindeki 10 kuruşluk bozuk parayı yavaşça aşaya salmış .
Daha sonra diğer katlara da çıkarak camlarını açmış aşaya bakmış ve elindeki diğer bozuk paraları atarak arkasından izlemiştir.

Naci Bey, bu incelemesinin ardından olayın bir intihar değil cinayet olduğu kanısına vardı. 
Peki sizce , Bu kanıya Nasıl varmıştır?

Daha çok soru için Facebook sayfamıza bekleriz : Akıl ve Zeka Oyunları

CEVAP için tıklayın..





Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Kadın Aşık Olursa


Tüm acılar daha katlanılabilir olur bir kadın için, aşık olduğunda. Işıklar daha loş, sokaklar daha kalabalık gelir sevdiği adam yanında olmadığında. Sevdiği adama dokunmak ister kadın. Onun koluna girmek ister. Bir kadının, bir erkeğin koluna girmesi birçok şey ifade eder kimi zaman. “seninle bütünleştim” demesidir kadının sessizce, kimi zaman sevdiği adamın koluna girmesi, kimi zaman çığlıklarla “senden ayrılmak istemiyorum” demesidir koluna sıkıca sarıldığı noktada… kol kola yürüyen iki insan bir birinle bütünleşmiş iki insan demektir, zorluklara-acılara bazen mutluluğa kısacası her şeye karşı tek bir vücut olduğunu anlatır kol kola girmek. Sevdiği adamla bütünleşmek ister kadın.

Kadın aşık olursa başını yaslar sevdiği erkeğe… Sevdiği adamın kalp atışlarını dinler. Sevdiği adamın kalp atışlarında kendini bulmak ister. Kendini arar… Sabaha kadar onun yanında kalmak sabaha kadar onun teninin sıcaklığınla başına yasladığı noktanın sıcaklığında uyumak ister… Onun kokusunu akciğerlerine sığdırmak, sevdiği adamın bedenini yanında hissetmek ister. Ona sarılmak ister. Başını sağ omzuna yaslayıp her şeyi unutmak ve derin bir rüyaya dalmak ister. Her şeyden uzaklaşmak sadece iki insana ve mutluluğa ait bir hayal dünyasında yaşamak ister.

Fazla hayal kurar kadın aşık olursa. İki kişilik dünyalarda inşa edilmiş sergüzeşt hayallerdir bunlar çoğu zaman. Sevdiği adama ait olmak ve sevdiği adamın ona ait olduğu hissini doruklarda yaşar kadın, gerçekten, aşık olursa. Daha çocukça, daha kırılgan, daha sempatik, daha masum bir kimlik kazanır. Kadın aşık olursa az uyur çok hayal kurar ve hep sevdiği adamı anımsar sabah kalktığında. Sevdiği adamdan belki bir günaydın telefonu belki bir blok nota düşülmüş basit bir günaydın yazısı ve altına iliştirilmiş basit bir kalp çizimi bekler. Her sabah birinin onu düşünerek uyandığını hissetmek ister kadın aşık olursa… ve sırf sevdiği erkekten gelmeyen iyi geceler mesajı yüzünden iyi geçmeyen geceler vardır. Daha kırılgan olur kadın aşık olursa ve çocuklaşır… biraz sevgi biraz ilgi ve biraz sarılmak ve belki de sık sık hatırlanmak ister kadın aşık olursa…




Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Hayatım Bana Zindan

Bir okul ile başladım lanet olası bir okul, mutlumuyum hayır ,evet eski okuldan gitmek istiyordum kaç yılım geçti. En iyi kardeşim, kan kim Arda'mı ve diğer hatıralarımı bıraktım  okulda ,her yerinde bir anım var.

Şimdi o günleri istiyorum, o acıları o gülmeleri o evi o parkı o arkadaşlarımı o düşmanlarımı o okulu o müdürü o kantinciyi o hademeyi o sınıfı o öğretmenleri o azarlamaları o günleri o ağaçları o yolları o yolar da canım acıdığında ağlamayı o yolar da korkmayı o yolar da koşmayı hepsini istiyorum. Ben o hayatıma aşığım şimdi çok pişmanım biraz da bu okuldan bahsedeyim ; o kantinci çok iyi biri ,
 o müdür pamuk şeker gibi kalbi var ,o öğretmenlere baktıkça canım acıyor , görsel hocası hariç o bizim sınıftaki bazı pislikleri gördükçe canım acıyor gülüyorum ya, aslında içimde küçük bir kız ağlıyor evet öldürdüğüm kız çocuğu , okulda aşık olduğum çocuk var evet ama o bile çare değil.

Kavgalarım çok var özledim be annem baştan alsak yaşamayı bu okulda adım mı çıkmadı , Allah'ım inanmıyorum bilmeden etmeden iftira atmaları hepsinin öleceği zaman bedenleri can çekişsin ,benim helalliğimi almadan bedeninden ruhları çıkmasın inşa Allah ,bana iftira atanların hepsinin başına gelsin bazıların topunun adı çıkmış inmez yetmişe onlarında inmez lakin benim kalbimde yanımda sağımda solumda önümde arkamda Allah'ım bana yardım ediyor ya ben ona şükür ediyorum...
Her gün hikayenin devamı gelecektir.

Yazar : asi_kız 2589

Sizlerde hikayelerinizi Paylaşın Yayınlayalım






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Bu Bir Cinayet mi ?

katil kim

BU BİR İNTİHAR MI , CİNAYET Mİ ?
RESME ÇOK DİKKATLİ BAKIN VE DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN LÜTFEN ....






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Kişilik Testi – Resimde İlk Hangi Hayvanı Görüyorsunuz

akıl ve zeka oyunları

Kişilik Testi – Bu Resimde Gördüğünüz İlk Hayvan Aslında Kişiliğinizi Ele Veriyor.

Bu resim aslında katmanlar halinde iç içe geçmiş birden fazla hayvanın resmi ile oluşturulmuş bir kolaj. Bu çok katmanlı resme ilk bakıldığı anda herkes farklı bir hayvan görüyor.

İlk gördüğünüz hayvanı not ettikten sonra resimdeki diğer hayvanları da ayırt etmeye çalışın. İlk gördüğünüz hayvan baskın karakteriniz olmak üzere, sırayla gördüğünüz diğer hayvanlar sizin kişiliğinizi oluşturan etmenler hakkında bilgiler vermekte. Peki bu gördüğümüz bu hayvanlar ne anlama geliyor? Yukarıdaki resmi iyice incelediyseniz sonuçlara göz atabilirsiniz;








Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Sizce çocuğun annesi hangi kadın?

akıl ve zeka soruları

filoji testi

Tek soruluk harika bir bulmaca:


Görselden anlaşıldığı gibi, küçük çocuk yerde oynarken iki kadın karşılıklı oturuyor.

Soru şu:

Hangi kadının yerde oynayan çocuğun annesi olduğuna inanıyorsunuz?

CEVAP  ( Sorunun Cevabına Bakmadan Önce Kendiniz Bir Yorumda Bulunun Lütfen )

Akıl ve Zeka Oyunları Hoşca vakit Geçireceğiniz Birbirinden Farklı Soruların yer aldığı Facebook sayfamız için Tıklayın Lütfen






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Türk Destanları


Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde "destan" terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevilerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal,tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli üslûplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebeb açıklayan ve Batı Edebiyatında "epope" terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde "destan" adı ile anılmaktadır. 





Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikayeleridir. 

Destanlar bütün bir milletin ortak mücadelesini ortak değerler, kurallar, anlamlar bütünlüğü içinde yorumladığı ve yaşatıldığı toplumun geçmişini ve geleceğini temsil ettiği için dünya edebiyatının en ülkücü eserleri olarak kabul edilirler. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. 

Destanlarda tarihi olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti ,doğruları ve değerleri ile idealleştirilir, eski hatıralarla birleştirilerek tarihî gerçekmiş gibi anlatılırlar.Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü , hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır. Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve savaşcılık yanında verdiği sözde durma , acizlere ve mağluplara hoşgörü ile yaklaşma, yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak değer ve kabullerdir. Türk destanları,kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı, Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebeb açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır. ilk örneklerinin manzum olduğu kabul edilen Türk destanlarından Kırgız Türkleri arasında yaşayan Manas destanı dışında bütünüyle günümüze gelebilen örnek bulunmamaktadır.

Diğer Türk destanları çeşitli kaynaklarda özet, epizot, hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde bulunmaktadır. Türk tarihine ana hatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle başlamış ve yeni toprakları yurt edinerek gelişmiştir. ilk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman terk edilmemiştir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta Asya'dan itibaren dünya coğrafyası üzerinde geniş alana yayılmış ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde, pek çok özerk topluluk da ve çeşitli devletlerin idaresinde azınlık halinde yaşamaktadır. 





Türk kültürü de tarih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel olarak çeşitlenmiş farklı seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak ancak ilk kaynaktan gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaşmıştır. Bu sebeple Türk destanları da tarihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve kültür dairelerine paralel olarak çeşitlenmiştir. Türk destanları, ana hatlarıyla kültür dâirelerine, kronolojik ve içinde teşekkül ettikleri veya muhafaza edildikleri siyâsî birliklere göre şöyle sınıflandırılmaktadırlar: 

İlk Türk Destanları 

1.Altay - Yakut Yaradılış Destanı 

2.Sakalar Dönemi 


a)Alp Er Tunga Destanı 

b)şu Destanı 

3.Hun Dönemi Oğuz Kağan Destanı

4.Köktürk Dönemi 

a.Bozkurt Destanı 

b.Ergenekon Destanı 

5.Uygur Dönemi 

a. Türeyiş Destanı 

b. Göç Destanı 

İslamiyetin Kabulün den Sonraki Türk Destanları : 

1.Karahanlı Dönemi Satuk Buğra Han Destanı 

2.Kazak-Kırgız Kültür Dâiresi Manas 

3.Türk-Moğol Kültür Dâiresi Cengiz-name 

4.Tatar-Kırım Timur ve Edige Destanları 

5.Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri 

a. Seyid Battal Gazi Destanı 

b. Danişmend Gazi Destanı 

c.Köroğlu Destanı

Prof. Dr. Umay Günay  Türk Destanları Çalışmasından Alıntı Yapılmıştır..





Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

En İyi Hikaye Blogları

Hikayeler doğduğumuz ilk andan itibaren bizim ile beraberdirler ,bebekken anlatılan çocuk Hikayeleri , masallar ,büyüdükçe etrafımızda büyüklerimizin anlattığı ders veren kısa öyküler, ibretlik hikayeler ,gerçek hikayeler,kıssadan hisseler ders alınacak güzel anlatımlar,

Bunlarla büyüdük yoğrulduk kimi zaman komik hikayelere güldük ,kimi zaman aşk hikayelerinde düşüncelere daldık,kimi zaman ağladık,heyecanlandık ama hep severek dinledik hep severek okuduk.

Bu yazımda Sizlere sanal ortamda yayınlanan Hikaye ,Öykü ve Masal blog'larından bahsetmek istiyorum.Tabi müsaade ederseniz ilk olarak küçük güzel hikayeler bulundurduğum kendi Blogum olan Yaşam Tadında Hikayelerden bahsetmek isterim.

Yaşam Tadında Hikayeler : '' Hüzünlü,keyifli ama hep bizden ve içimizden hayatımızın bir parçası olan yaşam tadında kısa hikayeler  '' Şimdi merak ediyorsunuzdur Neden hikaye ve Blog nasıl Başladı HAKKIMDA Konulu yazımı okumanızı rica edeceğim.

Wattpad : Özellikle uzun soluklu Hikaye Yazarlarının ve Okuyucuların Takip ettiği Wattpad dan fazla söz etmeye gerek yok sanırım , Ama ilk defa duyanlar için kısaca Söz edersek ; Kendinize ait Hikayeleri Paylaşa bileceğiniz ,veya yazılan hikayelerin gidişatlarını yazdıklarınızla belirleyeceğiniz farklı kategorilerden oluşan tam bir hikaye çılgınlığı diye bilirim.

Seçme Hikayeler : 2002 yılında açılan ve benimde takip ettiğim ,güzel hikayeler ve bir çok hikaye örnekleri ile Hikaye severlerin Takip etmesi gereken bir Blog dur .

Masal Oku : Siteye girdiğinizde İlk tepkiniz tebessüm etmek olacaktır.Çocuklara yönelik güzel bir tema ile hazırlanmış olan ve Masallar dan oluşan bir dünya , çocuklarınız çok sevecek.

Hayat Akarken  : '' Hayatın akışında güne yeni bir öykü ile merhaba deyin '' Diyerek Birçok kategoride Farklı hikayelerin yer aldığı Hikaye bloğu.

Bir Masal : Çocuklara yönelik Masal ve hikayelerin paylaşıldığı hoş bir site

BekirHoca.com : Güncel Eğitim makaleleri yanı sıra kısa hikaye ,öykülerin paylaşıldığı kişisel bir blog.

Sanal Sosyal : Keyifle okuya bileceğiniz Kısa hikayeler barındıran kişisel blog.

Kisa Hikaye Arsivi : Keyifle okuya bileceğiniz Kısa hikayeler barındıran kişisel blog.

Ali Seyhan : Keyifle okuya bileceğiniz Kısa hikayeler barındıran kişisel blog.

Polisiye Durumlar : Polisiye olay ,durum ve hikayelerin paylaşıldığı polisiye eserlerin yorumlandığı Kategorisi ile dikkat çeken bir site .

Teraneler : Klasik hikayelerden sıkılan farklı ,özgün yazılar arayanlar için işte buldunuz ,farklı konularda özgün Deneme ve öykülerin yer aldığı Beğeneceğinizi düşündüğümüz bir Kişisel blog.

Masalcı site  : Çocuklara yönelik Sesli ve Yazılı Masal ve öykülerin paylaşıldığı hoş bir blog.

masal-oku.com Yayın hayatına yeni başlayan ,Çocuklara yönelik Sesli ve Yazılı Masal ve öykülerin paylaşıldığı bir blog.

Masaloku.net : Çocuklara yönelik farklı çocuk hikayeleri okul öncesi birbirinden güzel öykü, masal ve fıkraların paylaşıldığı güzel bir site

Masal sitesi : Çocuklara yönelik sesli,görüntülü ve yazılı birbirinden güzel öykü, masal ve fıkraların paylaşıldığı güzel bir Blog.

Gülüm net : Farklı konuların yanı sıra ,Birbirinden farklı  hikaye türlerinin Paylaşıldığı  bir site 

Masal  : Çocuklara yönelik farklı birbirinden güzel öykü, masal ve fıkraların paylaşıldığı güzel bir site

Sihirli Lamba : Kendi deyimleriyle Çocuk Masalları ve Çocuk Hikayeleri Okuma Sitesi .

Birmasal :  Çocuklara yönelik farklı birbirinden güzel öykü, masal ve fıkraların paylaşıldığı güzel bir site

Aşk Masalı : Aşk üzerine Yazılmış her şey desek yanlış olmaz sanırım .

Aşk Hikayeleri  : İsminden de anlaşılacağı üzerine aşk üzerine yazılmış sözleri ,şiirleri,hilkayeleri okuyucuları ile buluşturuyor

Aşk hikayeleri  : Kendi Tanımları ile Yüzlerce birbirinden güzel yaşanmış aşk hikayeleri.Amatör bir ruhla hazırlanmış emek verilmiş bir kişisel blog.

Masal Biz  : İamine aldanmayın farklı kategorilerde ve farklı konıularda bir çok hikaye örneklerinin paylaşıldığı bir site

Dini Hikayelerim : Dini hikaye ve kıssalar,dini kıssadan hisseler,yaşanmış gerçek dini hikayelerin Paylaşıldığı bir site.
Hikayeler Oku : Farklı konuların yanı sıra ,Birbirinden farklı  güzel hikayeler Paylaşıldığı  bir site 

Değerli Blog Yazarları Farklı konularda derlediğiniz Hikaye,Öykü,Masal ve Düz yazı Paylaşımlarınızı yayınladığınız Blog ve sitelerin bu alandan duyurulması için İLETİŞİM  bölümünden bizim ile temas kurabilirsiniz ( Siteni Ekle ) .







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Cennetin Fiyatı

                                                     


Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı.Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu.Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

Öğretmeni, onun bu hâlini fark etti:
- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:
- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
- Ahmet arkadaşımız var ya…
- Evet, ne olmuş Ahmet’e?
- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.
- Ee?
- Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü.Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.

Nurhan Öğretmen:
- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?
- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
- Nerede çalışıyorsun?
- Simit satıyorum.

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi. Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Öğretmen, Ali’ye döndü:
- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
- Çok zengin bir işadamı…
- Niçin?
- İnsanlara daha çok yardım etmek için…
- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak şimdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi değil; bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme; çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin.Olmaz mı?
- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.
- Neden olmaz?
- Üç sebepten dolayı olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.

İkincisi: “Ağaç yaş iken eğilir.” deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam.

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.


Nurhan Öğretmen, karşısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadım, dedi.?

- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet’i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre Cennet’in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet’e girebilirim. Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu?

Nurhan Öğretmen’in gözleri dolmuştu. Başını “Evet” anlamında sallarken Aliyi evine yolladı.

Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali’nin bıraktığı parların masaüstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayrı ihtiyarı oturdu ve paraları eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Öyle bu paralar, Bu bozuk SİMİT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.



Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı … Ağladı.

Kendine geldiğinde akşam olmuştu. Yavaş yavaş sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık “ Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak” diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde “ Ne dediniz hocam “ demesini bile duymayan Nurhan öğretmen bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti




Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Tamire Zaman Var Mı ?

                             

Doğan Cüceloğlu nun eğitimdeki katılımcılarla aralarındaki konuşma:

Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

Katılımcılardan Biri: Allaha şükür, hocam, bildiğimiz kadarı ile yok.

Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?

Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar:

Katılımcılardan Biri: Ölüm.

Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Diğer hiç biri insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu . göstermez mi?

Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır. Şu şekilde devam ederim: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?

Katılımcılardan Biri:Hayır

Cüceloğlu: Şu saniye içinde olma olasılığı var mı?

Katılımcılardan Biri:Var.

Cüceloğlu: Yarın?

Katılımcılardan Biri:Evet.

Cüceloğlu: 30 yıl sonra?

Katılımcılardan Biri:Olabilir.

Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?

Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle hiç bakmamışlardır.
Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?

Katılımcılardan Biri: Yoktur hocam.

Cüceloğlu: Peki . nereden biliyoruz, az sonra telefonumuzun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?

Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar.

Katılımcılardan Biri: Hocam konuyu değiştirsek?

Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

Katılımcılardan Biri: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular,tartışma ya da gerginlik konusu yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona "yüreğinizin taa derininden gelen bir "seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?

Burada bazı katılımcıların ağladığı olur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.

Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç . tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim?" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?


DOĞAN CÜCELOĞLU







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Annemi özledim


On yaşlarındaki küçük kız, okul önlüğünün düğmelerini iliklemeye çalışırken o kadar acele ediyordu ki; yaşadığı panikten elleri birbirine dolanıyordu. Uyumaktan şişmiş gözlerini ovalayarak dışarı fırladı. Ayakkabılarını ayağına geçirmeye çalışarak yürümesi, yolda yalpalamasına sebep oluyordu.

Son günlerde sürekli geç uyanıyor, ilk derse yetişemiyordu. öğretmenin verdiği cezadan çok, her seferinde yalan söylemek zorunda kalmasıydı küçük yüreğini yoran. Bu sefer hangi bahaneyi uyduracaktı? Uyuyakaldığını söylese, öğretmen her zamankinden daha çok kızacaktı.

Annesine söz vermişti. Ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin, kesinlikle yalan söylemeyecekti. Geç kaldığı günlerde öğretmeninin bakışlarıyla alevlenen yangına karşı, sap yığınından yalanların arkasına çaresizlik içinde gizleniyordu.





Okulun kapısına geldiğinde koşmaktan terlemişti. Alnına, çile mürekkebiyle yazılan yazıyı, saçlarından süzülen ipek teller, daha bir belirginleştiriyordu. Al yanaklarının üzerine yerleşen şiş gözlerle etrafına bakıyor, çekingen adımlarla koridorda ilerliyordu.

Küçük bedeni, taşıyabileceğinden ağır bir çantanın esaretinde sınıfın önüne geldi. Son kez önlüğünü ve yakalığını düzeltip, kulağını hafifçe kapıya yasladı. İçeride hiç ses yoktu. Çantasını sırtından eline alıp, minik elleriyle kapıya birkaç kez vurdu. Ürkek adımlarla içeri girdiğinde sınıftaki sessizlik, yerini fısıltılara karışan gülüşmelere bırakmışa.

Çocukların bazısı, geç kaldığı için ona kızıyor, bazısı alaycı bakışlarım gülmelerle perçinliyordu. Küçük kız, yerine geçmeye hazırlanırken; öğretmen, sınıfı susturan, gülüşmeleri kovalayan, küçük kızın yüreğini titreten konuşmasına başladı.

“Dur bakalım! Yerine oturma! Seni defalarca uyarmaktan, cezalandırmaktan bıktım. Sen, geç kalmaktan bıkmadın. Tahtanın yanına geç ve ders bitene kadar tek ayak üzerinde dur. Sorumsuzluğuna son verene kadar böyle yapacağım... Ayağını indirdiğini görmeyeyim!”

Öğretmen, hedefe koyduğu küçük bir kalbi tam ortasından yaralamıştı. Acımasız bir ressamın elinden çıkan hüzün tablosu, sınıfın ortasında öylece duruyordu. Diğer çocukların yeniden başlayan gülüşmeleri tabloya vurulan fırçanın son darbeleri oldu.

Alaycı bakışlardan kaçırdığı gözlerinde, yağmaya hazırlanan bulutlara direnen küçük kız, tahtanın yanına geçti. Ayağım kaldırdığında ders kaldığı yerden devam etmişti.

Minik ayaklarında derman tükenmek üzereyken, ızdırabı ve dersi sonlandıran zil nihayet çaldı. Bir yangından kaçar gibi kapıya koşturan çocuklar geride bıraktıklarını çoktan unutmuştu. Öğretmen, masadan kitaplarını toplarken sınıfta kimse kalmamışa. Küçük kızın yüzüne dahi bakmadan, “Tamam! Çıkabilirsin,” dedikten sonra, söyleyecekleri aniden aklına gelmiş gibi» uyuşan ayaklarıyla birkaç adım atan kıza tekrar seslendi.



“Dur biraz! Her gün derse geç kalıyorsun. Bu böyle gitmeyecek! Ya keyifle uyumaktan ya da okuldan vazgeç! İkisini de aynı anda yapmaya çalışmandan bıktım. Nasıl bir annen varmış ki>s eni okula hazırlamaktan aciz, geleceğine karşı îca.»nz. Defoluca çağırmama rağmen bir defa bile göremedim veli toplantılarında. Senin sorumsuzluğunun diğer çocuklara örnek olmasına izin vermeyeceğim. Ya kendine çeki düzen ver ya da...”ö ğretmeninin ağzında çakan şimşekler küçük kızın gözlerinde bekleyen bulutlara düşüyordu. Yağan yağmurlar çoraklaşmış bir yüreği yumuşatmaya yetmiyor, sorular devam ediyordu.

“Okumak istemiyor musun? Eğer öyleyse, ne sen yorul ne de biz!” Küçük kızın başı önüne düşmüştü.

“Hayır öğretmenim,” dedi. “Okumayı çok istiyorum. Hemd e çok; ancak her sabah aynı rüyayı görüyorum.”

“Ne görüyorsun rüyanda?”

“Geçen sene beni yalnız bırakan annemi cennette görüyorum. Beni çok özlediğini söylüyor, pamuk elleriyle başımı okşamak istiyor; tam elini uzatıyor, uyanıyorum.”

Yanaklarına süzülen yaşları sildikten sonra derin bir iç çekip, sözlerine kaldığı yerden devam etti.

“Onu o kadar çok özledim ki... Belki aynı rüyayı tekrar görürüm, belki rüya kaldığı yerden devam ederdiye tekrar uyuyor, uyanmak istemiyorum; ancak rüya kaldığı yerden devam etmiyor...” Daha fazlasını anlatacak gücü kalmamıştı. Titreyen sesiyle son bir cümle daha kurdu.

“Rüyamda da olsa, bir defa başımı okşamasını, ona doya doya sarılmayı o kadar çok isterdim ki...”




Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Küçük Kör Kız ve Sihir



Arkadaşım Whit profesyonel bir sihirbaz dı. Los Angelesda bir restoran, müşteriler yemek yerken masalarına gidip sihirbazlık yapması için onu işe almıştı.

Bir akşam bir ailenin masasına gidip kendini tanıttıktan sonra bir deste iskambil kâğıdı çıkartıp gösterisini yapmaya başladı. Masada oturan küçük kıza dönüp bir kâğıt seçmesini istedi. Babası ona, kızı Wendy nin gözlerinin görmediğini söyledi. Whit, “Olsun,” dedi. “Kendi isterse ona yine de bir numara yapabilirim.” . kıza dönüp sordu: “Wendy, bir numara göstermeme yardım etmek ister misin?” Kız biraz utangaç omuzlarını silkti ve “İsterim,” dedi.



Whit masada kızın karşısında oturdu ve “Şimdi sana bir iskambil kâğıdı göstereceğim Wendy. Bu kâğıt kırmızı ya da siyah olacak. Senden psişik güçlerini kullanmanı ve kâğıdın kırmızı mı, siyah mı olduğunu bana söylemeni istiyorum, tamam mı?” Wendy başıyla olumladı. Whit sinek papazını gösterdi ve sordu: “Wendy, bu kâğıt kırmızı mı, siyah mı?” Kız bir an düşündükten sonra, “Siyah,” yanıtını verdi. Aile gülümsedi.

Whit kupa yedilisini kaldırıp gösterdi. “Bu kâğıt kırmızı mı, siyah mı?” Wendy, “Kırmızı,” dedi. Sonra Whit bir kâğıt daha, bu sefer karo üçlüsünü çıkardı. “Kırmızı mı, siyah mı?” Wendy hiç duraksamadan, “Krmızı,” dedi. Aile fertleri biraz asabi gülümsediler. Whit, Wendy e üç kâğıt daha gösterdi ve Wendy üçünün de rengini bildi.

İnanılmaz bir biçimde altıda altı yapmıştı! Ailesi onun bu kadar şanslı olduğuna inanmıyordu. Yedinci kâğıtta, Whit kupa beşlisini kaldırıp, “Wendy, bu sefer bana kâğıdın hangi gruptan, yani kupa mı, karo mu sinek mi, maça mı olduğunu ve değerini de söylemeni istiyorum” dedi. Wendy bir an düşündükten sonra “Kupa beşlisi,” dedi. Aile fertlerinin soluğu kesilmiş, hepsi şaşkına dönmüştü. Wendy nin babası Whit’e, “Numara mı yapıyorsunuz, yoksa bu bir tür sihirbazlık mı?” diye sordu. Whit, “Bunu Wendy’ye sormalısınız,” yanıtını verdi. Babası, “Wendy, bunu nasıl yaptın?” dedi. Wendy gülümsedi ve “Bu sihir!” diye yanıtladı.

Whit, aile fertleriyle tokalaştı, Wendy’ ye sarıldı ve kartvizitini bıraktıktan sonra masadan ayrıldı. Bu, aile için hiç . unutamayacakları sihirli bir an yaratmıştı. Elbette sorun, Wendy’nin kâğıtların rengini nasıl bildiğiydi. Whit onu daha önce hiç görmemişti, öyleyse hangi kâğıtların kırmızı, hangilerinin siyah olduğunu ona söylemiş olamazdı.

Wendy de görme özürlü olduğu için Whit’in gösterdiği kâğıtların rengini ya da değerini bilmesi olanaksızdı. Öyleyse bu nasıl olmuştu? Whit, bu sihirli anı hızlı düşünerek ve gizli bir şifre kullanarak yaratmıştı. Whit meslek yaşamının başlarında iki kişi arasında sözsüz iletişim sağlamak için bir ayak şifresi geliştirmişti. Bu şifreyi yaşamında daha önce hiç kullanmamıştı.



Masada Wendy’nin karşısında oturup ona, “Şimdi sana bir iskambil kâğıdı göstereceğim, Wendy. Bu kâğıt kırmızı mı ya da siyah mı olacak,” dediğinde masanın altından kızın ayağına “kırmızı,” derken iki kere, “siyah,” derken de bir kere vurmuştu. Ve Wendy nin kendisini anladığından emin olmak için “Senden psişik güçlerini kullanmanı ve kâğıdın kırmızı mı (iki vuruş), siyah mı (tek vuruş) olduğunu bana söylemeni istiyorum, tamam mı?” diyerek gizli sinyali yinelemişti. Kız başıyla onaylayınca söylediklerini anladığından ve onunla bu numarayı yapacağından emin olmuştu. Whit, “Tamam mı?” diye sorduğunda, aile onun sözlü yönergeleri kastettiğini sanmıştı. Peki, Whit kupa beşlisini nasıl anlatmıştı? Çok açık. Beşliyi anlatmak için kızın ayağına beş kez vurmuştu. Kâğıdın kupa mı, maça mı, sinek mi yoksa karo mu olduğunu sorduğu sırada da “kupa,” derken yine ayağına dokunmuştu.

Bu öyküdeki asıl sihir, olayın Wendy üzerinde bıraktığı etkiydi. Hem birkaç dakikalığına da olsa ailesinin önünde kendini özel hissetmiş hem de aile, arkadaşlarına onun şaşırtıcı “psişik,” yaşantısını anlatırken evin yıldızı olmuştu.

Olaydan birkaç ay sonra Whit, Wendyden bir paket aldı. Pakette görme özürlüler için bir deste iskambil kâğıdı ve bir mektup vardı. Mektupta Wendy, kendini gerçekten özel hissetmesine yardım ettiği ve birkaç dakikalığına da olsa “görmesini,” sağladığı için Whit’e teşekkür ediyordu. Sürekli sordukları hâlde bu numarayı ailesine hâlâ anlatmadığını söylüyordu. Mektubunu, Whit’e, görme özürlüler için yeni numaralar geliştirebilmesi için bir deste özel kâğıt gönderdiğini söyleyerek bitiriyordu







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...