Hikayeleri Önce sen Oku

ALLAH 'A KÜSMEK

Serçe🐤Allah’a küsmüştü.
Günler geçiyordu ve serçe🐤 hiçbir şey söylemiyordu.
İçine kapanmış derin bir hüzne boğulmuştu.
Artık Rabbine bir şey demiyor ve onunla konuşmuyordu!
Melekler merakla Allah’a serçeyi🐤 soruyorlardı ve her defasında Allah, meleklere “o gelecek” diye cevap veriyordu.
“Çünkü onun sesini duyacak tek kulak benim ve onun minik kalbindeki derdini anlayacak olan da tek benim” diyordu.




Bir zaman sonra serçe,🐤 kalbi hüzün, gözü yaşla dolu bir halde bir ağacın dalına kondu. Hiçbir şey söylemiyordu öyle sessiz sessiz bekliyordu.
Allah,serçeye🐤 seslendi.
Söyle bana! Canını sıkan ve kalbini hüzne boğan derdin nedir senin?
Melekler serçe🐤 ne söyleyecek diye ona bakıyordu.
Serçe mahzun biraz da sitemli ses tonuyla;
“Küçük bir yuvam vardı. Yorulduğumda dinlendiğim üşüdüğümde sığındığım. Kimseyi rahatsız etmiyordum ve kocaman Dünya’da ufacık bir yerdi kimsenin yerini dar etmiyordu.Sen onu da bana çok gördün neydi o zamansız fırtına? Esip yıktı yuvamı ve beni yuvasız bıraktı.”
Artık konuşamadı serçe 🐤sözleri boğazında düğümlendi.
Sessizlik Arş-ı rahmanda yankılanıyordu ve melekler başlarını eğmiş Allah’ın vereceği cevabı bekliyordu.
Allah; “ sen, o yuvanda dinlenirken seni avlamak isteyen bir yılan yuvana doğru geliyordu, seni yılandan korumak için fırtınaya emrettim yuvanı yıksın diye böylece sen oradan uzaklaşarak yılandan kurtuldun.
Nice belalar var ki muhabbetimle senden uzaklaştırdım ve sen kuşatıcı muhabbetimi görmüyor geçici belalardan dolayı bana düşman oluyorsun.
Serçenin 🐤gözleri doldu ve hüngür hüngür ağlamaya başladı ve onu çok seven Allah’ın şefkat ve merhametine hayran kaldı. 👆💓👌
Utangaç bir sesle:
“Affet Allah’ım “ diyebildi sadece.
Ve gönül sözü Arş-ı İlahi’de yankılandı
“Affet Allahım!”




Başımıza gelen her musibbette,
elbette ki nice hayırlar gizlidir.
Rabbimize isyan etmek yerine,
olanda hayır vardır diyerek rıza göstermek gerekir...
Selam olsun,👈
HAYIRLISI OLSUN diyebilenlere...👍
Selam Olsun,
VARDIR BUNDA BİR HAYIR✌ diyebilenlere...
Selam olsun,
BU DA GEÇER deyip yoluna devam edebilenlere...








Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Sabır ve Dua

 

Sude beş yaşında Fransa’ya göç etmiş, alanında çok başarılı bir avukattı. Karizması, yeteneği ve eğitimi ile göz kamaştırıyordu. Tek bir sorunu vardı ve ona yetiyordu. Belirli periyotlarla başı çok şiddetli ağrımaktaydı. Doktorlar, tüm uğraşılarına rağmen çözüm bulmak bir yana hastalığını bile doğru düzgün teşhis edememişlerdi.

Sude beş yaşında memleketinden ayrılırken ninesinin kulağına fısıldadığı (sabırlı olan kazanır) nasihatine elinden geldiğince uymaya çalışıyordu. Zaten Sude bugün aranılan bir avukat olmasını sabırlı olmasına bağlamaktaydı. Yedi yıldır bu hastalığına bir çözüm bulamıyor ama sabrını ve ümidini de hiç yitirmiyordu. Doktorunun bir psikologa gitme tavsiyesini dikkate alarak Paris’in en ünlü psikologuna gitmeye karar verdi.





Tarık iyi bir eğitim almak için Avrupa’ya açılan Türklerdendi. Eğitimi tamamlamış ve Paris’in en ünlü psikologlarından biri olmuştu. Yaptığı sıra dışı teknik ve tedavilerle (su sesinden ve musikiden yararlanma vb.) haklı bir üne kavuşmuştu. Sude ile ortak bir noktaları daha vardı. Her ikisi de değerlerini memleketlerinde bırakmış, isimleri dışında artık birer Avrupalı olmuş yani Fransızlaşmışlardı.

Tanıştılar. Sude için ayrı bir sabır sınavı açılmıştı. Uzayıp giden seanslar, sıkıcı terapiler vs. 6 ay devam eden bir tedavi süreci… Sonuç : değişen bir şey yok. Ama Sude yine sabırlı ve ümitli, çözüm bulacağına emin, Tarık ile tanışmaktan hayli memnundu. Artık Tarık ve Sude seanslar dışında da vakit geçirmeye başlamışlardı.

6 ayın sonunda Tarık hipnoz tedavisine başladı. Uzun seanslar sonunda Tarık’ın dikkatini çeken bir gelişme oldu. Hipnozla Sude’nin küçüklüğüne inen Tarık, 5. yaşını sorgularken Sude’nin aniden gerildiğini fark etti. Sude önce strese giriyor, bir şeyler mırıldanınca rahatlıyordu. Tarık için umut gözükmüştü. 2 haftalık uzun çabalar sonucu Sude’yi konuşturmayı ve olayı çözmeyi başardı. Sude 5 yaşında iken ailesiyle birlikte trafik kazası geçirmiş ve kaza sonunda şoka girmişti. Hastanede yatarken ninesi ona bir dua öğretmiş ve bu dua Sude’nin bilinçaltına yerleşmişti. Ancak Sude’nin sayıklarken mırıldandığı ve rahatladığı bu dua acaba neydi ?





Tarık zor bela kağıda aldığı bu duayı Cezayir asıllı bir arkadaşına götürerek çözümünü istedi. Arkadaşı “ Ben bunu anneanneme bir göstereyim, o bilir.‘ diyerek kağıdı alıp gitti.
İki gün Tarık ve Sude’ye iki ay gibi gelmişti. Sonunda Cezayir asıllı arkadaş çıkageldiğinde yüzünde mahcup bir tebessüm vardı. Duanın sırrı çözülmüştü. Üçünün de Müslüman olmalarına rağmen bilemedikleri bu dua bizim her gün 40 kez tekrarladığımız ‘Fatiha’ suresiydi. Tarık son kararını Sude’ye açıkladı. Her gün okuyabildiği kadar bu duayı Sude okuyacak ve okudukça rahatlayıp iflah olmaz baş ağrılarından kurtulacaktı.

Aradan geçen 6 ayın sonunda beklenen gelişme oldu. Sude her geçen gün daha iyiye gitmeye başladı. Uzun geceler sonu düşüncelere dalan Sude nur yüzlü ninesini düşlerinde misafir ediyor, onun öğrettiği Fatihayı büyük bir zevkle okuyordu. Ve bir gün Sude kararını Tarık’a açıkladı.
Artık o özüne dönmeyi ve ninesi gibi yaşamayı düşünüyordu. Sude’den ve tüm bu yaşananlardan etkilenen Tarık da yavaş yavaş özüne döndü.

Tanıştıktan bir yıl sonra Sude ile Tarık evlendiler. Sabrın meyvesi, duanın gücü ve her şeyden önemlisi muktesebatın ne derece önemli olduğunu bir kez daha anlamışlardı.

Sabır ve Dua İbretlik Hikayemizi Dinlemek İstermisiniz










Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Eriyen Dondurma


Nursen Öğretmen, yılların tatlı yorgunluğuna bir günün yorgunluğunu daha eklemişti. Okuldan giderayak öğrencilerinin servislerine binişlerini göz ucuyla kontrol ederken, bir yandan da yavrularının ‘’İyi akşamlar öğretmenim.’’ seslenişlerine cevap yetiştirmeye çalışıyordu. Çabalıyordu, çünkü yorucu bir günün sonunda dahi enerjilerini kaybetmemiş, kanaryalar gibi şakıyan yavru kuşlarının bu hareketliliğine ayak uydurmakta zorlanıyordu.

-İyi akşamlar Şeydacığım. Sana da iyi akşamlar Lütfullah. Ödevlerinizi ihmal etmeyin çocuklar, yarın kontrol edip imzalayacağım ona göre.

Belli belirsiz gülümserken, ‘’ Ben de küçükken böyle miydim sahi, nereden bulurlar bu enerjiyi?’’ diye geçirdi içinden.
Zümre arkadaşı Nesrin Öğretmen de yorgun ama tatlı gülümseyişiyle koşar adım yetişti Nursen Öğretmene. Okulun az ilerisindeki yokuşa kadar birlikte yürüdüler hoş beş eşliğinde.

-İyi akşamlar Nesrinciğim. Bey’ine hürmetler canım.

-Sana da iyi akşamlar Nursen Abla. Yarın görüşürüz. Akif Bey’e de selamlar.




Nursen Öğretmen bahçede nöbetçiydi de bugün. Tüm gün bedenini taşıyan şiş bilekleri düne göre daha bir sancıyordu. Bir an önce evime gideyim de, kendimi koltuğa bırakıvereyim düşünceleri arasında adımlarını sıklaştırmışken, dikkati babalarının elinden tutan iki talebeye kaydı.

Çocukların tertemiz önlükleri, günün bitimine rağmen sanki yeni taranmışçasına pırıl pırıl parlayan saçları, olağanca nizami bir görüntü sergiliyordu. Yavrularına bakışlarıyla onlara taptığını hissettiren babanın kıyafetiyse maddi durumlarının iyi olmadığını her yönden haykırır gibiydi. Babanın kıyafeti temiz olmakla birlikte eskiydi.

Nursen Öğretmen, şöyle adam akıllı süzdü iki yanında oğullarıyla birlikte yürüyen babayı. Evet, kıyafetleri eskiydi babanın, ama bunun yanında eş dosttan alındığını belli edecek denli boldu gömleği ve pantolonu. Kemeri olmasa düşecekti sahiden. Bol pantolonunu sıkan kemeri, kumaşın belinde yer yer potluk yapmıştı. Daha dikkatli bakınca gömleğinde yırtılan sırtının acemi ellerde dikildiğini gördü.

Rahmetli anneciği Şükriye Hanımı düşündü Nursen Öğretmen. Dikişi, kanaviçeyi, halı dokumayı da öğretmişti. Öğretmen diplomasını altın bilezik diye koluna da takmıştı kızının.

‘’Nur içinde yatsın güzel anacığım.’’ dedi sesli, gözleri acemi ellerin okşadığı yırtığa bakarken.

Çocuklardan büyük olan, geçen hafta olduğu Matematik imtihanından bahsetti babasına uzun uzun. Öğretmeni imtihan sonuçlarını açıklamıştı.

-Babacığım, Matematik testinden 5 aldım, hem de öğretmen bana ‘’Aferin İsmail dedi.’’ dedi.

İsmail bunu söylediğinde, duruşundaki, bakışındaki gururun on katını babanın gözlerinde gördü Nursen Öğretmen.

Kendi de nedensiz gururlandı, gidip sarılmak geldi içinden İsmail’e.

Baba, İsmail’in al yanaklarını beceriksiz hareketlerle iki elinin cılız parmakları arasına aldı, yanaklarından öptü yavrusunu.

-‘’Bir aferin de benden oğluma.’’ dedi. Bu sene sınıfınızı pekiyi ile geçin, ikinize bir tane bisiklet alacağım, münavebeli binersiniz kardeşinle.

Baba yüzünü öbür yanına çevirdi gülümseyerek, oysa ufak oğlan hemen ötedeki pastanenin dondurma standındaki iştah açıcı dondurma resimlerine dalmıştı. Bir resme, bir dondurma koyan adama baktı, bir resme bir dondurma koyan adama… Öylece kaldı üç dört saniye kadar. Yutkundu…

Sonra birden arkasını döndü, dudaklarının kenarı da yüzü gibi yere bakarken, babasıyla ağabeyine doğru yürümeye başladı. Babasıyla ağabeyinin kendisini izlediğinin farkında değildi. Aklı dondurmadaydı besbelli. Ama paraları olmadığını bildiği için hevesi kursağında, tüm hissettiği hayal kırıklığı da yüzünde, düşük omuzlarla yürüdü.

Nursen Öğretmen, durumu iyi tahlil etmişti. Yüreği ezilmişti yavrucağı öyle görünce. ‘’Ben alsam mı dondurmayı acaba?’’ diye geçirdi içinden.

Gözleri babaya kaydı nedensiz. Kendisini izleyen gözlerden haberi olmayan babanın da yüreği cız etmiş olacak ki dolu dolu gözlerle kardeşini izleyen İsmail’e baktı önce, sonra da ufaklığa. Yutkundu.

Eliyle bol pantolonun ceplerini yokladı dışından önce.

Sağ cep…
Boş.
Sol cepte bir şeyler var…

Sol elini sol cebine götürdü, özenle katlanıp üzerinde yazılar olan kâğıdın arasına konmuş desteden bir beşliğe gitti eli. Duraksadı… Tekrar yavrularına baktı. Önce küçüğe, sonra büyüğe. Ani bir hareketle çekip çıkardı desteden beşliği. Yaptığı bu ani hareket yüzünde de ani bir gülümsemeye neden oldu babanın. Mehmet!, dedi baba gülerek.

‘’Söyle aslanım, dondurman neyli olsun?’’

Bütün bunlar aslında o kadar kısa zamanda oldu ki. O ana kadar hala yüzü yerde, babasıyla ağabeyine doğru yürümekte olan Mehmet birden babasına baktı sevinçle. Oğlunun coşkusunu gören babanın da gözleri aydınlandı. İsmail’e baktı soran gözlerle.

‘’Seninki neyli olsun koçum?”

Gülümseyen İsmail’in ağzı hepten kulaklarına vardı. Önce yanındaki İsmail’in sonra Mehmet’in elinden tutan baba dondurmacıya doğru yürümeye başladı oğullarıyla beraber. Sevinçten hoplayıp zıplarken; ‘’Canım babam!’’ diye bağıran Mehmetçiğe cevabı hazırdı babanın; \\\”Bu dondurma ağabeyine mükâfat. Sen asıl ona teşekkür et. Sen de sınavlarından 5 al, birer dondurma daha size benden.\\\”

Dondurmasını alan Mehmet gülerek ağabeyine baktı, gözleri ışıl ışıl. ‘’Benim de notlarım hep beş ki.’’ dedi.

Nursen Öğretmen, hala izliyordu. Ne var ki o sıralar artık onun da ağzı kulaklarındaydı.

Kardeşinden sonra dondurmasını alan İsmail kardeşinin saçlarını karıştırdı yaşından beklenmeyecek denli sevecen bir edayla. Artık ikisinin de elinde dondurmaları vardı. Parayı ödeyen baba oğullarına dönerken, İsmail sordu;

-Baba sen almadın mı kendine?

Baba cevap verdi gülümseyerek;

-‘’Yok oğlum siz yiyin, benim canım hiç istemiyor.’’ dedi belli belirsiz yutkunurken.

Nursen Öğretmenin bakışları bir kez daha düştü o belli belirsiz tek bir yutkunmayla. Yine hüzünlendi.

‘’Bir babanın…’’ dedi kendi kendine, ‘’ Canı hiç mi dondurma çekmez?’’

‘’O özenle kağıdın arasına yerleştirilmiş para destesi, ev kirasıydı belki de, kim bilir?’’ diye geçirdi içinden.

‘’İsmail sınavından iyi not almış, hem Mehmetçiğin canı da nasıl çekti, kıramaz ki yavrularını, bakışlarından belli canının, ciğerinin pareleri oldukları. Milyon tane kira parası feda olsundu o ana kuzularına.’’

İki oğlunun aralarındaki sohbetini dinleyen, mutluluklarını gördükçe keyiflenen babanın gözü Mehmetçiğin dondurmasına takıldı. Dondurmanın yarısı ellerine bulaşmıştı Mehmetçiğin. Dondurmanın eriyen kısımlarından rahatsız olduğunu belli eder tavırlarla bir elinden diğerine alıyor, elinin bulaşığını yalıyor ama yine de temizleyemiyordu.

Baba;

-‘’Dur aslanım.’’ dedi cebinden çıkardığı kumaş mendille Mehmetçiğin ellerini silmek için dondurmasını alırken.

Sildi, sildi…

Mehmetçiğin elleri yapış yapıştı, ama en azından eriyen dondurmayı silmişti. Eve kadar idare edeceğine kanaat getirdiği bakışlarından sonra, bu sefer de külahın yanlarından eriyip akan dondurmayı yalamaya başladı, gizlemeye çalıştığı iştahıyla. Top dondurmaya hiç dokunmadı özenle.

Külahın çevresinin iyice temizlendiğine kanaat getirmiş bakışlarla, dondurmayı Mehmetçiğe uzattı.

-‘’Al aslanım, ye rahat rahat.’’ dedi gülümseyerek.

Mehmetçiğin canı artık istemiyordu dondurma.

-‘’Babacığım, çok doydum, yemeyeceğim, (abim) ağabeyim yesin.’’ dedi gülümseyerek.

Baba, çıtır çıtır külahın son lokmasını henüz yutmuş diğer oğluna sordu;

-‘’İsmail’im, yer misin oğlum?’’

-‘’Yok baba, ben de doydum.’’

Bir an duraksadı baba. Dondurmaya baktı… Yutkundu…

-‘’İsraf olmasın, ben yiyeyim madem.’’ dedi yine saklamaya çalıştığı heyecanıyla.

Bir yandan gururla, etrafına bakan oğullarına bakıyor, bir yandan dondurmayı yiyerek uzaklaşıyordu baba, yanında yavrularıyla.

Nursen Öğretmen, sanki film bitmiş de ışıklar yanmış gibi kendine geldi bir anda. Farkında olmadan akıtmış olduğu sevinç gözyaşlarını sildi yanaklarından.

Sonra etrafına bakındı. Şaşırdı. Başladı kahkahalarla gülmeye.

‘’Nerelere gelmişim ben böyle?’’ dedi kendi kendine.

Dondurmacıdan üç sokak sonra dönmesi gereken yol ayrımına doğru yürüdü… Yürüdü…

Yol ayrımından önce gülümserken aklından geçirdiği son sözler şunlardı Nursen Öğretmenin;

‘’ Hay Allah, ayaklarımın ağrısı da geçmiş.






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

DERİN SIR (İbretlik Hikayeler)


“Bebeğimi görebilir miyim” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu…

Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak:
“Büyük bir çocuk bana ucube dedi.”





Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın” diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;
“Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu.
Doktor; “Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir” dedi.

Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. iki yıl geçti bir gün babası:
“Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır” dedi.

Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçti, bu gün babasına gidip sordu:
“Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım.” Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi babası, “fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil.” Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi.





Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti. Annesinin kulakları yoktu.

“Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu” diye fısıldadı babası. “ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?”

Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir!

Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir.

Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!





Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

DUA İLE GELEN MUCİZE(İbretlik Hikayeler Oku)

Mısırlı bir adamın kalp hastalığı vardı. Doktorlar hastalığının çok ağır olduğunu, ameliyatın yalnız yurtdışında yapılabileceğini söylediler. Adam zaman kaybetmeden Londra'ya gitti ve kendine iyi bir doktor buldu. Doktoru hastalığının ağır olduğunu ve ameliyat olursa da %1 yaşam şansı olduğunu söyledi. Adam ne yapacağını bilemedi.

Düşündü taşındı ve doktora ameliyattan önce memleketine dönerek, vasiyetini yazacağını, işlerini yoluna koyarak on günün içinde geri geleceğini söyledi.

Adam memleketine geldi, on günün içinde düzene koydu herşeyi, yakınlarıyla helallaşıp evden ayrıldı. Yolu Pazarın karşısından geçiyordu. Pazarda bir kasap etlerin kötü yerlerini ayırıp çöpe atıyordu. Bir taraftan da genç bir kadın kasapın çöpe attığı etleri topluyordu. Kadına yaklaştı, etlerin kötü kısımlarını neden çöpten topladığını sordu. 





Kadın utanarak beş çocuğu olduğunu, çocuklarının yalnız yılda bir kez Kurban bayramında et yediklerini söyledi. Adam duyduklarına çok üzülmüşdü. Kasaptan 5 kilo et alıp kadına verdi, sonra ise kasabın her ay bu kadına 5 kilo et vermesi içi 5 yıllık et parasını önceden ödedi. Kadın gözleri yaşlı ve sevinç içinde ellerini göğe açarak; Allah'ım.. dedi. Sen bu adamın bütün zorluklarını kolaylaştır..

Kadın içten öyle dua etmişti ki duası bütün Arş'ı salladı..

.. Adam Londra'dakı hastaneye gelmişti. Ameliyyat öncesi yeniden muayene olunması gerekiyordu. Muayene eden doktor şaşırmış durumdaydı, üç kez yeniden adamı muayene etti, sonra adama bakarak: "Bu bir mucize, kalbin tam sağlam." dedi.

.. Adam kadının onun için ettiği duayı hatırladı ve doktora;
- "Mucize değil, bir kadının gözyaşları sebebi ile Allah'ın verdiği şifadır bu." dedi.

Taberani : Peygamber Efendimiz buyurdular:

''Mallarınızı zekatla koruyunuz. Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz. Belaları da dua ile karşılayıp savınız.''






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

Cennetin Fiyatı



Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı.Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu.Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

Öğretmeni, onun bu hâlini fark etti:
- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:
- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
- Ahmet arkadaşımız var ya…
- Evet, ne olmuş Ahmet’e?
- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.
- Ee?
- Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü.Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.

Nurhan Öğretmen:
- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?
- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
- Nerede çalışıyorsun?
- Simit satıyorum.

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi. Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Öğretmen, Ali’ye döndü:
- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
- Çok zengin bir işadamı…
- Niçin?
- İnsanlara daha çok yardım etmek için…
- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak şimdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi değil; bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme; çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin.Olmaz mı?
- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.
- Neden olmaz?
- Üç sebepten dolayı olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.

İkincisi: “Ağaç yaş iken eğilir.” deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam.

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.


Nurhan Öğretmen, karşısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadım, dedi.?

- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet’i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre Cennet’in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet’e girebilirim. Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu?

Nurhan Öğretmen’in gözleri dolmuştu. Başını “Evet” anlamında sallarken Aliyi evine yolladı.

Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali’nin bıraktığı parların masaüstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayrı ihtiyarı oturdu ve paraları eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Öyle bu paralar, Bu bozuk SİMİT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.



Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı … Ağladı.

Kendine geldiğinde akşam olmuştu. Yavaş yavaş sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık “ Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak” diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde “ Ne dediniz hocam “ demesini bile duymayan Nurhan öğretmen bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

GÜLLÜ KÖYÜN MASALI (Türkçe Masallar) -Baba Masalları


Eğitici Masalımızda, En güzel Güllerin Olduğu ve Herkesin Mutlu Yaşadığı, Güller Köyünü ve Yalan Söylemenin zararlarını dinleyeceksiniz,Baba Masalları,Kanalımızda Tükçe Masallar Dinleye bilirsiniz ,Masal Dinlemek İçin Abone Olmayı unutmayın TIKLA

Baba Masalları , Yaşam Tadında Hikayeler, Tarafından Oluşturulmuştur ,Baba Masalları, Kanalımda Çocuklara için,sesli, Masallar, Türkçe Masallar, anlatıyorum ,severek ve isteyerek , Masallar dinle, Masallarım arasında, Peri masalları, sihirli masallar, çocuk masalları, Çocuklar için öyküler, Bula bilirsiniz,Yine sizler için derlediğimiz, Dini masallar, ve çocuklar için, İslami masallar, dinleye bilirsiniz,Çocuklarımızın Allah'ı tanımaları ve sevmeleri, Peygamber efendimiz , Hz. Muhammet, Tanıyıp sevmeleri için özenle hazırlanmış, sesli, Dini hikayeler, Çocuklarımızı Geliştirecek Hayata Hazırlayacak, Eğitici Masallar,ve Eğitici Hikayeler, Eğitici Çocuk Masalları, Sesli Kitap,Masallar dinle yebilir , dinlete bilirsiniz, Sizleri adeta, Masal Bahçesi,gibi, Masal Diyarı, gibi hissettirecek.










Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

ASLA YALAN SÖYLEME ( Dini Çocuk Masalları) Abdülkadir-i Geylani


ASLA YALAN SÖYLEME /Dini Çocuk Masalların da  Abdülkadir-i Geylani Büyüğümüzün Çoukluğun da Yaşamış olduğu bir hadiseyi ,masal tadında sizlerle buluşturuyoruz. Türkçe Dini Öykü müzde Hayatı pahasına da olsa Anne sözünden çıkmayan ünlü bir Alimin Başından Geçenler Anlatılmakta Abone olmak için  TIKLA

Baba Masalları , Yaşam Tadında Hikayeler, Tarafından Oluşturulmuştur ,Baba Masalları, Kanalımda Çocuklara için,sesli, Masallar, Türkçe Masallar, anlatıyorum ,severek ve isteyerek , Masallar dinle, Masallarım arasında, Peri masalları, sihirli masallar, çocuk masalları, Çocuklar için öyküler, Bula bilirsiniz,Yine sizler için derlediğimiz, Dini masallar, ve çocuklar için, İslami masallar, dinleye bilirsiniz,Çocuklarımızın Allah'ı tanımaları ve sevmeleri, Peygamber efendimiz , Hz. Muhammet, Tanıyıp sevmeleri için özenle hazırlanmış, sesli, Dini hikayeler, Çocuklarımızı Geliştirecek Hayata Hazırlayacak, Eğitici Masallar,ve Eğitici Hikayeler, Eğitici Çocuk Masalları, Sesli Kitap,Masallar dinle yebilir , dinlete bilirsiniz, Sizleri adeta, Masal Bahçesi,gibi, Masal Diyarı, gibi hissettirecek.











Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

BİR AİLE'NİN SON ANLARI

Her vakit camiye gelir, farza durur, imam selâm verir vermez, son sünneti kılmadan, tesbih çekmeye kalmadan hemen camiden çıkar giderdi.

Bir, iki, üç ay derken bu, altı ay kadar devam etti.

Bu adam neden sünneti kılmıyordu, üstelik cemaatle birlikte tesbihe ve duaya da kalmıyordu? Kimdi bu adam, neden böyle yapıyordu?

Yoksa bir bildiği mi vardı? Neden herkesten ayrı hareket ediyordu? İyi, güzeldi ve her vakit camiye geliyordu da neden böyle yapıyordu?





Hakkında pek de iyi düşünmüyordu. Bir sebebi varsa da öğrenmeliydi. Belki yardımı olurdu. Sonunda bir namaz vakti mihrabı müezzine terk etti, kendisi arkada cemaate katılarak farzı kıldı.Maksadı bu adamı camiden çıkmadan önce yakalamak ve bir şekilde böyle davranmasının sebebini sormaktı.

Adam yine tam vaktinde camiye geldi, cemaatle farzı eda etti, imam selâm verir vermez de her zaman olduğu gibi hemen kapıya yöneldi. Tam çıkacakken peşinden yetişti imam ve durdurdu:
"Allah kabul etsin kardeşim" dedikten sonra merakını dile getirdi. "Aylardır merak ediyorum.
Geliyorsun, farzı cemaatle kılıyorsun, son sünneti kılmaya kalmadan ve tesbih çekmeden, duaya katılmadan aceleyle çıkıp gidiyorsun. Sizce bir sakıncası yoksa sebebini öğrenebilir miyim?"
Adam düşünceliydi. Dertli olduğu, bir sıkıntı içinde kıvrandığı bakışlarından, yüz hatlarından belliydi.
İmam efendiye derdini anlatmaya başladı:
"Hocam, evde hasta bir hanımım var, felçli, on üç yıldır, ne ayağa kalkabiliyor, ne kendi işini görebiliyor, ne de konuşabiliyor. Çocuklarımız da olmadı, başka kimsemiz de yok. Bütün ihtiyaçlarını ben görüyorum. Ben indirip kaldırıyorum, ben yedirip içiriyorum. Ezan okunur okunmaz da hemen camiye koşuyorum, eşimin bir ihtiyacı olur diye farzı kılar kılmaz çabucak kalkıyorum, eve dönüyorum."

Mahcup olmuştu. Adam hakkında kendisi neler düşünüyordu, adamcağızın hali neydi? Sadece teşekkür etmekle yetindi.
"Hocam," dedi, "isterseniz eve buyurun, bir çayımızı, kahvemizi içersiniz."
"Olur inşaallah, müsait bir günde geliriz" dedi.
Daveti kabul etti. Birgün kalktı, müezzinle birlikte hasta ziyaretine gittiler. Durum açıktı ve gözler önündeydi. Yılların ıstırabı sonucu kadıncağız erimiş, küçülmüş, bir yumak olmuştu. Sessiz sedasız yatıyor, sadece gözleri parlıyordu.

Sohbet esnasında evin sahibi bir sırrını paylaştı misafirlerle:
"Bir evim, bir de dükkanım var. Kimsemiz de yok. Düşündüm, taşındım, ben ölürsem bu kadına kim bakar? Aklıma bir çare geldi. Tapu dairesine gittim, evi de, dükkanı da eşimin üzerine tapu ettirdim. Ben öldükten sonra birisi çıkar da, evin ve dükkanın kendisine kalacağı düşüncesiyle belki bu kadına bakar. Ne dersiniz doğru yapmış mıyım?"





Evet doğru yapmıştı, hem de ne doğru. Bu sefer hayretibir kat daha arttı. Takdir duygularını dile getirmekten başka bir şey yapamadı.Hayatta ne insanlar vardı, Allah'ın ne güzel kullan yaşıyordu? Ne müthiş bir aileydi bu? Aralarındaki nasıl bir aşktı, nasıl bir sevgiydi? Hayır, hayır bu aşk falan değildi, bütünüyle bir şefkatti, hiçbir dünyevî karşılık beklemeden yapılan bir insanlıktı.

Aradan fazla bir zaman geçmedi. Komşulardan birisi acı bir haberle camiye damladı:
"Hocam," dedi, "sizlere ömür, hacı amcayı kaybettik. Bir cenaze salası verir misiniz?"
Şimdi üzülme sırası kendisine geldi. "Hacı efendi Allah'ın rahmetine kavuştu, ama bu felçli kadın ne yapacaktı, ona kim bakacaktı? Bir hayır sahibi çıkar mıydı acaba? En azından geride kalan eve ve dükkana sahip olmak için birisi bulunur muydu?"
Bu düşüncelerle gitti, salayı okudu. Namaz saatini bekliyordu. Yarım saat sonra bir haber daha geldi. "Hocam, Hacı amcanın eşi de rahmetli oldu."

Günlerden Cuma'ydı. Gitti, ikinci salayı da verdi. İki hak dostu, Allah'ın iki sevgili kulu mübarek bir günde birlikte yolculuğa çıkmışlardı, ebedler ülkesine...
Dünyada beraberlerdi, hayatları aynı yastıkta geçmişti. Biri gidince, geride kalan da dayanamadı ayrılığa, o da peşinden yola çıktı. Aynı âlemde buluştular.
Bu mutlu ve umutlu, bu nurlu ve huzurlu, bu sevdalı ve müşfik aileyi ne komşular unutabildi ondan sonra, ne de hoca efendi...







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

MAVİ PATİKLER


İhtiyar adam tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Kendi kendine düşünüyordu; “-Oh.. be ferahladım. Ölümlü dünya”.
Oturduğu evin tapusunu, çocuğunun üstüne kaydettirmişti. Tapu dairesinde çıktıktan sonra bir küçük lokantada öğle yemeğini yedi, vakit geçirmek için parkları dolaştı. Bir parkta Cem Karaca’nın şarkısı çalınıyordu; “Allah Yar! Allah Yar!”.
Akşama doğru eve gitmek için yola çıktı. Bir yandan düşünceler içindeydi;
-Biz öldükten sonra bir sürü işlemle uğraşması gerek. Ne diye eziyet çeksin yavrum.
Oğlunun kendisini nerdeyse zorla doktora götürüşü aklına geldi; “-Kerata amma ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadar, ziyarete gelmeye de önem verse ya.”


Bir an dalgınlaştı; “-Gerçi, gelin bizle geçinmeye çalışmıyor ama…” derin bir nefes aldı “-Boş ver canım, ne de olsa torunlarımın annesi. Eşine, çocuklarına iyi baksın da…” biraz da kendini teselli etmek için söylendi …biz bu gün varız, yarın yoğuz.”
Evine yaklaşınca yine durgunlaştı, “-Bakalım hanım ne diyecek? Gelin gelip-gitmiyor diye biraz kırgın ama….” Düşünceler içinde zili çalarken, güleryüzlü olmaya çalıştı; “-Yook, iyi oldu canım. Biz ölünce oğlan rahat edecek, kötü mü?”
Hanımı kapıyı açtı. Gülümsemesini bozmamaya çalışarak hanımına;
-Nasılsın hanım bu gün bakalım?
Hanımı elindeki çiçek suladığı kabı gösterdi;
-Ne yapayım, bir iki çiçekle uğraşıyorum yeşillik olsun diye.
Eve girerken devam etti;
-İnsan şehirde özlüyor çiçeği, yeşilliği.
-Eee.. köy gibi olmaz buralar tabii.
Kadının durgun yüzünde acı bir tebessüm dolaştı;
-Köy gibi olmaz dimi? Şimdi köyde olsak ne güzel olurdu.
İhtiyar adam bir an yüzüne baktı hanımının;
-Sen köyü pek sevmezdin! Geçen sene bir ay kalalım demiştim de “-Ben torunları özlerim.” Diye tutturmuştun.
Kadın, yüzünü çiçeklere doğru döndü;
-Ne bileyim ben, düşündükçe bunalır oldum buralarda. İnsan çocukluğunun geçtiği yerleri özlüyor. Ağaçların altında, bahçelerde yürümeyi özlüyor.


-Allah Allah ! Tamam hanım gideriz. Sen iste yeter ki. Hele havalar ısınsın biraz gideriz
-Havalar kim bilir ne zaman ısınır. Beklemek şart mı?
-Yahu hanım, bunca yıllık eşimsin hala seni tam anladım diyemiyorum. Bir gün köye gitmem diye tutturuyorsun, bir gün de hemen gidelim diye. Dur da bu gün ne oldu anlatayım.
Kadın endişeyle baktı kocasına;
-Noldu, oğlanı mı gördün?
-Yok canım, nerden göreyim !
Koltuğuna oturdu, koynundaki tapu kağıdını çıkardı.
-Bu nedir biliyor musun?
-Hayırdır?


-Hanım, yarın ne olacağı belli olmaz, vademiz gelir de ölürsek, oğlumuz kapı kapı uğraşmasın, diye evin tapusunu onun üstüne yaptım.
Hanımının tepkisini beklerken, onun yüzündeki acı gülüşü gülümseme sandı. Hanımı fısıldar gibi söylendi;
-Oğlumuz da bu gün buraya gelmişti, öğleden önce.
-Öylemi, vay hayırsız. Demedin mi, ‘uzun zamandır niye gelmiyon’ diye. Seni üzülmesin diye söylemiyordum ama ‘bizi unuttu’, diye kızmaya başlamıştım. Torunları da getirdi mi?
-Murat’ı getirmiş. O da “-Sıkıldım, gidelim.” Deyip durdu.
-Vay kerata vay. Neyse, Akşam gelse de ben de görseydim. Hayırdır, gündüz gündüz niye gelmiş ?
Hanımı elindeki kapta suyu bitmiş olduğu halde, çiçekleri sular gibi durarak masadaki kağıdı gösterdi;
-Şu kağıdı getirmiş.
İhtiyar adam, hanımının sesinde bir titreme hissetti ama emin olamadı. İçindeki sevinci kaybetmemeye çalışarak masadaki kağıda uzandı.
Bir mahkeme kararı olduğunu gördü. Hanımı kızaran gözlerini görmemesine dikkat ederek eşinin kolundan tuttu koltuğa oturmasını sağladı, tekrar çiçeklere doğru uzaklaştı.
İhtiyar adam, yakın gözlüğünü çıkardı ve içinden yavaş yavaş okudu.” Yaşı ilerlediği ve aklı muhakemesi yerinde olmadığına ve ekonomik varlığını idare ve idare edemeyeceği, ekteki doktor raporuyla da tespit edildiğinden, taşınır ve taşınmaz varlıklarının, resmi varisi oğlu Süleyman tarafından idaresine karar verilmiştir.”
Resmi kağıt, yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. Başını yere eğdi, kağıda boş boş bakmaya başladı. Hanımı, gözlerini sildikten sonra çiçeklerin başından ayrılıp yanına geldi. Eşinin titreyen ellerini tuttu. İhtiyar adam, yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak;
-Üç senedir uğramadık, köydeki ev ne haldedir?
-Canım ne olacak, bir gün de temizlerim ben.
-O evde, dizlerin üşürdü senin.
İhtiyar kadın, daralan göğsünü hafifçe bastırdı, “Yüreğimin üşümesi daha kötü diye düşündü”.
-Merak etme, üşümem…üşümem…
-Yarın mı gidelim diyordun?
-Sen bilirsin bey.
-Eşyaları bir taksiye atarsak, Son otobüse yetişiriz.
-Olur.. Köyde zaten iyi kötü eşya var, ben hemen hazırlanırım.
-Hazırlan. Şu kağıdı da tapuyla beraber masaya koyuver, oğlan gelince aramasın.
İhtiyar adam, içinden düşünüyordu, “-Dünya fani, Allah Yar”

İhtiyar kadın, birileri gelmeden gitmek ister gibi telaşla hazırlanıyordu. Giysileri bir çantaya tıkıştırdı. Fotoğrafları duvardan toplarken oğlununkine bir an baktı, aldı, bir an düşünüp çantaya koymaktan vazgeçti. Masadaki kağıtların üstüne ters olarak bıraktı. En son duvardaki bir küçük patiği aldı, öptü. Bu büyük torununa ördüğü ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı mavi patiklerdi. Çantaya, fotoğrafların üstüne yerleştirirken, mavi patiklerin üstündeki göz yaşlarını yavaşça sildi.

MAVİ PATİK Hikayemizi Dinlemek İstermisiniz....







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

YASAL UYARI: Sitemiz de yer alan materyalleri izinsiz kopyalamak ve kullanmak 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. '