Hikayeleri Önce sen Oku

MAVİ PATİKLER


İhtiyar adam tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Kendi kendine düşünüyordu; “-Oh.. be ferahladım. Ölümlü dünya”.
Oturduğu evin tapusunu, çocuğunun üstüne kaydettirmişti. Tapu dairesinde çıktıktan sonra bir küçük lokantada öğle yemeğini yedi, vakit geçirmek için parkları dolaştı. Bir parkta Cem Karaca’nın şarkısı çalınıyordu; “Allah Yar! Allah Yar!”.
Akşama doğru eve gitmek için yola çıktı. Bir yandan düşünceler içindeydi;
-Biz öldükten sonra bir sürü işlemle uğraşması gerek. Ne diye eziyet çeksin yavrum.
Oğlunun kendisini nerdeyse zorla doktora götürüşü aklına geldi; “-Kerata amma ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadar, ziyarete gelmeye de önem verse ya.”


Bir an dalgınlaştı; “-Gerçi, gelin bizle geçinmeye çalışmıyor ama…” derin bir nefes aldı “-Boş ver canım, ne de olsa torunlarımın annesi. Eşine, çocuklarına iyi baksın da…” biraz da kendini teselli etmek için söylendi …biz bu gün varız, yarın yoğuz.”
Evine yaklaşınca yine durgunlaştı, “-Bakalım hanım ne diyecek? Gelin gelip-gitmiyor diye biraz kırgın ama….” Düşünceler içinde zili çalarken, güleryüzlü olmaya çalıştı; “-Yook, iyi oldu canım. Biz ölünce oğlan rahat edecek, kötü mü?”
Hanımı kapıyı açtı. Gülümsemesini bozmamaya çalışarak hanımına;
-Nasılsın hanım bu gün bakalım?
Hanımı elindeki çiçek suladığı kabı gösterdi;
-Ne yapayım, bir iki çiçekle uğraşıyorum yeşillik olsun diye.
Eve girerken devam etti;
-İnsan şehirde özlüyor çiçeği, yeşilliği.
-Eee.. köy gibi olmaz buralar tabii.
Kadının durgun yüzünde acı bir tebessüm dolaştı;
-Köy gibi olmaz dimi? Şimdi köyde olsak ne güzel olurdu.
İhtiyar adam bir an yüzüne baktı hanımının;
-Sen köyü pek sevmezdin! Geçen sene bir ay kalalım demiştim de “-Ben torunları özlerim.” Diye tutturmuştun.
Kadın, yüzünü çiçeklere doğru döndü;
-Ne bileyim ben, düşündükçe bunalır oldum buralarda. İnsan çocukluğunun geçtiği yerleri özlüyor. Ağaçların altında, bahçelerde yürümeyi özlüyor.


-Allah Allah ! Tamam hanım gideriz. Sen iste yeter ki. Hele havalar ısınsın biraz gideriz
-Havalar kim bilir ne zaman ısınır. Beklemek şart mı?
-Yahu hanım, bunca yıllık eşimsin hala seni tam anladım diyemiyorum. Bir gün köye gitmem diye tutturuyorsun, bir gün de hemen gidelim diye. Dur da bu gün ne oldu anlatayım.
Kadın endişeyle baktı kocasına;
-Noldu, oğlanı mı gördün?
-Yok canım, nerden göreyim !
Koltuğuna oturdu, koynundaki tapu kağıdını çıkardı.
-Bu nedir biliyor musun?
-Hayırdır?


-Hanım, yarın ne olacağı belli olmaz, vademiz gelir de ölürsek, oğlumuz kapı kapı uğraşmasın, diye evin tapusunu onun üstüne yaptım.
Hanımının tepkisini beklerken, onun yüzündeki acı gülüşü gülümseme sandı. Hanımı fısıldar gibi söylendi;
-Oğlumuz da bu gün buraya gelmişti, öğleden önce.
-Öylemi, vay hayırsız. Demedin mi, ‘uzun zamandır niye gelmiyon’ diye. Seni üzülmesin diye söylemiyordum ama ‘bizi unuttu’, diye kızmaya başlamıştım. Torunları da getirdi mi?
-Murat’ı getirmiş. O da “-Sıkıldım, gidelim.” Deyip durdu.
-Vay kerata vay. Neyse, Akşam gelse de ben de görseydim. Hayırdır, gündüz gündüz niye gelmiş ?
Hanımı elindeki kapta suyu bitmiş olduğu halde, çiçekleri sular gibi durarak masadaki kağıdı gösterdi;
-Şu kağıdı getirmiş.
İhtiyar adam, hanımının sesinde bir titreme hissetti ama emin olamadı. İçindeki sevinci kaybetmemeye çalışarak masadaki kağıda uzandı.
Bir mahkeme kararı olduğunu gördü. Hanımı kızaran gözlerini görmemesine dikkat ederek eşinin kolundan tuttu koltuğa oturmasını sağladı, tekrar çiçeklere doğru uzaklaştı.
İhtiyar adam, yakın gözlüğünü çıkardı ve içinden yavaş yavaş okudu.” Yaşı ilerlediği ve aklı muhakemesi yerinde olmadığına ve ekonomik varlığını idare ve idare edemeyeceği, ekteki doktor raporuyla da tespit edildiğinden, taşınır ve taşınmaz varlıklarının, resmi varisi oğlu Süleyman tarafından idaresine karar verilmiştir.”
Resmi kağıt, yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. Başını yere eğdi, kağıda boş boş bakmaya başladı. Hanımı, gözlerini sildikten sonra çiçeklerin başından ayrılıp yanına geldi. Eşinin titreyen ellerini tuttu. İhtiyar adam, yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak;
-Üç senedir uğramadık, köydeki ev ne haldedir?
-Canım ne olacak, bir gün de temizlerim ben.
-O evde, dizlerin üşürdü senin.
İhtiyar kadın, daralan göğsünü hafifçe bastırdı, “Yüreğimin üşümesi daha kötü diye düşündü”.
-Merak etme, üşümem…üşümem…
-Yarın mı gidelim diyordun?
-Sen bilirsin bey.
-Eşyaları bir taksiye atarsak, Son otobüse yetişiriz.
-Olur.. Köyde zaten iyi kötü eşya var, ben hemen hazırlanırım.
-Hazırlan. Şu kağıdı da tapuyla beraber masaya koyuver, oğlan gelince aramasın.
İhtiyar adam, içinden düşünüyordu, “-Dünya fani, Allah Yar”

İhtiyar kadın, birileri gelmeden gitmek ister gibi telaşla hazırlanıyordu. Giysileri bir çantaya tıkıştırdı. Fotoğrafları duvardan toplarken oğlununkine bir an baktı, aldı, bir an düşünüp çantaya koymaktan vazgeçti. Masadaki kağıtların üstüne ters olarak bıraktı. En son duvardaki bir küçük patiği aldı, öptü. Bu büyük torununa ördüğü ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı mavi patiklerdi. Çantaya, fotoğrafların üstüne yerleştirirken, mavi patiklerin üstündeki göz yaşlarını yavaşça sildi.

MAVİ PATİK Hikayemizi Dinlemek İstermisiniz....







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

KUYRUK ACISI

ibretlik hikayeler

Zamanın birinde, bir oduncu ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış.
Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an gözgöze gelmiş. Yaradana olan aşkı (yılan bile olsa) yaratılana yansımış ve yılana vurmaya kıyamamış.


Yılanda duygulanmış ve dile gelmiş; ''Ey insan oğlu, sen bana kıyamadın, bende sana iyilik edeceğim'' demiş. Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş.Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve ''Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim!'' demiş.


Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Ailesi dahil hiç kimseye olanı biteni anlatmamış. Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş.


Oduncu yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış.
Bir gün oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Birkaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış.





Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış. ''Kör kuyunun başına git ve oğlum olduğunu söyle; yılan sana altın verecek!'' demiş.

Oğlu inanmamış ama gitmiş. Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış, ''Kim bilir daha ne kadar altın var kuyunun içinde!'' diye düşünmüş.

Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış.
Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş. Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış. Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor.

Yılanda o anda görünmüş; kuyruğu yok ve kanlar içinde. Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş.
Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılanda yaralı...

''Hatalı olan oğlum olmalı!'' demiş ve yılandan özür dilemiş. ''Tekrar dost olalım!'' demiş. Yılan ise acı acı gülümsemiş: ''Çok isterdim ama sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız!'' demiş.

' KURUK ACISI ' HİKAYEMİZİ DİNLEMEK İSTERMİSİNİZ









Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

ALLAH SENİ CENNETE DAVET EDİYOR

dini hikayeler

Amsterdam’da bir cami imamı, her Cuma günü 10-11 yaşındaki oğluyla şehrin sokaklarında dolaşır, İslam’a dair kaleme aldığı küçük dergiyi dağıtır, insanları İslam’a davet edermiş. Yine bir Cuma günü rahatsız olduğundan oğluna;

- ‘Bu hafta tebliğ için çıkmayalım!’ der. 

Bir insanın hidayetine vesile olmanın ne büyük bir devlet olduğunun hazzını defalarca yaşayan çocuk, babasına yalnız çıkma noktasında ısrar eder. Şiddetli yağışın da olduğu soğuk bir kış günü İmam, oğlunun ısrarına dayanamaz ve; 

- ‘Peki!’ der, onu gönderir. 

Çocuk Amsterdam sokaklarında dolaşır ve her gördüğü kişiye o dergiyi takdim eder ve onlara;

- ‘Allah, seni cennetine davet ediyor!’ der. 





Fakat hava soğuk olduğu için sokaklarda pek kimseler yoktur. En son elinde tek bir dergi kalır, verecek birilerini arar, bulamaz. Sonunda bir kapıya gelir ve defaatle zili çalar, lakin kimse kapıyı açmaz. Tam dönerken yaşlı bir kadın açar kapıyı. Kadın, karşısında bir çocuk görünce ona;

- ‘Niçin geldin!’ diye sorar. 

Soğuktan üşümüş çocuk; 

- ‘Allah, seni cennetine davet ediyor. Kur’an’a iman etmeye, sonra da ondaki buyrukları yaşamaya davet ediyor, gelir misin?’ der. 

Çocuk kitapçığı verir ve geri eve döner. Ertesi cuma, namazdan sonra babası mutad olduğu üzere cemaate vaaz eder. Ardından soru-cevap faslı başlar. Salonun arka taraflarında oturan kadınlardan biri ayağa kalkar ve şunları söyler;

- ‘Ben önceki haftaya kadar Hristiyan’dım, eşimi kaybettim, çocuklarım da yok, hayatta birinci derece tek bir yakınım olmadığından, aylardır kimse kapımı açmadı. Yapayalnızdım. Yalnızlıktan tarifi imkansız bir krize girmiştim. Herkesin benden nefret ettiğini, topluma yük olduğumu düşünüyordum. Çünkü Batı’da emekli bir vatandaş topluma yük kabul edilir. ‘Ölse de devletin yükü hafiflese’ diye düşünenler vardır. Lakin siz müslümanlar, insanlar yaşlanınca onlara hizmet etmeyi ibadet kabul edersiniz!’ 





Yaşlı kadın gözyaşı içinde geçen hafta; evin yatak odasına çıktığını, tavana ip bağladığını, ipin halkasını boynuna geçirdiğin, tam ayağını sehpaya vurup, intihar edecekken zil çaldığını duygulu bir şekilde anlatır. Kendi kendine;

- ‘Benim kapımı kim çalar ki?’ deyip biraz beklediğini, sonra tekrar intihara teşebbüs etmek istediğini; ama zilin ısrarlı bir şekilde çalınınca, ipi boynundan çıkarıp kapıya yöneldiğini, karşısında duran çocuğun ona;

- ‘Ben, Hz. Muhammed’in öğrencisiyim, Allah seni Cenneti’ne davet ediyor!’ deyince sarsıldığını, çocuğun kendisine verdiği kitapçığı alıp okuduğunu ve Müslüman olduğunu anlatır. Camideki bütün cemaat ağlaşmaktadır. Kadın sözlerini şu ifadelerle tamamlar! 
 
- ‘Bana şu anda dünyada en mutlu insan kimdir, diye sorsalar tereddüt etmeden, kendimi gösteririm. Bundan sonraki ömrümü benim gibi zavallıların kurtuluşuna adadım. Ben de o çocuk hayatımın geri kalan bölümünde Amsterdam sokaklarında dolaşacak ve insanlara, 

- ‘Allah, sizi cennetine davet ediyor, diyeceğim!’ der...

HİKAYEMİZİ DİNLEMEK İSTERMİSİNİZ ? 







Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

ERKEK ÇOCUK

ibretlik hikayeler

Eşi yedinci çocuğuna hamileydi. 6 kız annesi kadının karnı burnunda, doğum yapması yakındı.Ama onu tedirgin eden bir şey vardı...

Doğum zamanı geldi çattı.Kadının da doğum yaklaştıkça korkuları arttı.Bu çocuğunun da kız olmasından çok korkuyordu.Aslında korkusu çocuğun kız olması değil, Eşinin ona karşı uyguladığı
sert tutumdu.

Bu davranışları kadını perişan etmiş, kadın başka bir şey düşünemez olmuştu.Hele doğuma giderken söylenen sözlerden sonra korkusu daha da artmıştı. 





-Ben kahvehaneye gidiyorum.Eğer bu da kız olursa bir daha eve gelme, gözüme
görünme, defol git. Eğer erkek olursa hemen haber gönder.

Eşi gitmişti gitmiş olmasına ama çaresiz kadın ne yapacağını şaşırmıştı.Üstelik nereye gidebilirdi ki?...
"Allah'ım ne olur bana yardım et, ne olur bu çocuğum erkek olsun."Kadının içinden geçirdiği tek dua
buydu.

Doğum gerçekleşti ve yeni ayılmak üzere olan kadına haber ulaştı. 
-Bir oğlunuz oldu! Tebrikler...

Kadın oğul kelimesini duyar duymaz ne yapacağını şaşırdı.Bebeği daha yanına getirmemişlerdi. Kadın hemen kahvehaneye haber gönderdi. Adam sevinçten hemen havalara girdi.Çaylar söylendi, tebrikler alındı.Şimdiye kadar ki çocuklarında hiç böyle sevinmemiş,bir gün
bile bunlar benim çocuklarım deyip başlarını bile okşamamıştı.

Sevinçle eşinin yanına gitti.Bebek, kundak içerisinde anne babanın yanına getirildi.Bebeği kucaklarına alan anne baba, kundağı açtıklarında büyük bir şok geçirdi.Bebek erkek olmasına erkekti ama... Kolunun birisi olmayan, ayakları sakat, vücudu orantısız olan bir erkekti.Diğer kolundaysa dikkat çeken, tüyler ürperten, ibret olunması gereken bir yazı vardı:
"Buraya kadar ben yarattım, gücün
yetiyorsa geri kalanını sen yarat...!!!!"

Evet hangimizin bir tırnağı yaratmaya gücü yetiyor ki, biz beğenmezlik gibi bir lüks içine giriyoruz...

'' ERKEK ÇOCUK '' HİKAYEMİZİ DİNLEMEK İSTERMİSİNİZ






Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

İHTİYAR ADAM VE AT

ibretlik hikayeler


''Karar vermek için acele etmeyin,,

Köyün birinde yaşlı ve çok fakir bir adam varmış. Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki kral at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. 'Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?' dermiş hep.

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış. 'Seni ihtiyar bunak! Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın' demişler.


İhtiyar 'Karar vermek için acele etmeyin' demiş. 'Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.' Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler.

Aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki bir düzine vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. 'Babalık' demişler. 'Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.' 'Karar vermek için gene acele ediyorsunuz' demiş ihtiyar. 'Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç... Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?' Köylüler bu defa açıktan ihtiyarla dalga geçmemişler ama, içlerinden 'Bu herif sahiden gerzek' diye geçirmişler.


Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara... 'Bir kez daha haklı çıktın' demişler. 'Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın' demişler. İhtiyar 'Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz' diye cevap vermiş. 'O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar... Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.'

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. 'Yine haklı olduğun kanıtlandı' demişler. 'Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.' 'Siz erken karar vermeye devam edin' demiş, ihtiyar. 'Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.'

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış: 'Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.'




Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

VEFAKAR ANNEM / ÇÖP KUTUSU

İbretlik Hikayeler


Henüz çok gençken kocasını kaybetmiş, ondan kalan tek oğlunu yetiştirmek için dişini tırnağına takarak çalışmıştı Onu kimseye muhtaç etmeden okuta bilmekti arzusu Bu hayallerle geçirdi günlerini Gençti, güzeldi ama geri çevirmişti evlenme tekliflerini; oğlunu yaban ellere vermemek istiyordu Başkalarına çamaşır yıkadı, temizlik yaptı, oğlunu hiçbir şeye muhtaç etmedi Oğlu okuyacaktı, mesleğini eline alınca artık kalan ömrünü yavrusunun yanında geçirecekti

Bu hayallerle geçti yıllar, bu hayalle bitti yıllar Nihayet oğlu hukuk okudu, hâkim lik görevine başladı Anne sevincinden yere göğe sığmıyordu Sıra oğluna layık Bir kız bulmaya geldi, bunu da bulunca artık gözleri arkasında kalmayacaktı Tam istediği gibi bir kız buldu Dışını görüyor, içinden haberi yoktu.Seviyordu gelinini öz evladı gibi.Bir an önce düğün olsun istiyordu.Sanki kendi evlenecekti.Bir an önce taşınmak istiyordu yeni evlerine; artık bir köşeye oturup torunlarını sevecek, geçmiş onun için tatlı bir hatıra olacaktı





Nikah gününe 1 ay kalmıştı, damat gelini alarak yeni evlerine yerleşecek, eşyaların yerlerini ayarlayıp ölçülerini alacaklardı.Bütün eşyaların yerleri ayarlanmış,tek tek güzel bir görüntü kazandırılmıştı.

Bu sırada gelin kız nişanlısına dönerek 

"Cihan! Böyle güzel oldu ama şu Çöp Tenekesini nereye koyacağız?"

Şaşırdı genç adam , hayret dolu sesle

" Koskoca evde bir çöp tenekesini koyacak yer bulamıyor musun?"

Tezgahın altına koy!

"Yok yok hiç olur mu" " balkona koyarsın? "Oraya da hiç uymaz"

Yahu çöp tenekesini koyacak yer bulamıyor musun?"

"Onu demiyorum canım ANNENİ diyorum ANNENİ!"

Genç kızın ağzından çıkan cümleler genç adamın kalbine işlemiş, beynini döndürmüştü.Varlığında baş tacı olan annesi, Kendisi için el kapılarında çalışan annesi demek bir çöp tenekesi yerine koyuluyordu.Demek Annesi çöp tenekesi idi. O çilekar o fedakar kadını, canı gibi sevdiği annesini koyacak yer bulamıyordu hayat arkadaşı olan kızda,anasına çöp tenekesi diyordu!

Tek kelime konuşmadı, eve dönünce de bir şeyden bahsetmedi; zavallı anne gelinin kendisi hakkında düşündüklerinden habersiz nasıl olduğunu soruyordu durmadan,onu övüyordu Acı acı güldü bu durum karşısında genç adam

Nihayet nikah günü gelmişti Bütün hazırlıklar bitmiş, arabalar dairenin yolunu mekan tutmuşlardı Salon ağzına kadar doluydu Dışarıya taşan davetli kulesinde heyecan kol geziyordu,yeni evlileri görebilmek için





Ve memur geline sordu: "Kızım ! Ahmet oğlu Cihan'ı zevceliğe kabul ediyor musun?" "Evet"

"Peki oğlum sen Zeynep kızı Zeliha'yı zevceliğe kabul ediyor musun?"

"Hayııırr Etmiyorum"

Salonu ayağa kaldırdı bu ses.Gözlerinde hayret ifadesiyle herkes şok geçirmiş gibi erkeğe, Cihan'a bakıyorlardı Memur şaşırmıştı:

"Peki şimdiye kadar neredeydin"

"Efendim! Babam beni küçük yaşlarda bırakıp vefat etti.Annem dışarılarda çalışarak gençliğini bana harcadı ,çalıştı ve çabaladı.Giymedi giydirdi, yemedi yedirdi.Beni büyüttü okutup adam etti.Annem benim yanımda oturacak, rahat edeceği zaman bu gördüğünüz gelin hanım annemi bir çöp tenekesi yerine koyarak evde onu koyacak yer bulamıyor.

Annemi bir çöp tenekesi olarak görüyor ve istemiyor.Benim annemi istemeyen, ona o şekilde muamele yapan kadını bende istemiyorum.Varsa annesine çöp tenekesi dedirtecek, buyursun gelini alsın!" Yerinden kalkarak annesini aldı, hayret ve gözyaşları içerisinde salondan ayrıldı Bu olaydan sonra gelin kız evine döndü ve aradan 20 yıl geçmesine rağmen evlenememiş.

'' ÇÖP TENEKESİ '' Hikayemizi Sesli dinlemek istermisiniz 








Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

KARI KOCA HAKKI (KISSa)

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bedir harbinden sonra, esirlere yapılacak muamele hakkında, Sa’d bin Muaz hazretlerinin ictihadı, Hazret-i Ömer’inkiyle aynıydı. Diğer Eshab-ı kiramın hepsi, fidye karşılığı salıverilmesini uygun gördüler ve karar da öyle oldu, fakat âyet-i kerime gelip, Hazret-i Ömer’le Hazret-i Sa’d’ın ictihadlarında isabet ettikleri bildirildi.

Peygamber efendimiz, (Azap bana gösterildi. Eğer Allahü teâlâ affetmeseydi, Ömer ve Sa’d hariç hepimiz helak olmuştuk) buyurdu. Sa’d bin Muaz hazretleri, Peygamber efendimizin çok yakını, çok sevdiği bir zattı. Müslüman olduğu için ona inanılmaz işkence yapmışlardı. Neticede bu zat vefat etti. Onun ölüm haberi Peygamberimizi çok üzdü, evine gitti, teçhiz ve tekfinde bulundu. Sonra kabristana giderken, önce hırkasını, sonra ayakkabılarını çıkardı. Tabutun bir bu tarafına, bir de öbür tarafına koşuyordu. Eshab-ı kiram da şaşkın bir vaziyette bakıyorlardı. Resulullah kabre indi, kabri düzeltti ve onu yerleştirdi. 





Her şey bitti, telkin verildi. Bu arada Peygamberimiz çok üzgündü ve rengi, benzi atmıştı. Eshab-ı kiram bu durumu merak edip sordular:
― Ya Resulallah, tabutu taşırken neden hırkanızı ve ayakkabılarınızı çıkardınız?
― Bütün meleklerin giyinişi böyle olduğu için.
― Peki, tabutun bir bu tarafına, bir öbür tarafına koşmanızın sebebi nedir?
― Kardeşim Cebrail elimi tutup bırakmadığı için.
― Kabirden üzüntülü çıkmanızın sebebi neydi?
― Kabir onu sıkmaya başladığı için dayanamadım.
― Neden?
― Hanımını, evdekileri üzmüş, kul hakkı doğmuştu.


Allah’tan korkmalı. Rastgele birinden değil, Cennetlik olan Eshab-ı kiramın büyüklerinden ve kabilesinin reisi olan Sa’d bin Muaz hazretleri gibi büyük bir zattan bahsediyoruz. Bizzat Resulullah efendimiz onun cenazesini taşıdı, cenaze namazını kıldı, kabre indirdi, buna rağmen böyle mübarek bir zatı kabir sıktı. O halde nasıl olur da, bir Müslüman eşini üzebilir?

İnsanın nefsi, azmış, kabarmış durumdadır, dediğini yaptırır, fakat bu bir gün muhakkak bitecektir. Herkes sonunda hareketsiz kalıp musalla taşında eşitlenecektir. Bütün ameller cisim hâlinde, mesela akrep şeklinde, yılan şeklinde, Cennet nimetleri şeklinde, önüne gelecektir. İnsanı ıslah edecek önemli bir şey var, o da ölümü hatırlamaktır. 





Hazret-i Ömer, (Yâ Ömer, sana nasihatçi olarak ölüm yeter) buyuruyor. Veysel Karani hazretleri de, (Akşam yattığımda Azrail aleyhisselamı karşımdaymış gibi, sabah kalkınca da yanımdaymış gibi görüp, her an ölümü düşünürüm) buyurmuştur. 

Böyle düşünen öfkelenmez, elbette melek gibi olur. Ölümü unutan ise azar, kudurur. Sanki hiç ölüm gelmeyecekmiş, hiç hesap sorulmayacakmış gibi, hükümranlık daima bendedir diye düşünür. Acı azaplara maruz kalınca eyvah dese de, artık pişmanlığı fayda vermez.





Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

BİSİKLETLİ KIZIN ÖYKÜSÜ


İnancınız...
Yarın için bir umudunuz...
Bir hedefiniz, amacınız...
Bir hayaliniz, bir heyecanınız olmalı.
Hele, yaşınız 70’i geçtiyse...
Yaş 70 iş bitmiş, derler.
Takmayın bunu kafanıza.
Sizlere...
“Bisikletli kız”ın öyküsünü anlattığımda...
Umut’un...
Heyacanın...
Yaşam mücadelesinde ne denli önemli olduğunu anlarsınız.





Yaşlı anneannesinden başka kimsesi olmayan...
Okuluna bisikletiyle gidip gelen...
Lise öğrencisi bir kızın yaşam öyküsüdür bu...
Günün birinde anneanne ölümcül bir hastalığa yakalanır.
Genç kızın başvurmadığı doktor kalmamıştır.
Hiçbir ilaç çare olmamıştır.
Bu çaresizliği öğrenen öğretmeni genç kıza bir kitap verir.
Ve der ki;
-Okulundan döndüğünde bu kitabı anneannene oku...
Eminim çok sevecektir.
Konusu çok ilgi çekicidir.
Fakat en heyecanlı yerinde okumayı kes.
Devamını da yarın okuyacağını söyle.
Genç kız öğretmeninin dediği gibi yapar.
Okuldan döndüğü her gün...
Kalınca olan bu kitabın belli sayfalarını anneannesine okur.
Ama öğretmeninin dediği gibi...
Her seferinde kitabın en heyecanlı yerini ertesi güne bırakır.

Anneanne kitabın konusunu çok sever.
Devamını öğrenmek için de...
Ertesi günü torununun okulundan dönmesini dört gözle... Heyecanla bekler.
Aradan aylar geçmiş...
Umut ve heyecan yaşlı kadına hastalığını unutturmuş...
Her geçen gün iyileşmeye başlamıştır.
Ancak bir okul dönüşü bisikletiyle evine dönerken...
Genç kıza bir araba çarpar.
Yaralanan kızı hemen hastaneye kaldırırlar.
Bütün gece hastanede müşahede altında tutarlar.
Evine gitmesine de ertesi günü izin verirler.

Anneanne ise kitabın en heyecanlı yerinde kaldığı için...
Umutla... Heyecanla bekler, bekler...
Torunu bir türlü gelmek bilmez.
Yaşlı kadının umudu gittikçe tükenir.
Genç kız evine döndüğünde;
Okuma yazma bilmeyen anneannesinin koltuğunda...
Elinde kitap...
Başı önüne düşmüş, öldüğünü görür.
Çılgına döner.
Genç kızın hıçkıra hıçkıra ağlamaktan başka...
Yapacak bir çaresi de kalmamıştır artık...

İşte!
“UMUT”un yaşamda ne denli önemli olduğu...Hikayemizden çok iyi anlıyoruz.




Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

KUYRUK ACISI-İBRETLİK KISSADAN HİSSE


Sizler için Hazırlanmış Seslendirilmiş Hikayeler Yaşam Tadında Duygusal, romantik Aşk Hikayeleri, Kahramanlık ve Başarı Öyküleri, Dini Hikaye ve Kıssalar Ve daha yüzlerce Konuda Farklı Hikaye ve Öyküler











Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

HAYALET(Sizden Gelen Hikayeler)

Yaşadığı hayatın için de boğulmuş bir kişilik gibi düşün, beynini bütün kötü düşüncelerle doldurmuş, hastalıklı bir kişilikten bahsediyorum evet sen! Benim ütopyama hoş geldin demek isterim, seni anlayacak tek insan bence benim, buraya yazdıklarım ve senin hakkında düşündüklerim seni duyamasam da kim olduğunu bilmesem de, senin ile çok iyi anlaşabileceğimizi biliyorum.

Bir piyanonun ezgisinin boş bir odada yankılanıp kulaklarımıza estiğini düşünmeni istiyorum önce, sonra biraz şarap içmek istiyorum, kırmızı rujunu sürdüğün dudaklarının izinin kalmasını istiyorum kadehinde, konuşmak istemiyorum mesela bütün bu olaylar zincirinde, yavaşça kadehini pencerenin yanına koyduktan sonra ışığı kapatmanı istiyorum, ben mumları yakarken yeniden karanlıktan aydınlığa ulaşmak istiyorum çok fazla değil ama, sadece mum ışığının gözlerinde ki yansımasını görene kadar, bir geceye bütün bir yıl sığdırmak istiyorum seninle ya da bir hayat, saçlarının kokusunda bir ormanı hissetmek istiyorum, ellerinde dolunayı, teninde okyanusu, kirpiklerinde kuşları, bedeninde beni hissetmek istiyorum.





Bütün olmak istiyorum seninle, yarım kalan benliğimi tamamlamak, seni sen yapmak istiyorum. Sadece gözlerine bakarak bu iltifatları hiç konuşmadan aktardığımı düşünüyorum bence yaptım. Sonra sen kadehini tekrardan almak için pencereye yaklaşıyorsun, ve dışarıyı izlerken yakalıyorum seni hemen bahçedeki karların süslediği ağaca hayranlıkla bakıyorsun, dolunayın ışığını yansıttığı kar aydınlatıyor birazda olsa düşüncelerini, kadehinden bir yudum aldıktan sonra yeni bir iz bırakıyor kırmızı rujun kadehine, o kadar etkiliyor ki beni dudağından kadehe kalan her küçük detay, ünlü bir ressamın en muhteşem tablosu gibi. Sağ gözünün kirpiğine değen saçlarını, kırmızı ojeli iki parmağın ile hafifçe ittiriyorsun kulağının arkasına doğru, simsiyah saçların sadece mütevazi mum ışığına yaklaştığında bütün kıvrımlarını belli ediyor, pencereden uzaklaşıp piyanonun hemen yanındaki sandalyeye oturuyorsun, küçük parmağın kadehin arkasında, müzik hafiften yükselirken daha bir derin nefes alıyorsun, gözlerin ise hala pencerede, öyle çok konuşmak istiyorsun ama bu gece o karanlık düşüncelerinin bu güzel karanlığı bozmasını istemiyorsun, tek yaptığın derin nefes almak ve kadehinde yeni izler bırakmak. 

Şarabın hiç bitmesin istiyorsun mesela veya piyano hiç susmasın. Sonra simsiyah göz bebeklerin karanlıkta iyice büyüdüğünü fark ediyorum ve hemen ardından bir damla yaş süzülüyor ilk önce sağ gözünden göz kapağın kapanıyor daha sonra sol gözünden, piyanoyu bir saniye aksatıyor gibi oluyorum, kaşların hemen açı değiştiriyor, fark ettiğim an dikkatimi toplayıp devam ediyorum. 





Gözyaşların durdu, beyninden geçen her düşünceyi her kelimeyi hissediyorum, sanırım bu bana tanrının lütfu, mumlardan birinin bitmek üzere olduğunu fark ediyorsun, hemen yerinden kalkıp bir mum yakıyorsun odanın büyüsü bozulmasın istiyorsun, şuan yaşanan her şey bağımlılık yaratıyor beyninde, her geçen saniyede bir önceki ana dönmek istiyorsun bir önceki saniyeye, aslında aldığın her nefesin zehirli olduğunu fark ediyorsun, bir daha bu kadar mutlu olamamak böyle bir rüya yaşayamama korkusu sarıyor zihnini, bir örümcek ağı gibi, düşüncelerini okuduğum an başka bir ezgiye geçiyorum piyanomda, senin hastalıklı ruhun bir paratoner gibi bütün anlarda kötü düşünceleri beynine çekiyor. 

Yeni ezgiler biraz heyecanlandırıyor seni, şöminenin sıcaklığı da odayı etkilemeye başlıyor artık, üzerindeki hırkayı çıkarıp hemen yanında duran masanın üzerine bırakıyorsun, elbisen artık tüm bütünlüğüyle karşımda, sanırım biraz ısınıyorum, şöminenin etkisi olduğu konusu ise tam bir belirsizlik, bende ceketimi çıkarıp sana uzatıyorum asmadan hemen önce burnunda benim kokumu aldığını ve yüzünde o hoş gülümsemeyi görüyorum, bacaklarını kendine doğru çekip ayakkabılarını çıkartıyorsun önce sağ ayağında ki sonra sol, hemen masanın altına doğru koyuyorsun, ayakların daha sonra bacakların, belin, göğüslerin, boynun, yüzün derken istemsizce gözlerim ile seni baştan aşağı süzmemi istiyor ve başarıyorsun. 

Bir yudum daha şarap içtikten sonra, yavaşça bana doğru sandalyeni yaklaştırıyorsun artık daha yakınsın ve saçlarının kokusu teninin kokusuyla sağladığı müthiş uyuma cenneti bahşediyorum. Gözlerin artık sadece bana ait artık bedenlerimizin birbirini istediğini bütün vücudunda hissediyorsun, yavaşça ayağa kalkıp elini önce yanağıma sonra saçlarımın arasından boynuma doğru çok yavaş ve narin bir şekilde götürüyorsun, her detayını hayranlıkla izlediğim dudakların artık dudaklarıma çok yakın kırmızı rujunun çoğu şarap kadehinde kalmış olsa da hala mum ışığında görebiliyorum, sonra belinden vücudunu biraz ileriye alıp dudaklarıma yaklaşmaya başlıyorsun, üst dudağın üst dudağımın hemen altına değiyor her şey çok yavaş ilerliyor, zaman durmaya yakın dünyadaki tüm saatlerin pilleri bitmek üzere gibi, bir ıslaklık hissediyorum dolgun dudaklarının arasında ve rujunun tadı. 

Sol elini belime doğru uzatıyorsun biraz gömleğime dokunduktan sonra, kendini geri çekiyorsun gözlerimin derinlerine bakıp seni istiyorum dediğini anlıyorum, kendinden emin bakışların dikkatimi çekiyor sonra ellerinle gömleğimin düğmelerine yaklaşıyor ve tek tek inanılmaz bir titizlikle açıyorsun ve o an ayağa kalkıyoruz aynı anda ikimizde artık ne istediğimiz tüm saflığıyla netleşmiş durumda, yavaş adımlarla şöminenin hemen karşısında ki yatağa doğru yaklaşıyoruz gömleğimi sıyırıyorsun kollarımdan sonra üzerime uzanıyorsun, daha şimdiden terlemeye başladığımızı kalp atışlarımızın olağanüstü olduğunu fark ediyoruz bir saniye ve aynı anda duraksayıp gülümsüyoruz, üst dudağın üst dudağıma doğru hızlı bir şekilde yaklaşıyor bu sefer, aynı ıslaklık aynı tat, bu sefer daha uzun sürüyor her şey, ellerin sırtımda kırmızı ojeli tırnakların çiziyor sırtımı, hırçınlık sergiliyor arzuların, elbisenin askını atıyorum önce sağ omzundan daha sonra sol yavaşça sıyrılmasına yardım ediyorsun, artık göğüslerin ellerime ait elbisen ellerin ve ellerimle sıyrılmaya devam ediyor vücudundan, çıplaklığın gözlerime yansıyor bir ayna gibi, kendini orda görüp alt dudağını ısırdığını görüyorum, çok fazla zaman geçmeden bende gözlerinde kendi çıplaklığımı görüyorum, ellerimin bacaklarında gezdiğini senin ise sırtımda iz bırakmak istediğini fark ediyorum, nefes alıp verişlerimizin hızlandığını fark ediyorum aynı nefesi soluduğumuzu, alt dudağımdan kan tadı alıyorum bir kaplan ve av doğasıyla sevişiyoruz, sanırım kötü düşüncelerinin acısını çıkartıyor ve acı vermekten zevk alıyorsun ya da arzuların bu şekilde bilmiyorum. Emin olduğum tek şey var hiç bitmesin istiyorsun. 





İki yorgun beden uzanmış tavanı izlerken buluyorum bizi, yavaşça kalkıp sigaraya doğru uzanıyor hemen yatağın solundaki mumdan sigaramı yakıyorum, biraz içtikten sonra elimden alıyorsun, hırçın dudaklarının arasında bir sigaranın ne kadar şansı olabilir ki diyorum içimden ve gülümsüyorum sanırım bunu sesli söyleyemem, hala senden biraz korkuyorum. Sonra kadehe uzanıyorsun tekrar ve ben sonra son şarkıyı çalmaya piyanonun başına geçiyorum bir sigaralık vaktim var, sen sigara bittiğinde uyuya kalacaksın biliyorum. 

Bir hayat sığdırmak istenilen gece bütün sıcaklığıyla son bulacak ve güneş doğacak. Uyandığımızda ne bu oda ne bu piyano ne şarap ne şömine ne yatak hiç biri olmayacak, aslında sen geldiğinde ben her şeyi planlamış olmuş oluyorum gördüğün gibi, ama bu geceyi harfi harfine yaşadıktan sonra sana bunları okutacağım, sen ise benim hayallerimin kadını olduğunu belki yazdıklarımı yaşarken belki de tam şuan yazdıklarımı okurken anlayacaksın, seninle geçireceğim bir ömrün sadece bir gecesi bu o yüzden sen benim aslında yaşayacağım her geceyi önceden yazdığım bir kitapsın. Sürprizler elbet olacak sanırım o kitabı da sen yaşatıp ben yazacağım. Şarabım hazır seni beklerken her geçen gün daha da yıllanıyor bu da demek oluyor ki beklemekte iyi sonuçlar doğurabiliyor, ama sen yine de geç kalma şimdilik hoşça kal başka bir gecemde görüşmek üzere hayalet…

Konuk Yazarımız : Soulless





Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

YASAL UYARI: Sitemiz de yer alan materyalleri izinsiz kopyalamak ve kullanmak 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. '