Hikayeleri Önce sen Oku

VEYSEL KARANİ' DE ANNE SEVGİSİ


Küçük Üveys’in annesinden bir tek isteği vardı. Günlerdir bu isteğini zihninde bekletiyor, anneciğinin neş’eli bir ânında teklifini yapmayı tasarlıyordu. Bekle­diği ânın geldiğini gördüğü bir sırada, isteğini şöyle di­le getirdi:

- Sevgili anneciğim bende çok hakkın var. Maddî- mânevî yüküm altında inledin. Bunu bilen evlâdm ola­rak yanından bir em olsun ayrılmak istemem, hizmeti­ni hiçbir şey’e değişmem. Ancak, mesele Resûlüllah’ın ziyareti olunca durum değişiyor ve senden Medine’ye kadar gidip gelmem için izin vermeni istiyorum. Hemen herkesin ziyaret edip sohbetiyle müşerref olduğu âhir zaman peygamberini görmezsem gözlerime uyku gir­meyecek. Ne olur, bana izin ver, Resûlüllah’ı bir defacık olsun göreyim, birkaç dakikalık sohbetinde bulu­nayım. Hemen dönerim.





Annesi, üveys’i çok seviyordu. Onu gözünden bir gün olsun ayırmaya razı olamıyordu. Ancak bu istek başka isteklere de benzemiyordu. Resûlüllah vardı işin içinde. İzin vermeliydi. Ama hemen oğlunu geri döndü­recek bir izin olmalıydı bu. Düşündü, düşündü ve şart­lı iznini şöyle verdi:

- Oğlum, Resûlüllah’ı ziyarete gitmene izin verece­ğim, bir şartla ki, Peygamber’in evine varacak, ziyareti­ni yapacak, başka hiçbir yere uğramadan hemen geri döneceksin. Evinin dışmda bir yere gitmene iznim yok­tur. Bunu unutma!

Üveys’in sevincine had yoktu. Şartlı da olsa izin çıkmıştı. Demek Medine’ye gidecek, Resûlüllah’m evine varacak, bir iki dakikalık da olsa sohbetinde buluna­caktı. Artık bundan büyük bir saâdet ve nâiliyet ola­mazdı. Hemen yol hazırlığını yaptı. Heybesinin iki gö­züne Yemen hurmalarından doldurdu. Annesinin elini öpüp duasını alarak yola koyuldu.

Tozlu yollar, kumlu çöller O’nun için engel sayılmı­yordu. Gönlüne Resûlüllah’ı görme sevdası düşmüş, kalbine Peygamber aşkı dolmuştu. Yemen illerinden Medine çöllerine doğru ilerlerken yakıcı sıcakların alev alev inen te’siri O’nun alnından sadece ılık terler akıt­makla kalıyor, aşkını, şevkini zayıflatmıyordu.

Yolda kâh bir kervana rastlıyor, daha sonra istika­metlerini değiştiren kervanları bırakıyor, kasideler söyleyip, İlâhiler terennüm ederek Medine yolunda kendi istikametine şaşmadan devam ediyordu. İşte Medine görünmüştü. Peygamber şehrinde Resûlüllah’m hasretini giderecek kim bilir âhir zaman Nebisini nasıl görecekti.



Sora sora aradığı yere yaklaştı. Kime sorsa: resulüllah’ın evi Mescid-i Saâdetin bitişiğinde,
İşte hurma dallanndan örülmüş çatısı ile kıldan dokunmuş kapı perdeli Hücre-i Saâdetler..

En başta birinin kapısıma yaklaştı. Bütün gücünü toplayarak seslendi:

- Yemen’den ziyaret için geldim, Resûlüllah’ı gör­mek istiyorum!..

Cevabı heyecanla bekledi. Kalbi tık tık vuruyor, na­sıl bir karşılık alacağım heyecanla bekliyordu. Nitekim beklediği cevap geldi de:

- Resûlüllah evinde yoktur. Medine’nin filân ma­hallesine kadar gittiler. İster mescide geri dönmesini bekleyin, ister o mahalleye gidin, orada ziyaretinizi ya­pın.

- Ben ne o mahalleye gidebilirim, ne de mescidde Resûlüllah’m dönmesini bekleyebilirim. Annem izin vermedi bunlara. Sadece evine gideceksin, başka yere iznim yok, dedi.

Ortalığı derin bir sessizlik kaplamıştı. Düşünüyor­du. Annesinin dediğini yerine getirmeli, sözünden çık­mamalıydı. Anne sözüydü bu. Ama beri tarafta da Re­sûlüllah vardı. Onun ziyareti söz konusu idi. Zihninde sualler uçuştu, cevaplar çatıştı. Öyle mi, böyle mi, gi­bilerden ihtimaller alabildiğine çoğaldı. Ama anne sö­züne sadık kalmak, verdiği sözünde durmak ağır bas­tı. Kendi kendine söylenerek döndü:

- Gidemem, başka yere gidemem. Oturup Hazret-i Peygamber’in dönmesini de bekleyemem. Annemin izni yok çünkü. Anlaşılan kısmet değilmiş. Zaten benim bi bir bîçâre kim oluyor ki, her gün Cebrâil ile görûşen bir zatın huzuruna girecek, sohbetinde bulunacak ,Bende Amma cür’etkâr bir gençmişim ha?..

Üveys teessürlerini gönlüne gömdü, işin içindeki hikmeti düşünerek geldiği yoldan geri dönmeye karar verdi. Sanki izinden basa basa geri geliyor, yol boyun­ca da hüzün gözyaşları döküp, elem kasideleri söylü­yordu. İşte Yemen hududu içine girmiş, Karan köyüne de gelmişti. Hiç olmazsa biricik annesinin sözünü tut­muş, onun emrinden dışan çıkmamıştı. O yeterdi ken­disine. Nitekim sevgili annesi durumu anlayınca itâat- li Üveys’ine şöyle dua etti:

- Oğlum, sen dünyada beni memnun ettin, Allah da, ahiret de seni memnun etsin de, dünyada göremedi­ğin Resûlüllah’ı âhirette görüp O’na komşu olasın.

Beri tarafta hane-i saâdetine geri dönen Resûlüllah Hazretleri, Âişe validemize sordular:

- Kim geldi buraya, yâ Âişe?

- Yemenden bir genç ziyaretinize gelmişti. Sizi evde bulamayınca annesinin izni olmadığı için yanınıza ka­dar varamadı, oturup da bekleyemedi. Geri dönüp memleketine gitti.

Efendimizin cevabı şöyle oldu:

~ Kapıdaki nurdan Üveys’in geldiğini anladım. O, annesine itâat edip etmeyeceği hususunda imtihan olundu imtihanı da kazandı. Dünyada beni görmesi nasideğilmiş. Ama âhirette komşum olacaktır.









Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Eriyen Dondurma


Nursen Öğretmen, yılların tatlı yorgunluğuna bir günün yorgunluğunu daha eklemişti. Okuldan giderayak öğrencilerinin servislerine binişlerini göz ucuyla kontrol ederken, bir yandan da yavrularının ‘’İyi akşamlar öğretmenim.’’ seslenişlerine cevap yetiştirmeye çalışıyordu. Çabalıyordu, çünkü yorucu bir günün sonunda dahi enerjilerini kaybetmemiş, kanaryalar gibi şakıyan yavru kuşlarının bu hareketliliğine ayak uydurmakta zorlanıyordu.

-İyi akşamlar Şeydacığım. Sana da iyi akşamlar Lütfullah. Ödevlerinizi ihmal etmeyin çocuklar, yarın kontrol edip imzalayacağım ona göre.

Belli belirsiz gülümserken, ‘’ Ben de küçükken böyle miydim sahi, nereden bulurlar bu enerjiyi?’’ diye geçirdi içinden.
Zümre arkadaşı Nesrin Öğretmen de yorgun ama tatlı gülümseyişiyle koşar adım yetişti Nursen Öğretmene. Okulun az ilerisindeki yokuşa kadar birlikte yürüdüler hoş beş eşliğinde.

-İyi akşamlar Nesrinciğim. Bey’ine hürmetler canım.

-Sana da iyi akşamlar Nursen Abla. Yarın görüşürüz. Akif Bey’e de selamlar.




Nursen Öğretmen bahçede nöbetçiydi de bugün. Tüm gün bedenini taşıyan şiş bilekleri düne göre daha bir sancıyordu. Bir an önce evime gideyim de, kendimi koltuğa bırakıvereyim düşünceleri arasında adımlarını sıklaştırmışken, dikkati babalarının elinden tutan iki talebeye kaydı.

Çocukların tertemiz önlükleri, günün bitimine rağmen sanki yeni taranmışçasına pırıl pırıl parlayan saçları, olağanca nizami bir görüntü sergiliyordu. Yavrularına bakışlarıyla onlara taptığını hissettiren babanın kıyafetiyse maddi durumlarının iyi olmadığını her yönden haykırır gibiydi. Babanın kıyafeti temiz olmakla birlikte eskiydi.

Nursen Öğretmen, şöyle adam akıllı süzdü iki yanında oğullarıyla birlikte yürüyen babayı. Evet, kıyafetleri eskiydi babanın, ama bunun yanında eş dosttan alındığını belli edecek denli boldu gömleği ve pantolonu. Kemeri olmasa düşecekti sahiden. Bol pantolonunu sıkan kemeri, kumaşın belinde yer yer potluk yapmıştı. Daha dikkatli bakınca gömleğinde yırtılan sırtının acemi ellerde dikildiğini gördü.

Rahmetli anneciği Şükriye Hanımı düşündü Nursen Öğretmen. Dikişi, kanaviçeyi, halı dokumayı da öğretmişti. Öğretmen diplomasını altın bilezik diye koluna da takmıştı kızının.

‘’Nur içinde yatsın güzel anacığım.’’ dedi sesli, gözleri acemi ellerin okşadığı yırtığa bakarken.

Çocuklardan büyük olan, geçen hafta olduğu Matematik imtihanından bahsetti babasına uzun uzun. Öğretmeni imtihan sonuçlarını açıklamıştı.

-Babacığım, Matematik testinden 5 aldım, hem de öğretmen bana ‘’Aferin İsmail dedi.’’ dedi.

İsmail bunu söylediğinde, duruşundaki, bakışındaki gururun on katını babanın gözlerinde gördü Nursen Öğretmen.

Kendi de nedensiz gururlandı, gidip sarılmak geldi içinden İsmail’e.

Baba, İsmail’in al yanaklarını beceriksiz hareketlerle iki elinin cılız parmakları arasına aldı, yanaklarından öptü yavrusunu.

-‘’Bir aferin de benden oğluma.’’ dedi. Bu sene sınıfınızı pekiyi ile geçin, ikinize bir tane bisiklet alacağım, münavebeli binersiniz kardeşinle.

Baba yüzünü öbür yanına çevirdi gülümseyerek, oysa ufak oğlan hemen ötedeki pastanenin dondurma standındaki iştah açıcı dondurma resimlerine dalmıştı. Bir resme, bir dondurma koyan adama baktı, bir resme bir dondurma koyan adama… Öylece kaldı üç dört saniye kadar. Yutkundu…

Sonra birden arkasını döndü, dudaklarının kenarı da yüzü gibi yere bakarken, babasıyla ağabeyine doğru yürümeye başladı. Babasıyla ağabeyinin kendisini izlediğinin farkında değildi. Aklı dondurmadaydı besbelli. Ama paraları olmadığını bildiği için hevesi kursağında, tüm hissettiği hayal kırıklığı da yüzünde, düşük omuzlarla yürüdü.

Nursen Öğretmen, durumu iyi tahlil etmişti. Yüreği ezilmişti yavrucağı öyle görünce. ‘’Ben alsam mı dondurmayı acaba?’’ diye geçirdi içinden.

Gözleri babaya kaydı nedensiz. Kendisini izleyen gözlerden haberi olmayan babanın da yüreği cız etmiş olacak ki dolu dolu gözlerle kardeşini izleyen İsmail’e baktı önce, sonra da ufaklığa. Yutkundu.

Eliyle bol pantolonun ceplerini yokladı dışından önce.

Sağ cep…
Boş.
Sol cepte bir şeyler var…

Sol elini sol cebine götürdü, özenle katlanıp üzerinde yazılar olan kâğıdın arasına konmuş desteden bir beşliğe gitti eli. Duraksadı… Tekrar yavrularına baktı. Önce küçüğe, sonra büyüğe. Ani bir hareketle çekip çıkardı desteden beşliği. Yaptığı bu ani hareket yüzünde de ani bir gülümsemeye neden oldu babanın. Mehmet!, dedi baba gülerek.

‘’Söyle aslanım, dondurman neyli olsun?’’

Bütün bunlar aslında o kadar kısa zamanda oldu ki. O ana kadar hala yüzü yerde, babasıyla ağabeyine doğru yürümekte olan Mehmet birden babasına baktı sevinçle. Oğlunun coşkusunu gören babanın da gözleri aydınlandı. İsmail’e baktı soran gözlerle.

‘’Seninki neyli olsun koçum?”

Gülümseyen İsmail’in ağzı hepten kulaklarına vardı. Önce yanındaki İsmail’in sonra Mehmet’in elinden tutan baba dondurmacıya doğru yürümeye başladı oğullarıyla beraber. Sevinçten hoplayıp zıplarken; ‘’Canım babam!’’ diye bağıran Mehmetçiğe cevabı hazırdı babanın; \\\”Bu dondurma ağabeyine mükâfat. Sen asıl ona teşekkür et. Sen de sınavlarından 5 al, birer dondurma daha size benden.\\\”

Dondurmasını alan Mehmet gülerek ağabeyine baktı, gözleri ışıl ışıl. ‘’Benim de notlarım hep beş ki.’’ dedi.

Nursen Öğretmen, hala izliyordu. Ne var ki o sıralar artık onun da ağzı kulaklarındaydı.

Kardeşinden sonra dondurmasını alan İsmail kardeşinin saçlarını karıştırdı yaşından beklenmeyecek denli sevecen bir edayla. Artık ikisinin de elinde dondurmaları vardı. Parayı ödeyen baba oğullarına dönerken, İsmail sordu;

-Baba sen almadın mı kendine?

Baba cevap verdi gülümseyerek;

-‘’Yok oğlum siz yiyin, benim canım hiç istemiyor.’’ dedi belli belirsiz yutkunurken.

Nursen Öğretmenin bakışları bir kez daha düştü o belli belirsiz tek bir yutkunmayla. Yine hüzünlendi.

‘’Bir babanın…’’ dedi kendi kendine, ‘’ Canı hiç mi dondurma çekmez?’’

‘’O özenle kağıdın arasına yerleştirilmiş para destesi, ev kirasıydı belki de, kim bilir?’’ diye geçirdi içinden.

‘’İsmail sınavından iyi not almış, hem Mehmetçiğin canı da nasıl çekti, kıramaz ki yavrularını, bakışlarından belli canının, ciğerinin pareleri oldukları. Milyon tane kira parası feda olsundu o ana kuzularına.’’

İki oğlunun aralarındaki sohbetini dinleyen, mutluluklarını gördükçe keyiflenen babanın gözü Mehmetçiğin dondurmasına takıldı. Dondurmanın yarısı ellerine bulaşmıştı Mehmetçiğin. Dondurmanın eriyen kısımlarından rahatsız olduğunu belli eder tavırlarla bir elinden diğerine alıyor, elinin bulaşığını yalıyor ama yine de temizleyemiyordu.

Baba;

-‘’Dur aslanım.’’ dedi cebinden çıkardığı kumaş mendille Mehmetçiğin ellerini silmek için dondurmasını alırken.

Sildi, sildi…

Mehmetçiğin elleri yapış yapıştı, ama en azından eriyen dondurmayı silmişti. Eve kadar idare edeceğine kanaat getirdiği bakışlarından sonra, bu sefer de külahın yanlarından eriyip akan dondurmayı yalamaya başladı, gizlemeye çalıştığı iştahıyla. Top dondurmaya hiç dokunmadı özenle.

Külahın çevresinin iyice temizlendiğine kanaat getirmiş bakışlarla, dondurmayı Mehmetçiğe uzattı.

-‘’Al aslanım, ye rahat rahat.’’ dedi gülümseyerek.

Mehmetçiğin canı artık istemiyordu dondurma.

-‘’Babacığım, çok doydum, yemeyeceğim, (abim) ağabeyim yesin.’’ dedi gülümseyerek.

Baba, çıtır çıtır külahın son lokmasını henüz yutmuş diğer oğluna sordu;

-‘’İsmail’im, yer misin oğlum?’’

-‘’Yok baba, ben de doydum.’’

Bir an duraksadı baba. Dondurmaya baktı… Yutkundu…

-‘’İsraf olmasın, ben yiyeyim madem.’’ dedi yine saklamaya çalıştığı heyecanıyla.

Bir yandan gururla, etrafına bakan oğullarına bakıyor, bir yandan dondurmayı yiyerek uzaklaşıyordu baba, yanında yavrularıyla.

Nursen Öğretmen, sanki film bitmiş de ışıklar yanmış gibi kendine geldi bir anda. Farkında olmadan akıtmış olduğu sevinç gözyaşlarını sildi yanaklarından.

Sonra etrafına bakındı. Şaşırdı. Başladı kahkahalarla gülmeye.

‘’Nerelere gelmişim ben böyle?’’ dedi kendi kendine.

Dondurmacıdan üç sokak sonra dönmesi gereken yol ayrımına doğru yürüdü… Yürüdü…

Yol ayrımından önce gülümserken aklından geçirdiği son sözler şunlardı Nursen Öğretmenin;

‘’ Hay Allah, ayaklarımın ağrısı da geçmiş.






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Down Sendromlu Kızıma Mektup



Engelli Kızıma Mektup.......

BENİM KOCA BEBEĞİM...Canım Benim…
Koca bebeğim, badem gözlüm, ceylan bakışlım, yaşama sebebim. Biliyorum, sen bu mektubumu okuyamazsın, sana biri okusa da anlamazsın. Ama ben biliyorum ki sen annenin seni ne kadar çok sevdiğini kalbinin derinliklerinde hissediyorsun.





Sen doğmadan birçok hayal kurmuştum.

Hatta yirmili yaşlarını bile düşünmüştüm. Şimdi bu hayaller o kadar uzak ki sanki bana ait değiller. Çünkü sen hala benim koca bebeğimsin. Kokun hala bebek gibi, bakışların sanki bir melek, içinde sadece sevgi var. Dünyanın karanlık yüzünü görmemiş, sevgiyle bakan gözlerin, o kadar saf ve temiz ki… Gözlerimde yaş gördüğünde, susturmak istercesine, ellerini yüzüme koyman, başını masumca koynuma sokman, karşılıksız sevgi var ya işte bu olmalı.

İnsanlar mutlu olduklarını söylerler, aslında gerçek mutluluğun ne olduğunu bilmezler, yaşadıklarını mutluluk zannederler. Bazen de yaşadıkları acının, dünyadaki en büyük acı olduğunu sanırlar.

Çünkü, gerçek büyük acıyı yaşamamışlardır. Ben seninle olmanın verdiği, huzur ve mutlulukla her gün şükrediyorum. Senin gözlerine bakarak, içimdeki umut çiçeklerini suluyorum. Dallarım bazen kırılsa da zeytin ağacı gibi tazelenip, daha sağlam oluyorum.
Biliyorum, önceleri isyan ettim. Çaresizliğime yenik düştüm.

Seninle birlikte o kadar güçlendim ki beni YARADANIM DAN başka hiç bir güç yıkamaz. Bazen düşünüyorum sen olmasan bu kadar güçlü olur muydum? Çoğu zaman da güçlü görünmeye çalıştım. Yeri geldi, gözyaşlarımı ılık ılık içime akıttım. Sanki ağladığımı gören olursa, gücüm kaybolacak sandım. Paylaşmanın acıyı azalttığını çok geç anladım.

Bazen dilime getiremediklerimi, rüyalarımda yaşıyorum. Yapamadığımız konuşmaları, yürüyüşleri rüyalarımda yapıyoruz. Uyandığımda, gözlerimi geri kapatıyorum, belki aynı rüya devam eder diye…





Oysa rüyama geri dönmeme gerek yok, ben zaten her gece aynı rüyayı görüyorum. Belki de bu yüzden uyumayı çok seviyorum.
Konuşurken insanların gözlerine bakmayı seviyorum, seni sorduklarında gözlerine bakmadan konuşuyorum. Çünkü dilimin söyleyemediklerini, içimde gizlediklerimi, gözlerimden anlamalarından korkuyorum.

Biz büyükler bir çocuk, iki çocuk büyüttüm diye gururla anlatırız. Oysa ben seninle beraber büyüdüm. Dünyada ki en büyük erdem olan sabrı, seninle öğrendim. İnsanlara bakarken gözlerinin ardındakini görmeyi, sadece gözlerimle değil kalbimle bakmayı, senin sayende öğrendim.Hiç birimiz fani dünyanın baki kiracıları değiliz. Biliyorum ki Cennetin en güzel köşesinde yerin olacak. Güneş gibi parlayan yüzün hep gülsün, gözlerinde yaş olmasın, ömrün annenin ki kadar olsun. Aslında anneler, “Benim ömrüm senin olsun!” der, ama ben biliyorum ki sen bensiz olamazsın.

Çölde kum tanesi, denizde su damlası olmak, ama en güzeli; milyonlarca insan arasında senin annen olmak. Sevmekten korkmadan, söylemekten utanmadığımız, mutlu bir dünyada yaşamak dileğiyle, seni koklayarak öpüyorum koca bebeğim.
Seni çok seven
Annen..






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

ANNEMİ ÖZLEDİM (İbretlik Hikayeler)


Sizler için Hazırlanmış Seslendirilmiş Hikayeler Yaşam Tadında Duygusal, romantik Aşk Hikayeleri, Kahramanlık ve Başarı Öyküleri, Dini Hikayeler,İbretlik hikayeler,Kıssadan hisse ,yeni hikayeler Ve daha yüzlerce Konuda Farklı Hikaye ve Öyküler










Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

SADAKAT YEMİNİ (En güzel Aşk hikayesi)


Bu akşam eve geldiğimde eşim akşam yemeğini servis ediyordu. Elini tuttum ve ona söyleyeceğim şeyler olduğunu söyledim. Masaya oturdu ve sessizce yemeği yemeye başladı. Ve yine gözlerinde o korkuyu gördüm.

Bir anda kasıldım, ağzımı açamıyordum ama düşüncelerimi söylemem lazımdı. Ben boşanmak istiyorum. Sinirlenmedi. Sözlerime karşılık vermedi, sadece sebebini sordu.
Bir cevap veremedim ve buna çok sinirlendi; elindeki çatal bıçakları fırlattı. Bana bağırdı ve adam olmadığımı söyledi. Bu akşam tek kelime konuşmadık. Eşim bütün gece ağladı. Farkındaydım. Evliliğimizin ne olacağını merak ediyordu ama onu tatmin edecek bir şey söyleyemeyecektim.

Ben Jane’e âşık oldum, eşimi sevmiyorum artık. Bu vicdan azabıyla bir evlilik sözleşmesi hazırladım; evi, arabayı ve şirketin %30’unu ona verecektim. Sözleşmeye kısa bir süre baktı ve yırttı. 10 yıl hayatımı paylaştığım bu kadın bana yabancı olmuştu. Onun harcadığı zamana ve enerjiye üzülüyordum ama geri dönemezdim; Jane’e çok âşık olmuştum. Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı, bu benim beklediğim bir tepkiydi. Onun ağlaması benim hafiflememe sebep olmuştu.





Bir süredir aklımdan geçiriyordum boşanmayı, bu fikir bende saplantı haline gelmişti ve şimdi bu duyguyu daha da güçlü hissediyordum ve doğru karardı. Bir sonraki akşam eve geç gelmiştim ve eşimi masada yazı yazarken gördüm. Çok uykum vardı ve akşam yemeğini yemeden uyumaya gittim. Jane ile geçirdiğim o kadar saat beni yormuştu. Bir ara uyandım ve onu hâlâ yazı yazarken gördüm masada. Ama bu benim umrumda değildi ve başımı çevirip, uyumaya devam ettim.

Ertesi sabah bana şartlarını yazı halinde sundu. Benden hiçbir şey istemiyordu, sadece boşanmamızı ilan etmek için bir ay müsaade istedi ve bu zamanda normal bir aile gibi davranmamızı istedi. Bunun sebebi oğlumuzun bir ay sonra sınavlarının olması ve bu dönemde ona bu yükü bindirmemekti. Bu kabul edilebilinir. Bir şey daha vardı, benden onu evlilik gecesinde onu kapıdan içeriye nasıl taşıdığımı hatırlamaktı ve bir ay boyunca her sabah onu yatak odasından, evin kapısına kadar taşımamı istedi. Kafayı yediğini düşündüm ama son günlerimizin iyi geçmesi açısından kabul ettim.

Sonra bu şartlardan Jane’e bahsettim, yüksek ses ile gülüp, bunun çok saçma olduğunu ve eninde sonunda boşanmayı kabul etmek zorunda kalacağını söyledi.

Eşimle boşanma konusunu açtığımdan beri fiziksel temasta bulunmadık. Bu sebepten ilk gün onu kucağıma alıp kapıya götürdüğümde tuhaf bir duygu yaşadım. Oğlumuz arkamızda duruyordu ve alkış yapmaya başladı, “Babam annemi kucağında taşıyor!” Bu, onu çok sevindirmişti. Sözleri canımı acıtmıştı... Yatak odasından evin kapısına kadar on metre taşıdım. Eşim gözlerini kapattı ve kulağıma, “Oğlumuza boşanmamızdan bahsetme,” diye fısıldadı. Ben de başımı öne eğerek, “Tamam, dedim ve içime bir üzüntü çöktü. Kapı önünde onu bıraktım- Eşim otobüs durağına gitti ve onu işe götürecek olan otobüsü bekledi. Ben de tek başıma ofise gittim.

İkinci gün bu oyunu oynamak bize daha kolay gelmişti, Eşim başını göğsüme yasladı ve onun kokusunu duydum. Birden eşime uzun süredir bakmadığımı anladım. Ve onun evlendiğim zamanki kadar genç olmadığını fark ettim. Yüzünde hafif çizgiler oluşmuş, saçlarına ak düşmüştü. Geçen yıllar öylesine yanından geçmemişti. O an kendime ona bununla neler yaptığımı sordum.

Dördüncü gün onu kucağıma aldığımda bir güven duygusu yaşadım. Bu bana hayatının 10 yılını hediye eden kadın.

Beşinci gün bu güven duygusu daha da büyümüştü. Bundan Jane’e bahsetmedim. Günler geçtikçe onu taşımak daha da kolaylaşmıştı; belki de bu sayede yaptığım antrenmandan dolayıdır bu. Bir sabah onu ne giyeceğini düşünürken izledim. İsyan ederek her gün kıyafetlerin biraz daha bol geldiğini söyledi. Birden onun ne kadar süzüldüğünü ve kilo verdiğini fark ettim. Demek ki onu her sabah daha kolay taşıyabilmemin sebebi buydu.

Birden yüzüme yumruk gibi vurdu. Bu kadar acıyı ve üzüntüyü kalbinde taşıyordu. Farkında olmadan başını okşadım. O an oğlumuz da geldi ve “Baba, annemi taşıman lazım,” dedi. Bu hayatımızın bir parçası olmuştu, babasının annesini odadan kapıya taşıması. Eşim oğlumuzu yanma çağırdı ve ona sıkı sıkı sarıldı. Ben başımı çevirdim; son anda kararımdan



istemiyordum. Onu kucağıma aldım ve yatak odasından kapıya kadar taşıdım. Elini enseme koymuştu ve ben onu sıkı sıkı tutmuştum. Tıpkı evlendiğimiz günkü gibi.

Artık huzursuzlaşmıştım bu kadar kilo vermesinden. Son gün onu kucağımda taşıdığımda hareket etmedim. Oğlumuz °kuldaydı ve eşime hayatımızdaki yakınlığın ne kadar eksildiğini söyledim. Ofise gittim, arabadan fırladım, kapıyı kilitlemeden -bunun için zaman yoktu, her anın kararımı değiştirmesinden korkuyordum- merdivenden yukarı koştum. Yukarı varınca Jane kapıyı açtı. Ona karımdan boşanmayacağımı söyledim.

Şaşkın bir ifadeyle elini anlıma koydu ve “Senin ateşin mi var?” diye sordu. “Üzgünüm Jane ama ben artık boşanmak istemiyorum,” dedim. Evliliğimizin renksiz kalması sevgi eksikliğinden değil, birbirimizin değerini unuttuğumuzdandı. Şimdi aklıma geldi ki, ona evlendiğimiz gün kapıdan içeri taşıyınca ömrümün sonuna kadar sadakat yemini verdiğimi... Jane olayı anlayınca yüzüme bir tokat attı ve kapıyı kapatarak ağlamaya başladı.

Hemen aşağı koşup, ilk çiçekçiye gidip, eşime bir buket çiçek aldım, üzerindeki karta da, ‘Seni her sabah hayatımın sonuna kadar taşıyacağım’ yazdım.

Eve vardığımda yüzümü bir gülümseme kapladı, elimde çiçeklerle yatak odasına gittim ve eşimi yatağın üstünde ölü buldum. Eşim aylardır kanser ile savaşıyordu ve ben Jane ile ilgilenmekten bunu fark etmemiştim. Fazla yaşamayacağını bildiği için, beni, oğlumun bana negatif tutumundan korumaya çalışmıştı. En azından oğlumun gözünde iyi bir eş olarak kalmamı istemişti.

İlişkideki küçük şeylerdir önemli olan. Villalar, arabalar çok paralar değil. Bunlar hayatı kolaylaştırır ama asla mutluluğun temeli olamazlar.

İlişkine zaman ayır ve ilişkinin güven ve huzur anlamına gelecek şeylere meşgul ol. ‘Yazık ki insanlar, ellerindekinin değerini onu kaybedince anlıyorlar.’






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

DERİN SIR (İbretlik Hikayeler)


“Bebeğimi görebilir miyim” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu…

Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak:
“Büyük bir çocuk bana ucube dedi.”





Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın” diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;
“Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu.
Doktor; “Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir” dedi.

Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. iki yıl geçti bir gün babası:
“Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır” dedi.

Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçti, bu gün babasına gidip sordu:
“Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım.” Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi babası, “fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil.” Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi.





Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti. Annesinin kulakları yoktu.

“Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu” diye fısıldadı babası. “ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?”

Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir!

Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir.

Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!





Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

SARI ÖKÜZÜN HİKAYESİ

ibretlik hikaye

"SUÇ HEP O SARI ÖKÜZ''DE..."

Büyüklere Masallar,İbretlik Kıssalar....Her hikayeden bir ders çıkarmalıdır. Sarı Öküz hikayesi de Bu günümüzü anlatan, ders çıkarılması gereken ibretlik bir hikayedir,

Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzler:
Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenen aslanlar ,iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış.


Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:

"Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz''de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım."





Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz''ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.

"AFERİN SİZİ KUTLARIZ!"

Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk''u istemişler:

"Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim."

Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk''u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.

"NEREDE KAYBETTİK BİZ BU SAVAŞI?"

Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, "Verin bize şunu, yoksa karışmayız" demeye başlamışlar.

Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, "Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük" diye sormuş.

Boz Öküz, Benekli Öküz''ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli "Biz" demiş, "Sarı Öküz''ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı...

"SUÇ HEP O SARI ÖKÜZ''DE..."








Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

DUA İLE GELEN MUCİZE(İbretlik Hikayeler Oku)

Mısırlı bir adamın kalp hastalığı vardı. Doktorlar hastalığının çok ağır olduğunu, ameliyatın yalnız yurtdışında yapılabileceğini söylediler. Adam zaman kaybetmeden Londra'ya gitti ve kendine iyi bir doktor buldu. Doktoru hastalığının ağır olduğunu ve ameliyat olursa da %1 yaşam şansı olduğunu söyledi. Adam ne yapacağını bilemedi.

Düşündü taşındı ve doktora ameliyattan önce memleketine dönerek, vasiyetini yazacağını, işlerini yoluna koyarak on günün içinde geri geleceğini söyledi.

Adam memleketine geldi, on günün içinde düzene koydu herşeyi, yakınlarıyla helallaşıp evden ayrıldı. Yolu Pazarın karşısından geçiyordu. Pazarda bir kasap etlerin kötü yerlerini ayırıp çöpe atıyordu. Bir taraftan da genç bir kadın kasapın çöpe attığı etleri topluyordu. Kadına yaklaştı, etlerin kötü kısımlarını neden çöpten topladığını sordu. 





Kadın utanarak beş çocuğu olduğunu, çocuklarının yalnız yılda bir kez Kurban bayramında et yediklerini söyledi. Adam duyduklarına çok üzülmüşdü. Kasaptan 5 kilo et alıp kadına verdi, sonra ise kasabın her ay bu kadına 5 kilo et vermesi içi 5 yıllık et parasını önceden ödedi. Kadın gözleri yaşlı ve sevinç içinde ellerini göğe açarak; Allah'ım.. dedi. Sen bu adamın bütün zorluklarını kolaylaştır..

Kadın içten öyle dua etmişti ki duası bütün Arş'ı salladı..

.. Adam Londra'dakı hastaneye gelmişti. Ameliyyat öncesi yeniden muayene olunması gerekiyordu. Muayene eden doktor şaşırmış durumdaydı, üç kez yeniden adamı muayene etti, sonra adama bakarak: "Bu bir mucize, kalbin tam sağlam." dedi.

.. Adam kadının onun için ettiği duayı hatırladı ve doktora;
- "Mucize değil, bir kadının gözyaşları sebebi ile Allah'ın verdiği şifadır bu." dedi.

Taberani : Peygamber Efendimiz buyurdular:

''Mallarınızı zekatla koruyunuz. Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz. Belaları da dua ile karşılayıp savınız.''






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Aşkın Dili (En güzel Aşk Hikayesi )



Bir Aşk Hikayesi

Bir zamanlar üniversiteli bir delikanlı ,hergün bindiği metroda o kızı görür , saçları altın sarısı ,gözleri okyanus mavisi ve hiç açıldığını görmediği dudakları kiraz kırmızısı.
Her sabah o trenin hangi vagonuna ve hangi saatte biniceğini hesaplayarak çıkar evinden delikanlı.Aradan aylar geçmiştir ama kız bir kez olsun farketmemiştir delikanlıyı! Üniversiteli aşık her sabah gözlerinin ayarını hiç bozmadan bir yolunu bulup onunla göz göze gelmeye adar hayatını.


Ve işte öyle günlerden birinde , delikanlı biraz geç kalır metro nun kalkış saatine , tam merdivenlerden inerken birinin daha onunla beraber koştuğunu farkeder başını çevirdiğinde. O kızdır onunla aynı anda geç kalan,ama güzel sarışın bakışlarıyla olduğu yerde durup ,ona bakakalan genç adamı geride bırakarak tam kapıların kapanmasına yakın , atar kendini vagona....

Genç üniversiteli vagondan içeri süzülen kalp sancısını izler istasyondan.Ve işte aylardır başarmaya çalıştığı şeyi o an başarır genç adam ,kız kendisini çaresiz bir şekilde izleyen o şaşkın ve bir o kadar üzgün bakışları farketmiştir arttık.O da kilitlenir ister istemez genç adama içinde tanımlayamdığı duygulara ev sahipliği yaparak.

Genç adamsa oturup bir sonraki treni bekler ertesi sabah tekrar karşılaşmak umuduyla.Kısa bir beklemeden sonra karşıdan gelen treni görüp kalkar yerinden... aşinalık işte , o güzel kız olmasada ,ayakları o vagona yönelir yeniden , inen yolculardan sonra kapıdan içeri ilk adımı atar ve başı önde hemen oturur bi koltuğa...

Tren hareket ettikten kısa bir süre sonra sırtının dayalı olduğu koltukta oturan yüzünü göremediği birinin eli ona bi kağıt parçası uzatır , bir anlık tepki olucak, kağıtta yazanlar ilk ilgi alanı olur , verenden ziyade ;diyordur ki kağıtta muhteşem bi el yazısıyla ;''Her sabah karşımda durup beni izleyen adam , sana birşey sormak istiyorum ;konuşmadanda yaşanırmı aşk?''Adam herkesi herşeyi unutur birden, dalar gider bir kaç dakikalığına, hemen elindeki kalemle cevabını yazar ve ne yapacağı o an gelir aklına ;yani ona kağıdı veren kalp sızısının bir arka koltukta oturduğu gerçeği ..Süratle kalkar yerinden döner arkasını, ama boştur koltuk ve biran arka sayfasını gördüğü kağıtta bi not görür 

"yarın sabah cevabını aynı kağıtta ilet olurmu ?"

Dünyalar genç adamın olmuştur artık... sabahı zor eder , gece sabaha kadar onu düşünür.Aklına gelen ve o an yazdığı cevap karşısında.Sabah geç kalmamak için koşar adım gider metro istasyonuna ve biner aynı vagona .İşte hayal sandığı dün , bugün nihayetine ericektir az bir zaman sonra;kızın yanı boştur , oturur ve bu sana diye uzatır cavabını ''Kalbin dili , her dilden ,her sesten üstündür'' yazar..Kız gülerek onaylar bu cavabı ve o an delikanlıyı şaşkınlıktan lal eden bir not uzatır tekrar eline.

."Adım ayşen, 2 yıl önce bir trafik kazsında yaşadığım şok , işitme duyularımı kaybetmeme sebep oldu.Gözlerin ve kalbin, gözlerim ve kalbimle konuşabilrmi?''


Genç üniversiteli şok geçirir o an evet mi dese hayırmı..İniceği istasyona geldiğini anlayınca , bir not yazar ve uzatır o tatlı sarışına ;"yarın yine görüşürüz''..Ve iner trenin o sessiz vagonundan.Aslında eve varmadan kararı vermiştir içinden : EVET. 

Ertesi sabah elinde bi gül ile gider istasyona ve karşıdan geldiğini görür 2 günlük rüyasının.İşte o gün başlangıcıdır bu sessiz aşkın.Delikanlı artık mektuplaşmaya , duygularını okuyarak ve yazarak yaşamaya başlar , yan koltuğunda oturduğunu bildiği o rüyasıyla.Hayat yolunda hep yan koltukta oturmasını ister o dünyalar tatlısı kızın ve aradan geçen mutlu ve umutlu 1 yılın sonunda genç adam mezun olma töreninden hemen sonra; o nu hayatının kadını yapmayı ne kadar istediğin yazar karşı sandalyede oturan rüyasına son mektubunda.Bu kez susar ,cevap yazmaz kız ,ama bunun yerine eğilir adamın kulağına ,derin bir nefes aldıktan sonra , o şiir gibi sesiyle , dudaklarının arasından şu sözler dökülür ; ''Hemde zerre pişmanlık duymadan , binlerce kez evet.''

HİKAYEMİZİ DİNLEMEK İSTERMİSİNİZ ?






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

ZENGİN ADAM VE DERVİŞİN HİKAYESİ (Dini Hikayeler)


Camide zengin bir adamla bir derviş yan yana namaz kılıyorlardı.
Birbirlerine olan yakınlıklarından dolayı ne okuduklarını ve ne dua ettiklerini duyuyorlardı. Derviş namazdan sonra ellerini açtı ;''Ya Rabbi! Karnım çok aç beni şu yemek ve şu tatlılarla Rızıklandır '' diye dua etti.

Dervişin duasını duyan zengin adam, içinden şöyle geçirdi, Bana duyurmak için sesli dua ediyor. Böyle yapmaktansa doğrudan gelip para isteseydi verirdim. Şimdi ona bir şey vermem. Zengin adam böyle düşünürken derviş caminin bir kenarına çekilmiş ve uykuya dalmıştı. Az sonra camiye elinde tepsiyle bir adam geldi. Doğruca uyuyan dervişin yanına giderek dervişi uyandırdı ve elindeki tepsiyi derviş verdi. Derviş tepsinin üzerini açtı. Zengin adam geriden bu hadiseyi takip ediyordu. Tepside dervişin az önce duada istediği yiyecekler vardı. Derviş yemekleri yedikten sonra tepsinin üzerini örterek adama geri verdi .





Bu işe hayret eden zengin adam merakla yemekleri getiren kişiye yaklaştı
''Arkadaş sen kimsin''
''Ben hamallık yapan biriyim.''
” Bu adamı tanıyor musun?''
''Hayır''
''Bu yemekleri kim gönderdi''
” Kimse göndermedi, ben getirdim''
''Peki, tanımıyorsun da niye getirdin?''
Anlatayım
-Ben fakir biriyim Hamallık yaparak geçimimi sağlamaya çalışıyorum. Yükünü taşıdığım zengin biri bana fazlaca para vermişti. Hazır elime geçmişken eşimin ve çocuklarımın istediği yiyecekleri yapmak için gereken malzemeleri alıp eve gittim. Eşim yemekleri yaparken ben uyuya kalmışım. Rüyamda Peygamber Efendimizi (s.a.v.) gördüm. 
Bana buyurdular ki ; ''Şu camide bir veli var. Onun canı bu yiyecekleri istedi. O yemeği ona götür. Yiyebildiği kadar yesin. Kalanını da siz yiyin. Allah (c.c.) size bereket verir. Bunu yaparsan senin cennete girmene ben kefil olurum''
Uyanır uyanmaz hemen tepsiyi buraya getirdim Gerisini siz de gördünüz''
Zengin adam bu durum karşısında hayretler içinde kaldı ve hamala sordu:
''Bu yemekler için ne kadar masraf ettin''
''O zamanın parasına göre bir şeyler söyler Şu kadar para, Sana yaptığın masrafın on mislini vereyim, bana kazandığın sevabın bir kısmını ver ''
''Olmaz''
''Yirmi mislini vereyim''
''Olmaz''
''Elli mislini yok… YoK Yüz mislini vereyim''
''Boşuna uğraşma. Ne verirsen ver yine de vermem. Bunun karşılığında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) benim cennete girmeme kefil oldu. Bütün dünyayı versen yine de vermem. Eğer senin bu sevaptan nasibin olsaydı, bu iş sana nasip olurdu. Baksana, yan yana namaz Kılmışsınız Ama Senin Paran Nasip Olmamış.''









Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

YASAL UYARI: Sitemiz de yer alan materyalleri izinsiz kopyalamak ve kullanmak 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. '