Hikayeleri Önce sen Oku

Allah'a İtiraz Eden Adam

dini hikayeler

Birgün, çelimsiz, küçük bir kız çocuğu, sokağın köşesine oturmuş; yiyecek, para, ya da alabileceği herhangi bir şey için dileniyordu. Üzerinde yırtık, pırtık giysiler vardı; yüzü gözü kir içinde ve perişan bir haldeydi.

Kız dilenirken, sokaktan genç, canlı ve iyi görünümlü bir adam geçti. Kızı fark etmişti ama belli etmemek için dönüp ikinci kez bakmadı. Büyük ve lüks evine, mutlu ve rahat âilesinin yanına geldiğinde, çok güzel hazırlanmış akşam sofrası onu bekliyordu. 

Fakat az sonra düşünceleri tekrar o fakir kıza takılıverdi. Duyguları bir şeylere itiraz ediyordu. Sonra kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah’a yöneltti. Böyle durumların var olmasına izin verdiği için…

Ve şöyle bir cümleyle yakındı içinden:“-Böyle bir şeyin olmasına nasıl müsâade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için bir şeyler yapmıyorsun Allâh’ım?”
Sonra rûhunun derinliklerinden gelen bir cevap işitti:“
-Yaptım. Seni yarattım!”



ibretlik hikayeler,dini hikayeler,hikayeler,Allah,yeni dini hikaye,dini hikaye 2019,sesli hikayeler,muhteşem dini hikaye,dini öykü 2019,dini öyküler,hüzünlü,hikayesi,hikaye dinle,duygusal,ibretlik hikaye,kısa hikayeler,ibretlik,ibretlik hikayeler dini,kıssadan hisseler,sesli kitap,dini ibretlik hikayeler,sesli hikaye,kıssalar,ibretlik dini hikayeler,müzik,youtube müzik,dinle





Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

EMANET


HAYATINIZDA OKUYACAĞINIZ EN GÜZEL HİKAYELERDEN BİRİ

Bir gün yolda yürürken yerde bir cüzdan buldum içini hiç açmadım. Ne var diye merak bile etmedim. Şeytan bak hele içine diye durtse de direk polise gittim.

-Bakarmısınız amir bey,

Cüzdan buldum acaba kimin olduğunu öğrenebilir misiniz düşürmüş olmalı dedim.


Polis aniden baktı şaşkın şaşkın Ve dedi ki : -içine baktın mı? kimin cüzdan?


-Hayır bakmadım; dedim.

Hayret etti

Allah Allah hiç mi merak etmedin dedi polis.


-Hayır benim olmayan şeyi nefesini merak edeyim memurbey üzerime emanet yükü düştü emanetin kime ait olduğunu siz bulabilirsiniz. Emanetin sahibine ulaştırmam lazım.

Polis :

-Oğlum adam sana cüzdanı emanet etmedi ki emanet diyorsun. Adam düşürmüş cüzdanı içinde yüklü bir miktar para ve bir şirkete ait bir adres ve isim var. Bu devirde bu kadar parayı kim kime emanet eder aklını mı yitirdin.

-Bu paranın helallik payı çok yüksek içinde trilyonda olsa tenezzül etmem. Neden mi? Allah tarafından o parayı ben buldum ve Allah tarafından adamı bulmam için para bana emanet çıkıyordmanete hiyanetlik edersem hırsız. Emaneti yerine teslim edersem gönlüm rahat olur. Hem memur bey biz emanete hiyanetlik etmeyen bir peygamber ümmetiyiz değil mi?..

Polis Allah Allah deyip kafayı sağa sola sallamaya başladı ne güzel ne ince düşünce dedi.Emanet ha dedi ve gülümsedi kendi kendine.

Tamam delikanlı dedi kafasını yukarı kaldırarak. Cüzdan da ki kişiyi arıyorum numarası yaziyor karakola gelsin değil mi dedi. Evet dedim gelsin ve emanetini alsın gönlüm huzura rahata ersin.

Adam çok geçmeden geldi. Kim bulmuş deyip amir beye sordu oda parmakla şurada oturarak su içen deli kanlı dedi. Adam yanıma geldi.

Teşekkürler delikanlı senin yaptığını kimse yapmaz dedi.

-Estağfurullah efendim benim yaptığımı her Müslüman yapar. Çünkü emanete hiyanetlik malı sahibine teslim etmek islamiyetin en vaz geçilmez kuralıdır. -İsmin nedir delikanlı sormam da bir sakınca yoktur değil mi?

-İsmim Furkan efendim.

-Furkan evladım al şu 1000 lirayı sana hediyem olsun.

-Efendim bana bir iyilik mi yapmak istiyorsunuz, eğer böyle bir şeyse aklınızdan geçen, size bir önerim var. Benim o paraya ihtiyacım yok. Belliki maddi durumunuz iyi o parayı gelin fakir birine verin ihtiyacı olan biri vardır.

Adam öneriyi kabul etti ve Furkanı çok beğendi hali duruşu giyimi ile tam efendi bir çocuktu.

-Bir işin var mı Furkan?

-Yok efendim arıyorum.

-O halde gel benim iş yerimde çalış.

Furkan çok sevindi Allah razı olsun dedi. Ailesi maddi açıdan biraz sıkıntı içindeydi üniversite biteli daha bir ay olmuştu sınavlara hazırlanırken ailesine de bakmak zorundaydı.

Cüzdanın sahibine derse çalıştığını Üniversite mezunu olduğunu anlattı. Adam da sende benim gençligim var deyip elini Furkanın Omzuna koydu.

Aradan 1 yıl geçti Furkan adamın verdiği işle ailesine baktı ve onlarda maddi manevi açıdan nefes almıştı.

Cüzdanın sahibi Halis bey hep uzaktan izledi Furkanı her şeyle denedi bazen azarladı sabrını ölçmek için bazen bir baba gibi davrandı Furkan namaz vakitleri gelince hemen kılar namazını, akşam 30 dakika fazla çalışırdı.Halis bey geç çıkmasının nedenini sordu. Efendim işten korktu kaytardı namazı bahane etti derler diye. Namazda harcadığım zamanları akşam telafi etmeye çalışıyorum dedi.

Adam bir kez daha dersini aldı Furkan'dan , bir şey diyemedi gönlün nasıl rahat ederse öyle yap dedi. Zira senin hamurun İslam ile yoğrulmuş.

Furkan'a Halis bey bir teklifte bulunacaktı ama kızı ona layık biri değildi vazgeçti. 1 yıldır düşünüyordu bunu.

Kızı zengin yetiştiği için eğlence bar her türlü pislikler mevcuttu.

Furkan sınavlarını kazanmış Mühendis olmuştu. Artık işe devam edemeyeceğini bildirmek için Halis beyin yanına geldi ve elini öptü. Halis bey oğlunu kaybediyordu sanki ağlaştılar. Kucaklaştılar. Bir cüzdan dedi Halis bey

-Anlamadım Halis bey ne cüzdanı?

-İşte yıllar önce düşürdüğüm bu cüzdan oğlum artık senindir.

Hak ettin kazandın içini açmadan bu cüzdanı sakla ne zaman öldüğümü duyarsan o zaman cüzdanı aç.

Furkan bir şey anlamadı ama Hayır olmaz dese de Halis bey al dedi. Aradan 3 yıl geçti Furkan maddi sıkıntıları aşmış piyasaya olan borçlarının tümünü ödemiş ve bir ev almıştı. Biraz daha biriktirip araba alacaktı. Lakin vazgeçti araba parasını fakir öğrencilere burs olarak dağıttı. Ev gerekliydi ama araba gerekli değildi.
Bir gün yolda yürürken bir kızın ağladığını gördü. Kız Furkan'ı görünce apar topar kaçmaya başladı kaçarken çantasını unuttu çantanız dese de nafile kız bir arabaya atlamış gözden kaybolmuştu ikinci cüzdan olayı hadi ya Furkan bunda da vardır bir hayır. Deyip karakolun yolunu tuttu. Karakoldakiler çantanın içine bakıp sahibini aradılar. Kız , arkadaşları ile birlikte karakola girdi. Arkasından seslenen Furkan'ı da gördü yanındaki kız arkadaşları aaa ne kadar da yakışıklı bir çocuk deyip yanına koştular isminiz ne demeye sarkıntılık etmeye başladılar. Furkan yüzlerine bile tenezzül edip bakmadı. Hanim efendi çantanızı unutmuştunuz seslendim duymadınız. Karakola getirdim dedi kıza

Kız: Ulan geri zekalı herif içinde 7000 tl para vardı. Alıp yeseydin ya niye getirdin buraya. Hiç mi merak etmedin de içine bakmadın çantanın deyip kahkaha ile gülmeye başladı kız. .

Furkan gayet ciddi bir şekilde Hayır dedi. Hiç içini açmadım ve bakmadım. Emaneti sahibine ulaştırmam lazım diye düşündüm dedi. Kız şaştı kaldı.

Bu salak be haha haha diye gülerken Furkan'ın yüz ifadesine baktı ve irkildi gülmeyi kesti. Çok ciddi bakışı vardı. Çantayı alıp içinden para vermek istedi Furkan almadı. Biz peygamber Efendimizin emanete hiyanetlik etmeyin dedigini ruhumuza nakşettik emanette çıkar gözetmeyiz.Paranızı lütfen çantanıza koyun dedi.

Diğer kız arkadaşları Furkan'ın ağzına düşecekler neredeyse. Telefonunuz var mı diye salyaları aka aka furkan'a söylüyorlardı.

Kız peygamber sözünü emanet sözünü ilk defa duydu sanki irkildi yıllardır babasının annesinin dedikleri geldi aklına ve ağlamaya başladı. Peygamber ve Allah sevgisinden yoksun bir hayatı vardı çünkü. Hep içinde bulunduğu ortam yormuştu onu. Ve bayıldı hastaneye kaldırıldı kız. Babası Halis bey duyar duymaz koştu hastaneye Furkan'ı da hastaneden çıkarken görünce oğlum ne işin var burada dedi. Efendim bir kızı hastaneye bıraktım. Bayılmıştı dedi ve hastanenin kapısından çıktı.


Baba acele acele çıktı yukarı


Kızım deyip ağlıyordu. Kızının bir şeyi yoktu ney seki, ama çanta olayı çok etkilemişti onu babasına anlattı babası nasıl biri diye kızına sordu kızda anlattı babası hiç tereddüt etmedi ve gülümsedi anlatılanlar karşısında Furkan dedi : Yine büyük bir ders verdi bize Furkan dedi.

Kim bu baba yıllardır anlattığın Furkan bumu dedi kızı. Evet kızım dedi Furkan oydu seninle tanışması da bir çanta sayesinde oldu.

Baba dedi Hülya ben değişmek dinimi öğrenmek istiyorum dedi. Halis bey şok oldu bayılmanın etkisi zannetti ama kızına bakınca ciddi olduğunu anladı. Hülyam dedi ve bağrına bastı kızını öyle bir ağladı ki sevinçle aktı göz yaşları. Hülya vakitlerini kütüphane de geçiriyor dinini araştırıyordu. Değişim başlamış lakin birşey eksikti tesettür.

Bol bir kıyafet ve tesettürle babasının karşısına çıktı Hülya. Sokağa öyle çıktı ve yolda yürürken Furkan'a rast geldi. Furkan şok olmuştu. Siz diyebildi. Mini etekli Hülya gitmiş yerine İslam hanım efendisi birisi gelmişti. Hülya hanım lafı uzatmadan Furkan bey benimle evlenir misin dedi. İsmimi nereden biliyorsunuz bu ne cüret dedi Furkan. 

Ben Halis beyin kızıyım. ismim Hülya 5 aydır sizin sözlerinden sonra İslamı araştırdım öğrenmeye çalıştım. Evleniniz yazıyor hadislerde. Evlenen kişi dininin yarısını kurtarır yazıyor. Hazreti Hatice peygamber Efendimize talip olduğu gibi bende size talibim. Bunu nefsim için değil Allah şahidimdir dinim için istiyorum. Furkan şaştı kaldı bir şey diyemedi utandı kızardı tamam dedi bu akşam istemeye geliyorum sizi Halis beyi tanımasam sizin değiştiğinizi görmesem bunlar asla olmazdı dedi.

Sözleriniz beni çok etkiledi zira bu güne kadar evlilik düşünmedim. Aniden söylediniz geçmişe sünger çekmiş yeni bir sayfa açmışsınız bu sayfada bana da yer vermişsiniz aklınızca Allah neyi nasip ederse o olur. Şimdi evinize gidin. Her şeyin bir usulü var bu dediklerinizi İslam ı yeni öğrenmenize var sayıyorum. Çünkü İslamın her kaidesini yapmak istiyorsunuz fazla harama düşmeden İslamı yeni öğrenen birinin elinden tutmak gerek değil mi?

Evet dedi Hülya ve utandı söyledikleri sözlerden.

Eve gitti heyecanlı heyecanlı babasına anlattı her şeyi babasının demek istediği şeyi kızı kendi ağzıyla söylemişti Furkan'a yıllarca babasının anlata anlata bitiremedigi Furkan'a bu kadar yakındı. Eski arkadaş çevresi  Hülya'yı delirdi diyerek terk etmişlerdi. Tesettürle görünce alay ettiler. Sofu olmuşsun hacı teyze yaşlı kadınlara dönmüşsün dediler.

Hülya aldırış etmemişti. Nihayet Furkan gelip Hülyayı istediler.

Evlilik akdi dini bir şekilde gerçekleşti. Mutluluğa bir adım atıldı Aradan iki yıl geçti. Bir çocukları olmuştu. Hülya ve Furkanın adını Esra Nur koydular. Babası vaktini torunuyla geçiriyor onunla geçirdiği vakitlere doymuyordu. Küçük esra dedesinin şaklabanlıklarına gülüyor. Her akşam eve gelirken eşine bir adet kırmızı gül alıyor Furkan ve Gülün içine bir âyet ve bir hadis yapıştırıyor. Eşine ezberlemesini söylüyor benim eşime benim sözüm değil Allah ve Rasulunun sözü yakışır en güzel sevgi kelimeleri Ayet ve hadisin yanında sönük kalır. Deyip bir buse konduruyor yanağına. Hülya eski hayatını hatırladıkça sürekli göz yaşları içinde tövbe ediyor secde de.

Furkanı ile mutlu seneler geçiriyor. Her gün bir gül alıyor ve hergün bir âyet ve bir hadis ezberliyor. Eşinin ince düşünceleri onu birkez daha hayran bırakıyor.

Aradan biraz zaman geçiyor Halis bey hastalanıp kalp krizi geçiriyor. Hastanede yoğun bakıma alıyorlar.

Bu durum herkesi çok üzüyor.

Hülyam hadi bitanem uyu artık hastane bankalarında kaldın hem bak kızımız esra anne deyip ağlıyor kucağımda kaldı. Hem senin hem Esranın uyumaya ihtiyacı var.

Uyuyun ben sizi haberdar ederim.

Tamam dedi Hülya ağlayarak. Kızının karnını doyurup refakatçi odasında uydular.

Bir ara Halis bey kendine geldi doktora rica etti Furkanı çağırın dedi.

Doktor da Furkanı baban seni istiyor dedi. Gitti yanına.

-Halis baba iyi olacaksın canını sıkma Hülya torunun hepsi iyiler.

Tamam Furkan dünyadan göç etme vakti geldi çattı oğlum. Kızım ve torunum sana emanet bilirim sen emanete asla hiyanetlik etmesin verdiğim cüzdanı da hala açmamış olduğuna da adım gibi eminim. Sen benim duamsın vesile cüzdan oldu. Kızımı sana vermek istedim başta kızımı sana layık görmediğim için de birsey diyemedim. Ama hep istedim hep dua ettim ben demeden bir birinizi aynı cüzdan olayıyla buldunuz ve gördünüz. Senin sayende kızım değişti bambaşka biri oldu besmelesiz bir iş yapmaz abdestsiz gezmez oldu. Artık sen benim oğlumsun ölürsem beni sen yıka annesini trafikte kaybettiğimiz den beri Hülyamın üstüne gitmedim onu incitme torunuma iyi bak

Hıçkırıklar içinde kaldı Halis bey. Baba baba dedim doktor dedim. Son sözü şehadet oldu babamın

Gülüyordu gülümsüyordu ben yıkadım babamı öyle güzel kokuyor du ki ölüsü mest oldum. O kadar zenginlikte haram bulaşmamıştı bedenine belli ki bu koku cennet kokusu gibiydi. Dünya kokularına benzemiyordu.

Babamı göz yaşları içinde defnettik.

Cüzdanı açtım. Ölünce aç demişti babam, yıllardır yanımda taşıdım lakin hiç açmadım vasiyeti de bir emanetti benim için. Merak ettiğim lakin elimi bile süremedigim cüzdanı açtım aşkla.

Başta Besmele yazan bir kağıt vardı.

Oğlum Furkan günlerdir rüya görüyorum kızım Hülya ile evleneceksiniz ve çocuğunuz olacak. Bu rüyanın Şeytani değil rahmani olduğunu anladım. Bu cüzdanı ben ölünceye kadar açmaman da rüyamda bana gösterildi. Hazreti Ibrahimin rüyasına benzer bir şey bu.

Ben artık öldüm ve elinde bu cüzdan var. Içinde vasiyet namem var tüm servetimi sana bırakmıyorum. Senin huzurun parada değil Hülya da parayı nereye ne kadar vereceğini listeledim artan parayi da fakir fukara ya dağıt. Ve bir tane Adıma KUR�AN kursu yaptır. Fabrikayı da ustabasına hibe et. Yani onu ortak yap. Fabrikadan gelen kendi hisseni de Kuran kursuna bağışla.

Senin paraya ihtiyacın olsaydı o cüzdanı çağlardın. Sen en değerli hazineye kavuştun Mühendissin paraya ihtiyacinda yok Ahiret için var gücünle çalış oğlum.

Mülk Allahındır. Eğer ki ben ölmeden bu cüzdanı açsaydın. Emanete hiyanetlik etmiş olacaktın. Bir kere daha emanete hiyanetlik etmediğin için takdirimi kazandın kızıma torunuma iyi bak ve asla dürüstlükten ayrılma oğlum.

Ruhuma bir yasin okumayı da ihmal etmeyin. Allahın Selamı üzerine olsun baban Halis. ..

Hülya ile okunulan bu mehtupta ne yazarsa Furkan aynısını yaptı Afrikadan Suriyeye Mısıra Arakana Filistine Doğu Türkistan a ve türkiyede ki fakir fukaralara herkese yardım etti emaneti yerine getirmek için Hülyası ile hizmet için çalıştı. Babası onlara parayı değil davayı miras bırakmıştı. Fakir fukaraya yardım ettikçe yüreklerde ki iman ateşi zirveye çıkıyordu

Işte değerli okuyucularım ben böyle evlendim.

Bir cüzdanla iş buldum bir cüzdanla evlendim bir cüzdanlada islamı dava edindim.

Dürüstlük ve emanete sahip çıkmak. Insana paradan daha değerli şeyler kazandırır. Unutmayın hayat dürüstlük ve doğruluk üzerine kurulmuştur.








Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

AYNI DUA

Dini Hikayeler


Vakti zamanında Hac vazifesini yapmak üzere Mekke’de bulunan bir kimse, oradaki bir adamın sürekli “Allah’ım, sen doğruların yardımcısı ol, onlara yardım et.” Diye dua ettiğine şahit olur. Öyle ki bu adam bu duadan başka dua etmez.

Bu duruma şahit olan kimse meraklanır ve adama sorar; “Sen neden hep ay nı duayı ediyorsun?”
Adam başlar hikayesini anlatmaya;

''Yıllar önce hac vazifemi yapmak üzere Mekke’ye gelmiştim. Burada Kabe’nin etrafında tavaf ederken ayağıma bir şey takıldı. Eğilip onu aldım. Büyükçe bir keseydi ve içi altın doluydu. Önce o kesenin sahibini bulmayı düşündüm. O kalabalıkta bulamam dedim. Altınları alıp gideyim dedim. Hem epeyce altın vardı…Uzunca bir süre nefsimle mücadele ettim. O esnada bir takım kişiler “bir adamın içinde bin tane altın olan bir keseyi kaybettiğini ve bulup getirene 30 altın hediye edeceğini” bağırıyorlardı. Bu duyuru ile nefsimi yenebildim. Helal olan 30 altın haram olan bin altından daha iyiydi.






Keseyi sahibine ulaştırdım ve onun hediyesi olan 30 altını aldım. Hac vazifemi tamamlayıp kendi memleketime giderken o altınlar ile bir köle satın aldım. Kölem çok efendi bir gençti ve iyi çalışırdı. Ben de ona bir köle gibi muamele etmezdim. Birlikte çalışır, aynı sofrada yemeklerimizi yerdik.
Bir müddet bu böylece devam etti. 

Bir gün kölemin tanımadığım birkaç adamla gizlice konuştuğunu gördüm. Ona, o adamların kim olduğunu sordum. Dedi ki; “Ben falanca diyarın hükümdarının oğluyum. Babam ve ben bir savaşta esir düştük. Beni köle pazarına getirdiler ve sen beni satın aldın. Bu adamlar ise babamın askerleridir. Bana babamın esaretten kurtardığı ve beni 50 bin altın karşılığında satın almak istediği haberini getirdiler. Sen iyi bir adamsın sakın ola fiyatı düşürme, o 50 bin altın senin hakkındır.”
Kölemin babasının askerleri tekrar geldiler ve onu o adamlara 50 bin altına sattım. Bu para ile de tüccarlığa başladım.

Birçok tüccar dostum oldu. Bir gün o dostlarımdan yaşça pek ileri olanlarından birinin üzgün olduğunu gördüm. Ona sebebini sorduğum da; “bir başka tüccar dostunun vefat ettiğini ve o adamın kızının yapayalnız kaldığını, o dostu için ve dostunun kızı yalnız kaldığı için üzgün olduğunu” söyledi. Ve beni çok sevip güvendiği için o kızla evlenmemi teklif etti.

Onun teklifini kabul ettim. Evlilik için gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra adet olduğu üzere kızın çeyizini görmek için evine gittim. Çok değerli bir çeyizi vardı kızın ve çeyizinde altın kaseler içinde kese kese altınlar…






Her kasenin içinde, bin altınlık keseler vardı. O keselerden birinde ise 970 altın vardı. Bütün keselerde bin altın var iken o kesede neden 970 altın olduğunu merak etmiştim. Bunu kıza sorduğum zaman; “babasının hac vazifesini yaparken içinde bin altın olan kesesini kaybettiğini ve o keseyi bulup getiren kişiye 30 altın hediye ettiğini, daha sonra ise o keseyi hiçbir zaman tamamlamadığını” anlattı. Yıllar önce aldığım 30 altın ile o keseyi tamamladım.

İşte bu nedenle Allah’a doğru kimselere yardım etmesi için yalvarıyorum. Çünkü dürüstlükten uzaklaşmak ve yalan söylemek, yalancı bir kimse olmak çok kolay ve nefse hoş gelen bir şeydir. Ve bu öyle bir şeydir ki, bir kez yalan söyler iseniz, ondan sonra hep yalan söylemek zorunda kalırsınız. Dürüstlükten bir kez uzaklaştınız mı, bir daha doğru olamazsınız. 

Bu çok zordur.Ve dürüst kalmak, doğru olmak da zordur. Büyük bir mücadele gerektirir, doğru olmak için nefsinizi yenmeniz gerekir. Ancak bunu başarır iseniz hem dünyada hem de ahirette mükafatı büyük olacaktır.

Ben hayatım boyunca dürüst kalmak için nefsimle mücadele ettim. Zor bir mücadele olsa da, dürüstlük kaderim oldu.İşte doğruluk bu kadar zor ve mükafatı bu kadar büyük olduğu için bu duayı ediyorum.







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

ALLAH'IM ANNEME CEZA VERME (Dini Hikayeler)


Sizler için Hazırlanmış Seslendirilmiş Hikayeler Yaşam Tadında Duygusal, romantik Aşk Hikayeleri, Kahramanlık ve Başarı Öyküleri, Dini Hikaye ve Kıssalar Ve daha yüzlerce Konuda Farklı Hikaye ve Öyküler











Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Cennetin Fiyatı



Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı.Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu.Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

Öğretmeni, onun bu hâlini fark etti:
- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:
- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
- Ahmet arkadaşımız var ya…
- Evet, ne olmuş Ahmet’e?
- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.
- Ee?
- Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü.Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.

Nurhan Öğretmen:
- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?
- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
- Nerede çalışıyorsun?
- Simit satıyorum.

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi. Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Öğretmen, Ali’ye döndü:
- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
- Çok zengin bir işadamı…
- Niçin?
- İnsanlara daha çok yardım etmek için…
- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak şimdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi değil; bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme; çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin.Olmaz mı?
- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.
- Neden olmaz?
- Üç sebepten dolayı olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.

İkincisi: “Ağaç yaş iken eğilir.” deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam.

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.


Nurhan Öğretmen, karşısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadım, dedi.?

- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet’i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre Cennet’in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet’e girebilirim. Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu?

Nurhan Öğretmen’in gözleri dolmuştu. Başını “Evet” anlamında sallarken Aliyi evine yolladı.

Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali’nin bıraktığı parların masaüstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayrı ihtiyarı oturdu ve paraları eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Öyle bu paralar, Bu bozuk SİMİT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.



Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı … Ağladı.

Kendine geldiğinde akşam olmuştu. Yavaş yavaş sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık “ Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak” diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde “ Ne dediniz hocam “ demesini bile duymayan Nurhan öğretmen bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

İBRETLİK BİR KISSA ''Hamal''


Rızkını sırtında ağır yük taşıyarak kazanan hamalın biri namazlarında dâima:

— Yâ Rabbi, bana ne vereceksen hayırlısını ver, bir ekmek de olsa hayırlısından ihsan eyle, diye dua ediyormuş.

Adamın hep aynı duayı tekrarlaması, yanındakilerin dikkatini çekmiş. Nihayet biri, bir gün sormadan edememiş:

— Kardeşim, sen her namazdan sonra duada:
" Yâ Rabbi, bana ne vereceksen hayırlısını ver, bir ekmek de olsa yine hayırlısından ihsan eyle" diye yalvarıyorsun. Ekmeğin hayırsızı da mı olur ki?





Hamal cevap vermiş:
— Birader, benim başıma geleni bir bilsen sen de aynı duayı tekrarlamaktan kendini alamazsın. Yanındakiler iyice meraklanmışlar:

— Neymiş başına gelen, anlat da biz de duyalım. Hamal, bakın, başıma ne geldi, diyerek başlamış anlatmaya:

— Ben ekmeğini sırtındaki ağır yüklerin altında inleyerek kazanan bir insanım. Bir gün yine bir yokuş yukarı sırtımda ağır yükle çıkarken fena halde yorulduğumdan sırtımdaki yükü yere indirdim. Alnımdan damlayan terleri silerken içimden bir feryat koptu, dedim ki:

— "Hey yâ Rabbi, yediğim ekmeği bana ne kadar da zor veriyorsun. Ne olur, bu bir ekmeği şöyle oturduğum yerden kazanmayı ihsan eylesen de, böyle kan ter içinde kalmasam.

Tam bu dua ağzımdan çıkar çıkmaz, birden karşımda iki kişinin sille tokat dövüştüklerini gördüm. Dayanamadım, aralarına girip ayırırken birinden yediğim bir yumrukla yüzüm kan revan içinde kaldı, işte o sırada gelen polisler, beni de kavgacılardan biri zannederek doğruca hapse attılar.

Mahkemeye çıkıncaya kadar yattığım hapiste her gün bana ekmek veriliyordu. Sırtüstü yattığım yerde ayağıma gelen bu ekmeği sıkıntı ve üzüntüden yiyemiyordum. Kendi kendime diyordum ki, işte ne sırtında yük taşıyorsun, ne de alnından öyle soğuk terler akıyor. Sana oturduğun yerde bedavadan gelen ekmek. Zevkle yesen ya.. Ne var ki, dışarıda çalışarak alın teriyle kazandığım o ekmek, hapiste ayağıma gelen bu bedava ekmekten çok daha huzur verici ve lezzetliydi.

O zaman anladım ki, ben yanlış dua etmişim. Oturduğum yerden bir ekmek ver demişim, ama hayırlısından ver dememişim. İşte o günden bu yana dualarımda isteğimi değiştirdim. Rabbimden zahmetli de olsa hayırlısını, huzurlusunu vermesini niyaz ediyorum.

*Etiketler :kısa ibretlik dini hikayeler,karar vermekte acele etmeyin çok anlamli ibretlik bir hikaye,alay etmek ile ilgili hikayeler










Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

HİFA VE SÜHEYL (Dini Evlilik Hikayeleri)



Asrısaadette yaşanmış gerçek bir kesit , Hifa ve Süheyl

Yıl asrısaadet yılı, aşkların en güzelinin yaşandığı mekân ve zaman.

Ölümsüz sevdaya doğru yol alan, ilahi aşkın sırrına mahzar olan ve kalplerinde sadece onun sevgisini taşıyanların yılı.

İşte o yıllarda vuku bulan bir aşk kıssası… Hifa ve Süheyl

Hz peygambere teslimiyetin güzel bir vesikası… Hifa ve Süheyl





Madde den geçip mana ikliminde aşkı yaşayanların hikayesi… Hifa ve Süheyl

Hifa genç, güzel, şan-şöhret sahibi ve oldukça zengin bir kadın;Güzelliği dilden dile dolaşan, şan şöhreti saraylara kadar ulaşan,Birçok kimsenin kendisi ile evlenmesi durumunda her şeyini feda edebileceği birisi… hifa. Öyle ki Hifa'yı duymayan, güzelliğini bilmeyen kimseler kalmamış sevda çöllerinde.
O kadar güzel ki hifa… ;krallar saray anahtarlarını getirip önüne bırakıyor.


Zamanın zenginleri kervan yükü kadar mücevher ve altın vaat ediyor.Sahabe eşleri ise Hifa ile akraba olabilmek için Hifa'yı kocalarına istiyorlar.Aman ya rabbi… Bu ne aşk, bu ne seda ve bu ne güzellik ki insanlar onunla eş olabilmek için kıyasıya yarışıyor; tüm zenginliklerini, mal varlıklarını, mevki ve makamlarını onun önüne seriyor ama o bunların hiç birine bakmıyor ve yanaşmıyor.

Bu nasıl bir edadır ki ya rab; insanın başını döndüren, kanını kaynatan, sarhoş eden bu tekliflere karşı “rıza en lillah” çizgisini koruyan bir ruh var bedende. Beden de ruh tende Hifa var…Ama ilahi bir saygı var Hifa da; o bu ilgi ve alakadan rahatsızdır çünkü. O olup bitenden dolayı gerçekten çok üzgündür.

Düştüğü bu müşkül vaziyetten kurtulmak için hz. Peygambere giderek durumu ona arz eder.Ve kendisi için hayırlı bir meşguliyet ister.

—Hifa Allah resul’ünün kendisine meşguliyet olarak çeşitli. Dersler ve ibadetler vereceğini bekler.

—Oysa Hz peygamber Hifa ya meşguliyet olarak evlenmeyi tavsiye etmiştir. Bu durum karşısında Hifa Allah‘ın resulüne şöyle der.

—Ey Allah’ın resulü madem meşguliyet olarak evlenmeyi öneriyorsunuz;

Öyle ise kiminle evleneceğim hususunda da karar vermeme yardımcı olunuz. Buna karşılık hz peygamber pratik bir çözüm bularak;

—şöyle dedi; yarın sabah namazına mescide ilk giren kim olursa onunla evleneceksiniz. Sonucu da size bildireceğim der ve hifa oradan ayrılır.

—sonra hz. peygamber mescide giderek bunu herkese ilan eder.





Bu duyuru dilden dile, kulaktan kulağa dolaşır ve ahalide büyük bir heyecan başlar.Öyle ya birçok kimsenin güzelliği, şanı, şöhreti ve zenginliği için evlenmeyi arzuladığı, kervanlar dolusu altın ve mücevher vaat ettiği, evli olan kadınların bile sadece akraba olabilmek için kocalarına istedikleri hifa artık evlenmeye karar vermiştir.

O gece heyecan ile birlikte bir koşuşturma başlar sokaklarda.kaldırılıp mescide gidebilsinler. Hatta o gece bir kısım insanlar ise sabaha kadar uyumamayı bile göze almışlardır.

—sabah namazı için hazırlıklar yapıla dursun. Sahabeden öyle birisi de vardır ki ne olup bitenden haberdar, nede olup bitenle ilgilenecek durumdadır. O kendi halinde, kendi derdinde, kendi meşguliyetinde, kendi aczin de; fakir, yetim, öksüz ve gariptir.

İşte o kimse de hiçbir şeyle ilgilenecek durumda olamayan Süheyl dir. Süheyl mescidin etrafında yaşayan ashabı suffadan dır.Yani o ne harcayacak bir dirhemi, ne başını koyacak bir evi, nede üzerindekilerden başka giyecek bir elbisesi olmayan fukara ve sersefil bir sahabedir. Tabi üzerindeki elbiselere de elbise dersek…

Diğer taraftan hazırlıklar tamamlanmış bütün tedbirler alınmış ve herkes sabah namazı için kendisini ayarlamıştır.Sabah namazı için peygamber mescide gelerek beklemeye başlar. Az sonra bir gölge belirir mescidin kapısında ve içeriye giren Süheyl’dir.

—hz peygamber Süheyl’e; seni bu vakitte buraya getiren nedir diye sorar.Çünkü mescide ilk girendir Süheyl.
Tabi Süheyl’in olanlardan haberi olmadığı için; sabah namazına geldim ya resul Allah der.

—hz peygamber: hifa olayından haberin yok mu senin diye sorar.

—Süheyl: Haberim yoktur ya resul Allah; hem haberim olsa dahi benim hifa ile ne işim olabilir ki der.
Bunun üzerine hz. peygamber hifa meselesini Süheyl'e anlatır.Dinlediği olay karşısında şaşkın ve hayretler içindedir Süheyl. “Allah o gece Medineli erkeklerin gözlerine derin bir uyku koymuş ve kimseler sabah namazına mescide gelememişlerdir”

Sonra sabah namazı vaktinin çıkmasına yakın bir zaman kala cemaat mescide gelmeye başladı.Ve gelen herkes merakla talihlinin kim olduğunu sordu.

—hz. peygamber: Mescide ilk gelenin Süheyl olduğunu ilan etti.

Hemen akabinde ise Hifaya haber gönderildi ve Süheyl ile evleneceği belirtildi.

Hifa da teslimiyete yaraşır bir şekilde tereddütsüz bunu kabul etti.Ne var ki hifanın duyulmuş olan şanı, şöhreti, güzelliği ve zenginliği kadar;

Süheyl’inde kimsesizliği, çelimsizliği, fakirliği ve yetim oluşu biliniyordu çevrede. Zaten herkesi hayretler içinde düşündüren kısmı da buydu ya.

Hifa gibi bir kadına Süheyl gibi bir eş…

Sonra Hz. peygamber hifa ile Süheyl’in nikâhlarını kıyar ve Süheyl’e bakarak; Eşine bir hediye almasını söyler.

— Süheyl mahcup bir eda ile başını önüne eğer ve oldukça kısık bir sesle; Ey Allah’ın resulü değil hediye almak, üzerimde bana ait bir dirhemim bile yoktur der.


Bunun üzerine hifa oradan kalkar ve eve gider. İçinde 100 dirhem bulunan bir kese göndererek; bunlar Süheyl’indir istediği gibi kullansın der.

—Dirhemleri alan Süheyl çarşıda gezerek iki dirheme bir hediye alır ve akşam karanlığında hz peygamberin nikâhlarını kıydığı eşi hifanın evine gider.





Bu gece Süheyl’in zifaf gecesidir. Çarşıdan almış olduğu hediyeyi hifaya takdim eder,Ve şöyle der: -ey hifa bundan sonra sana benimle evlendiğin için sabretmek düşer.Bana da senin gibi birisi ile evlendiğim için elbette ki şükretmek düşer.Sana sabretmek düşer çünkü benim gibi çelimsiz, fakir, perişan hiçbir şeyi olmayan biriyle evlendin.Bana da gerçekten şükretmek düşer çünkü senin gibi güzel, zengin ve varlıklı birisi ile evlendim. Ve şöyle devem eder Süheyl:

—Allah’ın bize bahşettiği bu evlilik için gel bu geceyi ona ayıralım ve ibadetle geçirelim.Ben şükrümü sen sabrını eda et. Umulur ki ben şükredenlerden sende sabredenlerden yazılırsın.Ve her ikisi o geceyi sabah namazı vaktine kadar ibadetle geçirirler.

Rablerine dua ve niyazda bulunurlar, kendilerince sabır ve şükürlerini eda ederler.Sabah namazı vakti girince Süheyl mescidin yolunu tutar.Mescide vardığında hz peygamberin kendisini karşıladığını görür.Sonra içeri girer girmez Allah resulü Süheyl’e sorar;

— ya Süheyl siz bu geceyi nasıl ihya ettiniz, ne amel işlediniz de yüce Mevla’yı bu kadar kendinize razı ettiniz. o da müjdeleyen bir eda ile Cebrail’i gönderdi. Müjdeler olsun ya Süheyl müjdeler olsun.

Bu sözleri duyan Süheyl kendinden geçmiştir artık. Boynu bükülüver miş sesi kısılmıştır artık ve mahcup bir eda ya bürünerek;Biz bu geceyi sadece Rabbimize ibadet ederek geçirdik diyebilmiştir.Ve… İnen ayette yüce Mevla şöyle buyurmuştur:

—ne mutlu o kimselere ki; rabbine ibadet etmeyi kendi zevklerine tercih ettiler. Bizde o kulları affettik.

Sonra Süheyl ellerini açarak;”ya rabbi sen ki beni affettin, bağışladın tekrar günah işleyerek yaşamak istemiyorum, senden niyazım sana kavuşmak” diye dua etti. Ve duasından sonra ruhunu teslim etti.

—Allah resulü buyurdular ki hifa da şu anda ruhunu teslim etmiştir.

Ve her ikisi yan yana açılan kabirlere defnedildiler. Ölümsüz aşka, ölümsüz sevdaya doğru





Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Buradan Su İçmek Müslümana Yasak



Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:“Her kula helâl, Müslüman’a haram!”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…
*Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam:
- “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı kızmış:
- “Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş. Demiş ama bir yandan da merak edermiş:




- “Nedir gerekçen?” diye sormuş. Adam:
- “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
- “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?”
- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…”
- “Eeee!”
- “Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler.




- “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan:
- “Bitti mi?” demiş adama.
- “Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Şimdi nedir isteğin?”
- “Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler.




Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam” diye gelen-giden yok! Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca âlim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
- “Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!”
- “Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
- “Sorma, sorma…”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
- “Eee, ne olacak şimdi? Adam:
- “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:

- “Hava bile haram, hava bile!” demiş.

VATANINA, BAYRAĞINA, MİLLETİNE, DEVLETİNE SAHİP ÇIKMAYANA Herşey haram....

HİKAYEMİZİ SESLİ DİNLEMEK İSTEMEZMİSİNİZ?







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

ELMA ŞEKERİM (İbretlik Hikayeler)


Sizler için Hazırlanmış Seslendirilmiş Hikayeler Yaşam Tadında Duygusal, romantik Aşk Hikayeleri, Kahramanlık ve Başarı Öyküleri, Dini Hikaye ve Kıssalar Ve daha yüzlerce Konuda Farklı Hikaye ve Öyküler











Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

BEN SADECE İPİ GEVŞETTİM (İbretlik Hikayeler)


Sizler için Hazırlanmış Seslendirilmiş Hikayeler Yaşam Tadında Duygusal, romantik Aşk Hikayeleri, Kahramanlık ve Başarı Öyküleri, Dini Hikaye ve Kıssalar Ve daha yüzlerce Konuda Farklı Hikaye ve Öyküler











Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

YASAL UYARI: Sitemiz de yer alan materyalleri izinsiz kopyalamak ve kullanmak 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. '