Hikayeleri Önce sen Oku

AKÇA KOCA



Koca Ağam? İrşat ve nasihat dileriz. Bilirsin ya, bizlOrhan Gazi otuz üç yaşında Osmanhlar'ın başina geçti.Tahta çıkar çıkmaz, baba dostlarını davet etti.Onlarla dertleşecek, nasihat ve dualarını alacaktı. Hepsi bir araya geldiler. Candan sohbet ediyorlardı. Osman Gazi'nin ruhu da mutlaka onlarla beraberdi. Padişah en yaşlısına sordu:

"Akça Kocam. Seni epeydir göremeyiz, nerelerdesin?"

"Ferman buyur, Orhan'ım."

"Baba dostlarına ferman işler mier de atalarımız gibi derviş gazileriz."

"Cümlemizin Sultanısin beyim... Sen hemen emreyle..."

"Bazı küffar beldelerini ıslah dileriz. Fikriniz nedir?"

"Karar senindir ve çok yerindedir Sultanım."

"İzmit tekfuresi Prenses Balakonya ile aranız iyi imiş derler!"

"Öyledir beyim."

Orhan Gazi gülümsedi.

"Samandra tekfurunu esir ettikten sonra, hakikaten bu prensese sattınız mı?"

"Bir şeyler oldu Sultanım."

"Bari yüklüce bir bedel alabildiniz mi?"

"Ne gezer beyim! Bu kefereler, bizi dünya pazarlığında hep aldatırlar."

Aldatan olacağımıza, aldanan olalım."





"Doğru dersin Orhan Gazi. Zaten bizim hesabımız, öbür dünya iledir. Hemen Cenab-i Hak size kuvvet, bizlere de ahiret için hayırı bir yolculuk nasip ede."

'' gayri Acele etme Akça Ağam. Daha görülecek işlerimiz durur Sen bu Osmanl milletinin direği, babamız ve dedemiz cennet mekanların has dostusun. Bizden istediğin her ne olursa! Can
ve baş üstüne."

"Hak canını esirgesin. Destur verirsen şu tekfuresi belli İzmit taraflarına sefer dileriz!"

"Destur senindir Koca Ağam."

Sultan Konur Alp'a döndü:
"Sen ne dersin atamın yoldaşı?"

"Çok münasiptir beyim. Bizi de Koca karındaşimdan fazla ayırmazsın inşallah, Gerede taraflarını da bize bağışla.

"Sizler gibi çalışana helal olsun."

"Hizmetimiz ve dualarimız Osmanlı içindir."

Akbaş Mahmut daha da istekli olarak:

"Bize de Yalova'yı vermez misin Sultanum?"

"Verdim gitti."

Akça Koca izin istedi, söz aldi:

"Bilirsin beyim. Bizler at sirtindan inmedik. Güzel Alah'ımız izin verdikçe de inmeyiz. Hak kelamını yüceltmek için, káfire kiliç sallarız. Müminlere yeni yurtlar açarız.

"Doğru dersin ihtiyar."

"Lakin fetih diyarları, kılıçla ayakta tutulmaz."

"Belli... Belli..."

"Bizler kılıç kanununu iyi biliriz de, adaletin inceliklerini az biliriz."
"Evet. Adalet mülkün direğidir."

"Alaaddin Paşadan bahsederim sultanım. ilmi, hepimizden fazladır."

"Haklısın Akça Ağam. Sen hemen şu İzmit derdini halletmeye çalış. Alaaddin Paşa'yı da ötesini de, ondan sonra düşünürüz."

Orhan Gazi'yi, diz yere vurarak selamladılar. Helalleştiler ve görev yerlerine, rüzgår gibi uçarak yol aldılar.

"Akça Kocamiz sizlere ömür Sultanım!"

"Haberci sen ne dersin?"





Orhan Gazi beyninden vurulmuşa dönmüştü. Haberci ağlıyordu:

"Ayaklarım kırılsaydı da, size bu haberi getirmeseydim.

Ama üzerimde bir emanet vardır."

"Ne emaneti?"

"Akça Koca'nın bir vasiyeti efendim."

"Çabuk söyle."

"İzmit'i biz fethedemedik. Cenab-ı Hak, Orhan Gazi Beyimize nasip etsin. Şayet bu kaleyi alırsa, cümle haklarımız kendisine helal olur' deyip, ruhunu teslim etti sultanım."

Orhan Gazi, derhal sefer hazırıklarına başladı. Ordusu ile bütün beyleri, paşaları, süvarileri, piyadeleri: İzmit'in fethine gidiyordu.Yarı yolda, Konur Alp' in de vefat haberi gelmez mi? Koca
Osmanlı padişahı, ikinci defa sarsıldı. Artık o da yaralı bir kartal gibi, acele ediyordu. Sevdiklerine kavuşmak için, cennete gider gibi savaşa gidiyordu.İzmit'in kadin tekfuresi Balakonya, Bizans imparatorunun akrabasıydi. Bu sebeple İstanbul'dan her türlü silah veasker yardımı aıyordu. Kılayon isimli erkek kardeşi de, vakınlardaki Koyun Hisar Kalesi'nin tekfuru idi. Çok gururlu ve
şımarıktı.

Fırsat buldukça Osmanlı obalarına saldırır, koyun ve sürülerini çalardı.

Orhan Bey'in askerleri, nihayet İzmit Kalesi'ni sardılar.Dişanıdan içeriye veya kaleden dişanıya, kuş uçurtulmuyordu.Sultan Orhan çok üzgün ve kızgındı Buna rağmen İslam-Türk cvanmertliğini gösterdi.Tekfure'ye haber saldı:

"Boş yere kan dökülmesin. Gönül hoşluğu ile kaleyi teslim edin. İsteyenler, serbestçe dilediği yere gidebilirler. Kalede kalanlara ise, Islam adaleti yetişir. Savaş yolunu seçerseniz,
gayrı olacakları yüce Allah bilir." Bu teklife kibirli prenses, küstahça cevap verdi

"Haşmetli Bizans Kayseri akrabamdır. Çok yakında yetişeceğini bildirdi. Aklınız varsa, sizler kaçıp canlarınızı kurtarmaya bakın."

Orhan Bey güldü:

"Aykut Alp ve Kara Ali adlı gazileri, bir miktar süvari ile Koyun Hisar Kalesi'ne gönderdi. Olur ya Kılayon, ablasına yardıma gelirse; Osmanlı askerini meşgul edebilirdi."

Aykut Alp ve arkadaşları, Koyun Hisar önüne varınca şaşırdılar. Kilayon kâfiri, bütün silahları takınmış, bütün zırhlarını kuşanmıştı. Kalenin bas mazgalında, onları bekliyordu. Etrafinda bir
Kendilerini görünce, ellerini kollarını sallamaya başladı. Bağıra çağıra bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Kendilerini görünce, ellerini kollarını sallamaya başladı. Bağıra çağıra bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.Kara Ali dillerini bilirdi. Fakat uzak olduğu için, hiçbir şey anlaşılmıyordu.
Biraz daha yaklaşınca:

"Gelin gelin. Ölümünüze geldiniz! Sizden sonra Orhan Beyinizi de geberteceğim. Ablamı, onun elinden kurtaracağım," dediğini anladı.güldüler.ve:

Duyduklarını Aykut Alp'e tercüme etti. İkisi de kıs kıs işte bu sırada Kara Ali, kara yayını sonuna kadar gerdi
"Ya Allah. Bismillah." deyip okunu firlattı.

Tekfurun her tarafı zırhla kaplı idi. Yalnız göz delikleri açıktı. Kara Ali'nin dualı ve isabetli oku, Kılayon'un sol gözünü delip beynine saplandı. Sımarık tekfur, zirhli bir kuş gibi, kaleden aşağı düştü.
Osmanlı fedaileri koşup, onun Aykut Alp'i önüne getir-diler.

"Kesin kellesini." Buyruk yerine getirildi.

"Kara Alim, çabuk bu kelleyi Orhan Beyimize yetiştir. Ola ki, bir diyeceği vardir! Biz de hemen, şu kaleyi teslim almaya bakalım."

Orhan Gazi, kesik kelleyi bir mızrağa saplattı. İzmit kalesinin kapısı önüne diktirdi.
Gururlu Balakonya, kardeşinin kesik başını görünce, dehşete kapıldı. Telaş içinde sulh elçileri gönderdi:

"Acaba Sultanımiz Orhan Gazi Beyimiz, eski sözlerinde dururlar, bize merhamet ederler ve acaba kaleden gitmemize izin verirler mi? Karşılığında ne emrederlerse ödemeye hazırız." diye aman diledi.Müslüman Türklerde "aman" diyen düşmana, klıç kalkmazdı. Yine öyle oldu.
Sultan Orhan ve bütün gaziler, şanla şerefle İzmit'e diler. Büyük kilisedeki putları kırdılar. Hep birlikte namaz kıldilar. Bu zaferi kendilerine nasip eden, Yüce Allah'a şükrettiler

Bu sırada bir haberci Bilecik'te, Alaaddin Paşa'yı buldu.Alaaddin Paşa, huzura ulaştığı an, bütün beyler divandayd 

"Gazanız mübarek olsun Sultanım."

"Berhudar ol Alaaddin Paşam. Seni buralara kadar yormamızın sebebi şudur ki; din ve devlete hizmet için gün, bu gündür."

"Emir buyur padişahım."

"Sen ki bizim âlim bir büyüğümüzsün. Takdir edersin ki,fetih yurtlarında adalet ve güzel idare şarttır. İçimizde bu işleri, senden iyi başaracak kimse bulunmaz. Gayri bizim başvezirimiz olmanı dileriz."

"Ferman senindir sultanım. Allah yolunda cihat ettikce."cümlemiz senin emrindeyiz" 

Orhan Gazi ferahladı. Gözleri çok uzaklarda:Vasiyetin yerine geldi Akça Kocam diye fisıldadı.

** Etiketler :akçakoca kimdir kısaca,akçakoca hayatı,akçakoca bey türbesi,akçakoca hazretleri
akçakoca bey heykeli,konuralp kimdir,akçakoca alp,akçakoca mezarı, osmanlı hikayeleri pdf, komik osmanlı hikayeleri,osmanlı hikayeleri dinle,osmanlı orduları ve savaş osmanlı hikayeleri,osmanlı hikayeleri kitabı,osmanlı padişahların aşk hikayeleri,gerçek tarihi hikayeler,osmanlı padişahlarının esrarengiz olayları







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

IV. MURAT VE DERİCİ

osmanlı hikayeleri

Bir gün IV. Murat sadrazamıyla birlikte tebdil-i kıyafet gezerken bir deri dükkânın önünde dururlar. Dükkân son derece kötü bir durumdaydı ve dericinin hali ise içler acısıydi.İhtiyar derici sandalyesini çekmiş dükkanın önünde oturmaktadır.

Padişah:

"Selamın aleyküm derici" der.

Derici şöyle gelenlere göz atar ve hemen toparlanarak:

"Aleyküm selam Ya Cihan-1 Serdar" der

"Yazı kışa hiç katmadın mi?"

"Kattım ama hiçbir şey tutturamadım."

"Peki geceleri hiç çalışmadın mı?'"

"Çalıştım ama el aldı."

"Peki sana bir kaz göndersem yolar mısın?"

Derici "yolarım" der "hem de hiç bağırtmadan."

Padişah dericinin yanından ayrılarak saraya döner. Sadrazam dayanamaz.Haşmetlim" der "derici ile yaptığınız konuşmadan hiçbir şey anlamadım.Padişah kızar sadrazama dönerek

"Sen nasıl sadrazamsın," der "ne demek bir şey anlamadim? Derhal o dericinin yanına gideceksin ve ne konuştuğumuzu anlayacaksın. Eğer anlamazsan kelleni vurdururum" der.

Korkuya kapılan sadrazam soluğu dericinin yanında alır,Derici sadrazamın koşarak geldiğini görünce doğrularak:

"Hoş geldin" der

''Cabuk bana padişahla ne konuştuğunuzu anlat."

"Anlatırım ama bir kese altın vereceksin."

Sadrazam kelle korkusuyla kabul eder ve sorar:

"söyle bakalım gelenin padişah olduğunu nasıl anladın?

"Padişah kılık değiştirmişti ama yeleğini değiştirmeyi herhalde unuttu üzerinde öyle kıymetli deriden yapılmiş bir

yelek vardı ki o yeleği ancak padişahlar giyebilirdi.''

"Yazı kış katmadın mi ne demek?

"Anlatırım ama bir kese altın daha vereceksin."

Sadrazam mecburen kabul eder.

"Padişah yazı kışa katmadın diye sordu, yani yaz kış çalışıp kazanmadın mı ki sen ve dükkânın bu haldesiniz dedi bende çalıştım ama hiçbir şey tutturamadım dedim."

Peki" der sadrazam. "Geceleri hiç çalışmadın mı?" diye sordu."

"Anlatırım ama bir kese altın daha vereceksin."

Sadrazam biraz da kızarak kabul etmek zorunda kalır.

Derici:

"Yani padişah geceleri çalışıp çocuk filan yapmadın mı özellikle oğlun yok muydu sana yardım edecek demek istedi Bende yaptım ama oğlum olmadı kızlarım oldu onları da elin oğlu aldı dedim.

"Peki" der sadrazam, "Padişah sana bir kaz yollasam yolar mısın dedi o ne demek?"

İhtiyar derici elindeki altin keselerini şöyle hafifçe havaya atıp tuttuktan sonra.

"Eeeee... Onu da artık sen anla sadrazamım" demiş.

** Etiketler : 4. murat gücü,4. murat kardeşleri,4. murat nasıl öldü,ıv. murad şehzade orhan,4. murat ekşi,4. murat eşleri,ıv murad şehzade mahmud,4. murat kaç kardeşini öldürdü,osmanlı hikayeleri pdf,komik osmanlı hikayeleri,osmanlı hikayeleri dinle,osmanlı orduları ve savaş,osmanlı hikayeleri,osmanlı hikayeleri kitabı,osmanlı padişahların aşk hikayeleri,gerçek tarihi hikayeler,osmanlı padişahlarının esrarengiz olayları









Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

KANUNİ'NİN ASKERİ

Osmanlı Hikayeleri

Kanuni Sultan Süleyman, Haçlı saldırılarına son vermek için ordusuyla sefere çıkmışti. Ordu, ağır ağır ilerliyordu. Yol dar, hava çok sıcak olduğundan, ordu mecburen bağların içinden geçerken, askerler susuzluktan kivraniyordu. Cok güzel üzümleri bulunan bir bağdan geçerken, askerin biri dayanamayip, bağdan bir salkim üzüm kopararak biraz olsun susuzluğunu giderdi. Sonra da, asma ağacina, yediği üzümün çok üzerinde bir para bağlayarak, yoluna devanm etti. Çok geçmeden mola verildi. Asker, kan ter içinde bir köylünün koşarak geldiğini gördü. Hiristiyan köylü israrla padişah ile görüşmek istiyordu. Köylüyü Kanuni'nin huzuruna götürdüler. Kanuni sordu:

"Nedir bu halin, kan ter içinde kalmişsin, yoksa askerler sana zarar mi verdi?"

"Ben şikayet için değil memnuniyetimi bildirmek için geldim. Böyle bir askeri, böyle bir komutanı tebrik etmemek insafsızlık olur."

"Askerlerim sizi memnun edecek ne yapmışlar?"

'' Askerleriniz bağdan geçtikten sonra, asmanın dalındabağlı bir kese gördüm. İçini açtığımda para vardı. Dikkatli baktığımda, bir salkım üzümün koparıldığını gördüm. Anladım ki koparılan üzümün parası olarak bırakilmış. Sizde böyle güzel ahlaklı asker olduğu müddetçe sırtınız yere gelmez."

Kanuni, derhal o askerin bulunmasını emretti. Hiristiyan köylü, bu askere ne gibi mükafat verecek diye merakla beklemeye başladı. Nihayet asker bulunup, padişahın huzuruna getirildi. Kanuni, 

"Niçin izinsiz iş yaparsın? Parası verilmiş olsa bile, sahibinden habersiz mal almanın caiz olmadiğını bilmiyor musun?" diye askeri azarladı. Sonra da, "Bu asker derhal ordudan uzaklaştırılsın" diye emir verdi.

Hıristiyan köylü heyecanla Kanuni'ye sordu:

'' Ben bu askerin mükafatlandırılması için gelmiştim, siz
onu niye cezalandırdinız?"





Padişah :

'' Kursağında, haram lokma bulunan bir askerle zafer kazanılmaz. Bunun için ordudan attım. Eğer aldığı üzümün parasını bırakmamış olsaydı, zalimlerden olurdu. İşte o zaman
kellesini bile zor kurtarırdı."

Aynı ordu, Belgrat yakınlarında, yine mola vermişti. Askerler, susuzluklarını gidermek, abdest almak için çeşme arıyorlardı. Bir manastirın yakınında çeşme bulup, ihtiyaçlarını giderirken, rahip, birkaç rahibeyi iyice süsleyip, çeşmenin başına gönderdi. Kadınların geldiğini gören askerler, hemen çeş-
menin başından çekilip, sırtlarını döndüler, süslü kadınlara yan gözle bile bakmadılar.

Bu durumu uzaktan ibretle seyreden rahip, hemen Haç kumandanına şunları yazdı:

"Siz bu ordu ile nasıl başa çıkabilirsiniz? Bunlar kadınakıza, mal ve mülke önem vermiyorlar. Bütün mal ve mülklerini feda ederek, Allah yolunda savaşıyorlar. Herkese karşı iyi davranıp, kimseye zulmetmiyorlar. Siz onlardaki bu özellikleri ortadan kaldırmadan, onlarla savaşırsanız, canlarinızdan
ve mallarinızdan mahrum kalacağınız açıktır. Kendinizi ölüme atmayinız!"

** Etiketler :osmanlı hikayeleri pdf,komik osmanlı hikayeleri,osmanlı hikayeleri dinle,osmanlı orduları ve savaş,osmanlı hikayeleri,osmanlı hikayeleri kitabı,osmanlı padişahların aşk hikayeleri,gerçek tarihi hikayeler,osmanlı padişahlarının esrarengiz olayları,kanuni sultan süleyman hakkında ilginç bilgiler
,kanuninin hayati,kanuni sultan süleymanın kişilik özellikleri,kanuni nasıl biriydi,kanuni sultan süleymanın hobileri,kanuni sultan süleymanın ilginç yönleri,kanuni sultan süleymanın karakteri, kanuni sultan süleyman nasıl biriydi









Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

YÖNETİM NE ZAMAN ÇÖKER

osmanlı zamanı hikayeleri

Osmanlı'nın muhteşem zamanlarıdır. Kanuni Sultan Süleyman devletin akıbetini düşünür; günün birinde Osman oğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı diye.Bu gibi soruları çoğu zaman sütkardeşi meşhur âlimYahya Efendi'ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder.

Güzel bir hatla yazdıği mektubu Yahya Efendi'ye gönderi. Mektupta:

"Sen ilahi sirlara vakıfsın. Bizi de aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğullari'nın akıbeti nasıl olur? Bir gün izmihlale uğrar mı?"

Mektubu okuyan Yahya Efendi'nin cevabı çok kısa ve şaşırtıcıdır;

"Neme lazım be Sultanım!"

Topkapı Sarayi'nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan Süleyman buna herhangi bir mana veremez. 





"Acaba bu cevapta bizim bilmediğimiz bir mana mi vardır?" diye düşünür. 

Nihayet kalkar Yahya Efendi'nin Beşiktaş'taki dergahına gelir ve der ki:

"Ne olur mektubuma cevap ver. Bizi ve sorumu ciddiye al."

Yahya Efendi şöyle bir bakar:

"Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuz üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi size  arz ettim."

"İyi ama ben bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece "Neme lazım be sultanım' demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi."

Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu müthiş açıklamasını yapar:

"Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de, 'neme lazım' deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil çobanlar yese, bilenler de bunu söylemeyip sussa, fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başka kimse işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsilır. Asayişe itaat hissi gider, halka hürmet duygusu yok
olur. Çöküş ve yıkılma da böylece kaçınılmaz olur."

Bunları dinlerken ağlayan padişah, söyleneni başını sallayarak tasdik eder. Sonra da Allah'a kendisini ikaz eden bir álim olduğu için şükreder. Bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembih ettikten sonra oradan ayrılır.

** Etiketler :kanuni sultan süleyman hayatı kısaca,kanuni sultan süleyman dönemi,kanuni sultan süleyman babası,kanuni sultan süleyman kardeşleri,kanuni sultan süleyman mezarı,kanuni sultan süleyman ölümü,kanuni sultan süleyman eşleri,kanuni sultan süleyman sözleri,yahya efendi kerametleri,yahya efendinin duası,yahya efendi tarikatı,yahya efendi sözleri,yahya efendi türbesi,beşiktaşlı yahya efendi duası,yahya efendi şiirleri,yahya efendi camii ,osmanlı hikayeleri pdf,komik osmanlı hikayeleri,osmanlı hikayeleri dinle,osmanlı orduları ve savaş osmanlı hikayeleri,osmanlı hikayeleri kitabı,osmanlı padişahların aşk hikayeleri
gerçek tarihi hikayeler,osmanlı padişahlarının esrarengiz olayları









Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

BEDENİNİZLE SAVAŞMAYI BIRAKIN


Bir doktorun ofisinde, doktor gelmeden önce gözlerimde yaşlarla oturduğumu hatırlıyorum. Geleceğini bildiğimi sözcükleri korkuyla bekliyordum.

“Pekala, bu test negatif çıktı.” Veya “Sende ne olduğunu hala bilmiyoruz.” Ya da “Başka bir test yapmak istiyoruz.”

Sindirim sistemimde garip bir rahatsızlık geliştirdim, hiç kimsenin çözemediği bir rahatsızlık. 18 yaşında teşhis edilen bir tiroit sağlık durumunun yanı sıra geldi. Buna tekrar tekrar yapılan diz ameliyatlarını ekleyin, bedenim ve ben savaştaymışız gibi hissettiriyordu.

Daha iyi olmayacaktı. İstediğim şey olmayacaktı. Hayal kırıklığı yaşatmıştı. Doktorları listeye ekleyebilirim. Bana yardım edemediler. Beni umursamadılar. Beni hayal kırıklığına uğrattılar.

Hayal kırıklığım kızgınlığımı körükledi. Doktorları unutun: Onlara rağmen daha iyi olacaktım! Alternatif şifacılar aramaya başladım. Temizlikler, meditasyon, her tür diyet yaparak başladım, yoga bağımlısı oldum, hatta güneşe bakmaya başladım. Bulduğum her yeni şeyi sağlık incili yaptım. Her yeni insan yanıta sahip olabilirdi.

Yeni bir semptom alevlenene dek yanıtları vardı, yanıtları beni yine hayal kırıklığına uğrattı. Sonra bir gün, gayretli şekilde yanıtlar ararken, yolum beklenmedik bir yöne girdi. Yanlışlıkla bazı ilgi çekici yeni sorulara tosladım.
– Bedeninizin gereksinimlerini bilen tek kişi ya siz iseniz?
– Ya bedeniniz aslında gereksinim duyduklarını size anlatabiliyorsa?
– Sizde YANLIŞ olan hiç bir şey yoksa ve bedeniniz gerçekte iletişim kurmaya çalışıyorsa?





Bu soruları sinir bozucu buldum. Önce ne yapmam bekleniyordu? Ne yemeliydim? Nasıl oturmalıydım? Bu insan bana hiç bir şey anlatmıyordu!Yine de sorular içimi kemiriyordu. Bedenim gerçekten benimle konuşuyor muydu? Tüm o yıllar boyunca onu görmezden mi geldim? Bu kadar uzun zamandır bana ihanet eden bedenim dediğim bu şeye güvenebilir miydim? Dinlemek için kendime yeterince güvenebilir miydim?

Alternatifler olarak gördüğüm şeylerden tükenmiş olarak – ve 14 gündür sadece lahana ve salatalık suyu içmekten aç – teslim olmayı seçtim.Yanıtlar değil, sorular sağlığa yolculuğumu sonlandırdı. Ve bu aynı soruları bugün size getiriyorum.
– Sağlığınızı ve bedeninizi düzeltmeyi başka birilerine vermeye çalışmayı bırakmaya istekli olur muydunuz?
– Bedeninizle iletişim kurmayı öğrenmeye istekli olur muydunuz?
– Bildiğiniz şeyi takip etmeye istekli olur muydunuz?

İşte sağlığımı geri alma ve kendi bedenimi iyileştirme yolunda 10 yeni alet ve soru;

1. Bedeninize Sorular Sormaya Başlayın
Bedeniniz ile başka bir insanmış gibi konuş mu demek istiyorsun? Evet! Bedeniniz sizinkinden farklı olan bir farkındalığa sahiptir. Onu bir dostmuş gibi düşünün. Bir şey yemeden önce, sorun, “Bedenim bunu arzuluyor musun?” Egzersiz programınızdan önce sorun, “Bedenim, bugün nasıl hareket etmek istersin? Tam o anda yanıtlar almayabilirsiniz; ama, bedeninizin kendi bakış açısına sahip olabileceğini düşünme alışkanlığını edinmek ikinizin iletişim kurma sürecini başlatacaktır.

2. Bedeninizin Dilini Öğrenin
Bedeninizden onu anlamanıza yardımcı olmasını isteyebilirsiniz. Ayakta durarak “Bedenim, bana eveti göster” ve sonra “Bedenim, bana hayırı göster” diyebilirsiniz. Çoğu insan tutarlı olarak evet için bir yöne, hayır için diğer yöne eğilir. Bedeninizin konuştuğu dili anladığınızda, ona sormaya başlayabilirsiniz, “Bu peyniri yemek ister misin?” veya “Yürüyüşe çıkmak ister misin?” Bununla oynayın!

3. Hafif Olanı İzleyin
Her birimiz için farklı şeyler doğrudur. Sizin için doğru olan şey hafiftir. Ağır olan şey bir yalandır. Bir şey okuyorsanız ve sizi gülümsetiyorsa veya gözleriniz parlıyorsa, o sizin için doğru olabilir. Neden başka bir soru sormuyorsunuz? Bedeniniz büzülüyorsa veya mideniz alt üst oluyorsa, o sizin için doğru olmayan bir şeydir veya arzu ettiğiniz şeyi yaratmaz. Başka nereye bakabilirsiniz?

4. Değişimi Zorlamayı Bırakın
Kesinlikle acınası görünen spor salonlarına koşuşturan insanları ne kadar sıklıkla görüyorsunuz? Bedeninizin tükürmek istediği kaç tane diyet yaptınız? Bedeninizle aranızdaki iletişimi artıracaksanız, bedeninizin yapmak istemediği şeyleri yapması için onu zorlamayı bırakmak ve aynı ekipte oynamaya başlamak zorunda olacaksınız. Bedeniniz koşmaktan nefret mi ediyor? Bedeniniz koşmayı sürdürürseniz dizlerinizin patlayacağı farkındalığına sahip olabilir. Bedeniniz hangi hareketlerden keyif alırdı?





5. Etiketleri Kesin
Toplumumuz etiketleri ve teşhisleri sever. Ne kadar sıklıkla bir teşhis sorular sormaya son vermek için gerçekten bir izindir? Reflüm var. Sizin var mı? Bedeniniz sıklıkla reflü dediğimiz semptom ile biraz önce yediğiniz şeyi beğenmediği bilgisini veriyor mu? Hiç domates yiyemediğiniz veya bedeninizin domates ile iyi olduğu zamanlar bulunduğu doğru mudur? Eğer son çare olarak başvuracağınız bir teşhisiniz olmasaydı, bedeninizin her an neyi arzuladığının farkında olmak zorunda olur muydunuz?

6. “Sağlık” Oyununu Bırakın
Evet beni duydunuz. Beslenme uzmanları bunun için benden nefret edecekler, ama neyin sağlıklı olduğu neyin sağlıksız olduğu ile ilgili o kadar çok bakış açısı topladık ki, bedenimizin ondan hoşlanıp hoşlanmayacağını görme şansına sahip olmadan yiyecekleri yargılamaya başlıyoruz. Lahana sağlıklı öyle değil mi? Tiroitiniz az çalışıyorsa, sağlıklı değil. Domates sağlıklı öyle değil mi? Reflünüz varsa değil. Şeker sağlıklı değil. Gerçekten mi? Her zaman mı?

Sizin için iyi ve kötü olan tüm yiyeceklerin listesini dikkatle yaratabilirsiniz ya da size yiyecekler ile ilgili anlatılmış olan her şeyi silip bedeninize her an neyi arzuladığını sorabilirsiniz. Bedeninizin ne kadar çok şey bildiğine ve aslında size karşı işlememeye çalıştığına şaşıracaksınız. Bu harika hissettirecek!

7. Geri Bildirimi Değerlendirin
Baş ağrısıyla ne kadar sık hayal kırıklığına uğrarsanız? Ya da beliniz ağrıdığında keyfiniz kaçar? Bedeninizdeki ağrı ya her zaman kötü bir şey değilse? Bu, bedeninizin sizinle iletişim kurmak için son çaresi ise? Bedeninizde ağrı veya yoğunluk olduğu zaman, minnettar olmak için elinizden geleni yapın ve sorun, “Bedenim, burada bana neyi göstermeye çalışıyorsun?” Yediğiniz bir şeyi mi beğenmiyor? Zehirleyici bir sohbete mi isyan ediyor? Size ne anlatmaya çalışıyor?

8.Değişime İzin Verin
Sizin için bir gün doğru olan şey, sonraki gün doğru olmayabilir. İnsanlar tutarlı olmamızı severler, ama gerçek şu ki siz her gün farklısınız. Farklı bir hava durumu vardır, farklı bir ruh halindesinizdir, farklı gereksinimleriniz vardır. Her zaman ne yiyeceğinizi veya tüm yaz boyunca çalışma planınızı düşünmek yerine, sadece bu an ile uğraşın. Bedeniniz bugün neyi arzuluyor? Tutarlı olmak zorunda değilseniz ne olurdu? Bedeniniz tutarlı olmak zorunda değil!

9. Yargılamayı Bırakın
Her gün bedeninize kaç tane yargılama yöneltiyorsunuz? Eğer köpeğinize çoğu insanın bedenlerine davrandığı gibi davransaydınız, o kaçıp giderdi! Bedeninizin sizinle kolaylıkla çalışmaması şaşırtıcı mı? Bedeninizi yargıladığınız her zamanı fark etmeye başlayın ve her seferinde kendinize, “Bu ilginç bir bakış açısı” deyin. Yargılamalarınızın gerçeğiniz olmadığını kavradığınız zaman, sizi kontrol etmeyi bırakacaklardır. Oradan özgürlük yolunda olursunuz!

10. Minnettarlığı Artırın
Değiştirmeyi istediğiniz şeyler üzerinde durmak yerine, işleyen şeyler için minnettar olmaya başlayın. Bedeniniz ile ilgili minnettar olduğunuz her şeyin listesini yapın ve kendinize bunları her gün hatırlatın. Çok fazla minnettar değil misiniz? Görebilmenize ne dersiniz? Derinizdeki esintiyi hissedin. Düşündüğünüzden çok daha fazla minnettar olacağınız şey var!
Minnettarlık yerinden, yargılama yerinden daha fazla şeyleri değiştirmek çok daha kolaydır. Bunu deneyin!

Bedenim ile ilgili seçimler yapmam gerektiğinde, sessizleşirim ve kendime sorarım, “Neyi biliyorum?” Nasıl hissettiğim hakkında artık başkalarını suçlamıyorum. Doktorların verdiği bilgiler için minnettar olabilirim, ama en sonunda harika hissetmekten kendimin dışında kimsenin sorumlu olmadığını biliyorum.

Bedenim ile birliğe girerek, “sindirim rahatsızlığım” yok oldu, tiroit seviyelerim normale döndü (bu mümkün görünmüyordu) ve tekrar bedenimden keyif almaya başladım!

Artık savaşta olmamak ne güzel bir armağan. Bedeniniz ile savaşa son vermenin zamanı mı? Öyleyse, hangi soruları sorabilirsiniz?

Blossom Benedict (Çeviri: Saffet Güler)









Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

"TABURCU OLMAK" Deyiminin Destansı Hikayesi


Neden Türk hekimleri hastalarını iyileştirdikten sonra ‘’taburcu’’ ederler; ‘’gitsin’’, ‘’evci’’ gibi kelimeler kullanmazlar, hiç aklınıza geldi mi? Taburcu kelimesinin çok hüzünlü bir hikayesi vardır aslında. Bakın anlatayım dilim döndüğünce…

Özellikle 1. Dünya ve Çanakkale Savaşı sırasında ülkenin tıp eğitimi veren tek kurumu Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane, hocalarını, öğrencilerini cepheye yolluyor, eğitime ara vermek zorunda kalıyor, binası ise tamamen hastaneye dönüşüyordu.

Sadece cephede savaşmakla kalmıyor, savaş olmadığında ya da geride kalan kıdemsiz tıbbiyeliler, direnişte bizzat çalışıyorlardı. İzmir’in işgalinin üç gün sonrası, 18 Mayıs 1919’da, okulda hararetli, hüzünlü konuşmaların yapıldığı, hemen direniş gruplarının örgütlendiği bilinir.

Daha çok bahsedilecek olay, anlatılacak konu var ancak, söylemek istediğim şudur;

Ülkede herkes askerdir, eli silah tutan tüm erkekler savaştadır. Gerçek kurumsal düzeyde tek hastane vardır, ülkenin her yanındaki cephelerde tüm hekimler subaydır, askerdir. Yaralılar iyileştirilir, komutan hastalarını, askerlerini dolaşır. Hastanede, kışlada, revirde, cephede çadırda, savaşta. Tabip subay, iyileşenleri, tekrar silah tutabilecekleri savaşa, taburuna yollar, ‘’taburcu’’ eder. 

Başka hiçbir milletin, ülkenin hastanesinde, hastalar iyileştiklerinde ‘’taburuna yollanmaz, taburcu’’ edilmez. Bazı değerleri, yaşamının içine böylesine sindirmiş başka bir millet yoktur. Başkalarını bilmem ama, taburcu ettiğim her hastada, göğsümün ağlamaklı kabarması bundandır. Ordusunu, askerini, bağımsızlık mücadelesini, tüm aziz şehitlerini, yaşamına böyle sindiren başka bir millet yoktur. Bazı hususıyyetlerin, farkında olmasak da her zaman, sonsuza kadar bizimle yaşayacaklar…

İşte size ‘’taburcu’’luğun hikayesi

Etiketler : taburcu olmak deyiminin hikayesi,taburcu olmak deyiminin anlamı,hastaneden taburcu olmak,taburcu olmak ingilizce,taburcu olmak ne demek,taburcu ne demek,taburcu kelimesinin kökeni,taburcu ingilizce












Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Dilenci Kılığına Giren Padişah




Bir gün Sultan dördüncü Murat'a gelip subaşılar dan birinin halktan rüşvet aldığını bildirdiler.

Padişah hemen bir müfettiş görevlendirdi ve şikayeti araştırmasını emretti. Müfettiş tam bir ay adamı takip ettiği halde suçüstü yakalayamadı, gelip durumu padişaha arz etti padişahım zannedersem halk yanılıyor şikayet edilen Subaşı'nın rüşvet aldığına dair bir işarete rastlamadım. 

Padişah Kaşlarını çattı

- benim halkım Yanılmaz dedi ama sende feraset yoktur 

- feraset ne olaki padişahım dedi.
şöyle cevap verdi

- Peygamber Efendimiz buyuruyor ki ,müminin ferasetinden sakının Çünkü o Allah'ın nuru ile bakar feraset üstün zeka bütün kabiliyet bir anlayıştır. Hadi git.

Müfettişi görevlendirdik ten sonra rüşvet aldığı iddia edilen subaşı'nı huzuruna çağırdı. Ona bir kese altın uzattı.

- Bunu al sabah namazında Ayasofya Camii ne git Top kandilinin altında seni bekleyen fakire ver,

Adam keseyi aldı kuşağının arasına koydu ve izin isteyip padişahın huzurundan ayrıldı ve sabah namazında Ayasofya Camii'ne gitti... padişahın söylediği yerde kendisini bekleyen dilenci kılıklı adama keseyi uzattı adam keseyi aldı 

- Allah padişahımıza ve devletimize zeval vermesin diye dua ederek koynuna attı.

Subaşı gittikten sonra keseyi koynundan çıkarıp saydı yalnızca Beş altın vardı. 

Ertesi gün Öğle üzeri halk rüşvetçi subaşının padişah tarafından yakalanıp cezalandırıldığı haberini almıştı. Bayram ediyorlardı bir beladan kurtulmuşlardı.

Müfettiş işi merak etti kendisi bir ay peşinde dolaştığı halde bu adamı yakalayamamıştı da padişah bir gün içinde bunu nasıl başarmıştı. 

Huzuruna çıkıp sorunca padişah 

- Feraset dediğin işte budur dedi adama verdiğim kesede Elli altın vardı ama camide bekleyen fakire sadece beş altın verdi demek kırk beş altını kendi cebine attı Böylece haram yediği Anlaşıldı.
- padişahım kesede beş altın olduğunu nereden bildiniz 

4. Murat güldü
- camideki dilenci bendim. Bir suçluyu yakalamak için yapmayacağım yoktur Çünkü ben Allah'tan korkarım .

Müfettiş padişahın ellerini minnet ile öptükten sonra:
- ferasetin ne demek olduğunu anladım diye mırıldandı.



muhteşem yüzyıl,malkoçoğlu ve kanuni sultan süleyman,muhteşem yüzyıl,tebdili kıyafet,muhteşem yüzyıl,kanuni sultan süleymanın gerçek adı,kanuni sultan süleyman çarşıda, ,kayseride dilenci kılığına giren polis,kanuni muhteşem yüzyıl,şehzade mustafa kanuniyi kurtarıyor









Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

İBRETLİK BİR KISSA ''Hamal''


Rızkını sırtında ağır yük taşıyarak kazanan hamalın biri namazlarında dâima:

— Yâ Rabbi, bana ne vereceksen hayırlısını ver, bir ekmek de olsa hayırlısından ihsan eyle, diye dua ediyormuş.

Adamın hep aynı duayı tekrarlaması, yanındakilerin dikkatini çekmiş. Nihayet biri, bir gün sormadan edememiş:

— Kardeşim, sen her namazdan sonra duada:
" Yâ Rabbi, bana ne vereceksen hayırlısını ver, bir ekmek de olsa yine hayırlısından ihsan eyle" diye yalvarıyorsun. Ekmeğin hayırsızı da mı olur ki?





Hamal cevap vermiş:
— Birader, benim başıma geleni bir bilsen sen de aynı duayı tekrarlamaktan kendini alamazsın. Yanındakiler iyice meraklanmışlar:

— Neymiş başına gelen, anlat da biz de duyalım. Hamal, bakın, başıma ne geldi, diyerek başlamış anlatmaya:

— Ben ekmeğini sırtındaki ağır yüklerin altında inleyerek kazanan bir insanım. Bir gün yine bir yokuş yukarı sırtımda ağır yükle çıkarken fena halde yorulduğumdan sırtımdaki yükü yere indirdim. Alnımdan damlayan terleri silerken içimden bir feryat koptu, dedim ki:

— "Hey yâ Rabbi, yediğim ekmeği bana ne kadar da zor veriyorsun. Ne olur, bu bir ekmeği şöyle oturduğum yerden kazanmayı ihsan eylesen de, böyle kan ter içinde kalmasam.

Tam bu dua ağzımdan çıkar çıkmaz, birden karşımda iki kişinin sille tokat dövüştüklerini gördüm. Dayanamadım, aralarına girip ayırırken birinden yediğim bir yumrukla yüzüm kan revan içinde kaldı, tşte o sırada gelen polisler, beni de kavgacılardan biri zannederek doğruca hapse attılar.

Mahkemeye çıkıncaya kadar yattığım hapiste her gün bana ekmek veriliyordu. Sırtüstü yattığım yerde ayağıma gelen bu ekmeği sıkıntı ve üzüntüden yi-yemiyordum. Kendi kendime diyordum ki, işte ne sırtında yük taşıyorsun, ne de alnından öyle soğuk terler akıyor. Sana oturduğun yerde bedavadan gelen ekmek. Zevkle yesen ya.. Ne var ki, dısarda çalışarak alın teriyle kazandığım o ekmek, hapiste ayağıma gelen bu bedava ekmekten çok daha huzur verici ve lezzetliydi.

O zaman anladım ki, ben yanlış dua etmişim. Oturduğum yerden bir ekmek ver demişim, ama hayırlısından ver dememişim. İşte o günden bu yana dualarımda isteğimi değiştirdim. Rabbimden zahmetli de olsa hayırlısını, huzurlusunu vermesini niyaz ediyorum.

*Etiketler :kısa ibretlik dini hikayeler,karar vermekte acele etmeyin çok anlamli ibretlik bir hikaye,alay etmek ile ilgili hikayeler










Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

GENÇ KALMANIN SIRRI


70, 80 ve 90 yaşlarında üç kardeş varmış. Üçü de, 60 yaşında üçüzler gibi görünüyormuş.
70 yaşındakine genç kalmanın sırrını sormuşlar. O da, 80 yaşındaki abisine sorulmasını söylemiş. Benden on yaş büyük olduğu halde, benim gibi 60 yaşında görünüyor demiş. 80 yaşındakine gitmişler, o da 90 yaşındaki abisini göstermiş, benden büyük olduğu halde o da, 60 yaşında görünüyor, ondan sorun demiş. 90 yaşındaki delikanlı ihtiyara sormaya gitmişler.

Gelenleri dinledikten sonra:
“Buyurun size açıklayayım” demiş. “Önce bir şeyler yiyelim, ondan sonra anlatırım” diyerek genç kalabilmenin sırrını hayatın içinden bir misalle açıklamaya başlamış.
Yemekten sonra sofraya bir kavun getirmesi için hanımına rica etmiş. Hanımı genç nine de, üst kattaki tavandan bir kavun seçip getirmiş. Delikanlı ihtiyar, kavunu beğenmemiş, “daha iyisini getir" demiş. Kadın gidip yine bir kavun gelmiş. Bizimki onu da beğenmemiş, tekrar başka bir kavun getirmesini söylemiş. Nine yine itiraz etmeden ve yüzünü ekşitmeden bir kavun daha getirmiş, ama onu da beğenmemiş.





Misafirlere;
“Hanım iyisini bilemedi, gelin beraber seçelim kavunu” diyerek onları üst kata davet etmiş. Tavan arasına varınca bakmışlar ki, tek kavun var. Genç ninenin hep aynı kavunu getirdiğini anlamışlar.
Genç dede misafirlerine dönmüş:
“Şimdi genç kalmamın sırrını anladınız mı?” diye sormuş. Onlar da “anlamadık” demişler.

Dede:
"Kavun tavanda bir tane değil miydi? Hanım beni mahcup etmemek için, her seferinde başka kavun getiriyor gibi göründü. ‘Tavanda başka kavunumuz mu var, hepsi bir tane bey‘ demedi. O beni hiç üzmedi, ben de onu hiç ama hiç üzmedim. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya, yani ne kendi ana babamıza ne de başkalarına kesinlikle yansıtmadık. Yani birbirimizi, başkalarının önünde hiç zor duruma düşürmedik, mahcup etmedik. Böylece, ikimiz de genç kaldık” diyerek genç kalmanın sırrını açıklamış misafirlerine.

Peygamber efendimiz, (Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) ve (Kocası razı olduğu halde ölen kadın, Cennete girer) buyuruyor. 

Merhum hocamız da bu konuda buyururdu ki:
Aklı olan karı koca, birbirlerini üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık alametidir. Zâlim, huysuz kimsenin hayat arkadaşı devamlı üzülerek sinir hastası olur. Sinirler bozulunca, başka hastalıklar da hâsıl olur. Hayat arkadaşı hasta olan bir eş, mahvolmuştur. Saadeti sona ermiştir. Eşinin hizmetinden, yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun dertlerini dinlemekle, ona doktor aramakla, ona, alışmamış olduğu hizmetleri yapmakla geçer. Bütün bu felaketlere, bitmeyen sıkıntılara kendi huysuzluğu sebep olmuştur. Dizlerini dövse de, ne yazık ki, bu pişmanlığının faydası yoktur. 

O hâlde, ey Müslüman! Hayat arkadaşına yapacağın huysuzlukların, işkencelerin zararlarının kendine de olacağını düşün! Ona karşı, hep güler yüzlü, tatlı dilli olmaya çalış! Bunu yapabilirsen, rahat ve huzur içinde yaşar, Rabbinin rızasını da kazanırsın.









Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Tahir İle Zühre


Geçmiş zamanların birinde zengin ve şöhretli bir padişah varmış. Malı, mülkü, askeri, kısaca her şeyi varmış. Ancak çocuğu olmuyormuş. Hekimlere gitmiş, derdine çare bulamamıştır. Bunlardan fayda göremeyince, kendisini eğlenceye verip, yaptırdığı bahçeye gidip gelmeye başlar...

Bir gün veziri ile çarşıda dolaşmaya çıkar, "Herkim bana altın verirse, tanrı onun muradını versin."diyen bir dilenciye para verir. Oradan ayrılarak bahçeye doğru giderler ve bir ağacın altına otururlar İleride bir ağacın altında yaşlı bir derviş görürler ve onun yanına giderler.

Derviş, ”Marifetlerim vardır." deyince, padişah gönlünden geçeni bilmesini ister. Dervişte, padişah ve vezirin çocuğunun olmadığını, evlat istediklerini bilir. Bunun üzerine dervişten yardım isterler.Derviş de cebinden bir elma çıkarır ve ikiye böler. Bu elmaları yerlerse çocukları olacağını, padişahın kızı ve vezirin oğlu olacağını, ama onları ayırmamalarını,evlendirmelerini söyler. Padişah da, vezir de çok sevinir. Akşam elmayı yerler ve dokuz ay on gün sonra padişahin kızı, vezirin de oğlu gelir dünyaya. Kızın adını Zühre, oğlanın adını Tahir koyarlar.

Tahir ile Zühre birlikte büyürler. En tanınmış hocalardan ders alırlar ve çok zeki oldukları için herşeyi öğrenirler. Fakat on beş yaşında Zühre'nin gönlü Tahir'e düşer ve uyurken Tahir' i öper. Tahir çok kızar, kardeş Olduklarını sanır. Bir gün Zühre,Tahir' i yine öper ve Tahir de Zühre'yi döver. Zühre okadar üzülür ki, Allah'a ”Allah'ım, benim sevgimin yarısını Tahir'e ver.” diye dua eder.





Tahir de Zühre'ye âşık olur. Bu sefer Zühre kendini naza çeker. Ancak kardeş olmadıklarını öğrenenTahir ile Zühre günden güne birbirine daha çok bağlanırlar. Sazlarını alıp birbirlerine türküler söylerler.

Bunları gören Arap Köle, padişahın karısına söyler.Padişah kızını, Tahir ile evlendirmenin zamanının geldiğini söyler. Ancak karısı, kızının padişah oğluyla evlenmesini istemektedir. Padişah kendi gözleri ile âşıkları görmek ister ve görünce evlendirmeye karar verir.

Bu arada Tahir rüyasında iki kara köpeğin kendisine saldırdığını görür ve rüyası çıkar. Padişahın karısı, padişaha cadının yaptığı şerbeti içirince, padişah, Tahir'den soğur ve onu saraydan kovar.

Aşkı ile yanıp tutuşan Tahir, Zühre'nin köşkünün önüne gelerek sitem dolu türküler söyler. Zühre de olayları dadısından öğrenir ve her şeyi Tahir'e anlatır.

Arap Köle, bunları görünce yine padişaha haber Verir. Bu sefer padişah onu Mardin'e sürer. Mardin’de yedi yıl kalan Tahir, Allah'a dua eder ve onu zindandan kurtarmasını ister. Duası kabul olur, zindanın açılan kapısından siyah atıyla Hızır gelir ve onu atına alıp, 0 uyurken Zühre'nin köşkünün önüne bırakır. Zühre, Tahir'i dadısına gönderir. O günden sonra,her gece gizli gizli buluşup zevk ve sefa eylerler.

Fakat bir gün rüyasında Tahir, kara köpeklerin yine etrafını sardığını görür, rüyası yine çıkar. Çünkü Arap Köle onları yine görmüştür. Bunu padişaha haber verir ve Tahir, üstü açık bir kayıkla Sat Suyuna bırakılır. Sat Suyunun kenarında da Göl Padişahı'nın sarayı vardır. Zühre bunu bildiği için Göl Padişahı'nın kızına mektup yazar ve Göl Padişahı'nın kızları Tahir'i bulurlar.

Göl Padişah'ının üç kızı da Tahir' i sevmektedir ve bir gün onu paylaşamadıkları için kavga ederken.Tahir bunları duyar ve kaçar.





Bir çeşme başında dua eder ve uyur. At sesiyle uyanınca yanında bir Derviş görür. Yine ata biner ve gözlerini kapatır. Derviş ”aç” dediği zaman Tahir kendisini Zühre'nin köşkü önünde bulur. Dadısına gider, dertleşirler. .

Bir gün Tahir, davul zurna sesleri duyar ve dadısından Zühre'nin evleneceğini öğrenir.Kadın kıyafetleri giyer ve düğüne gider. Kendini Zühre'ye tanıtır. Ertesi gün Zühre ile anlaşırlar.Hamama gitmek için çıkıp kaçmaya karar verirler.Ancak Arap Köle de kadın kılığına girmiş ve onları görmüştür. Arap Köle durumu padişaha haber verir.Padişah, Tahir'i yakalatır, mecliste onu ve kızını anmadan üç hane türü söylerse affedeceğini söyler.

Tahir iki haneyi söyler, fakat üçüncü hanede Zühre'nin içeri girdiğini görür ve onun ismini kullanır, padişah da onun boynunu vurdurmaya karar verir.

Cellat, Tahir'in boyununu vurmadan önce, Tahir namaz kılıp, Allah'a ruhunu alması için dua eder ve hemen ölür. Bunu gören Zühre aklını kaçırır. Hekimler çare bulamaz, hatta Tahir'in etini yedirmeye kalkarlar, ama dadısından bunu öğrenen Zühre çok kızar, Tahir' in mezarına gider.

Allah'a ruhunu alması için dua eder ve ölür.

Mezara gelen Arap Köle de Zühre'ye âşık olduğu İçin kendini hançerle öldürür. Padişah kızını Tahire vermediği için pişman olur, ama iş işten geçmlştlr.

Bir süre sonra âşıklara mezar yapılır, Arap Kölede baş uçlarına gömülür, oradan geçenler Zühre'nin mezarında beyaz bir gül fidanı, Tahir'in üzerinde ise bir kırmızı gül fidanı görürler, Arap'mezarında kara bir çalı bitmiştir.....

**Etiketler :tahir ile zühre kimdir,tahir ile zühre meselesi hikayesi,tahir ile zühre hikayesi,tahir ile zühre volkan konak,tahir ile zühre şiiri dinle,tahir ile zühre fon müziği,tahir ile zühre şiiri indir,tahir ile zühre kitap










Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

YASAL UYARI: Sitemiz de yer alan materyalleri izinsiz kopyalamak ve kullanmak 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. '