Hikayeleri Önce sen Oku

KAPILA



ARSLAN BAYIR ( 2013 KIBATEK ÖYKÜ YARIŞMASI 3.LÜK ÖDÜLÜ )

Demir kapıdan girdiğimde, bitkinlikten dizlerimin bağı çözülmüş, oraya küçük bohçanın üzerine yığılıp kalmıştım. Sonraki gidişlerimde adının Ayşe olduğunu öğrendiğim kadı­nın sesi ile irkildim. Onun sesi mahalle arasında bir zamanlar yoğurt satan adamların sesine benziyordu. Sesi duvarlardan sarkmış aşağı düşmüş gibi yankı yapıyordu.

"Kız Meryem... Meryem... Meryeeemmm... Hangi cehen­nemdesin? Piçin gelmiş, hem de baygın halde", diye bağırı­yordu.

Anamın, çağla yeşili kocaman kocaman gözleri birer fin­can gibi dışına taşmış, bana bakıyordu. Aniden beni kucak­layarak Ayşe gardiyanın önüne attı. "Elle... bak... Ateşi var kızımın", diye ağzından bir çırpıda sözcükler dökülüverdi yarı ağlamaklı.

Anam beni kucağına alarak içeri götürüp, ranzasına ya­tırıp her bir yanımı kolonyaladı. Orada başkasının bıraktığı şuruptan içirdi. Diğer kadınlar da başıma toplanmış beni izli­yorlardı. Anamın arkadaşı ve sık sık birlikte oldukları, dertleş­tikleri Emine abla kalabalığı yararak bir solukta yanıma geldi.



"Vah yavrum vah! Ne oldu sana böyle güzel kızım,", diye dövünmeye başladı. Anamda ses yok. Gözleri üzerimdeydi. Elleri kınalı olan Aysel abla dizlerine vurup dövünüyordu, bir yandan da söyleniyordu. "Orospu çıplak gezdirmiştir, gece üzerini örtmemiştir", diyordu.

Biraz kendime gelir gibi olduğumda, anamın yüzünde o güne kadar hiç görmediğim boyalar gördüm. Anamı şekerli süngere benzettim. Tahta parçasına madeni bir sopayla do­lanan şekerlere... Ellerimi dudaklarında, yanaklarında gez­dirdim. Bu boyaları yüzüne neden sürdüğünü sordum. Anam yüzünü yıkayacağını söyleyip ayağa kalktığında Aysel abla tiz bir kahkaha attı. "Kızım kızım ananı gelin edeceğiz" dedi.

"Nasıl gelin olacak" dedim.

"Kocaya vereceğiz" dedi.

Ben çocuk aklımla kocanın, gelinin ne olduğunu çözmeye çalışıyordum. Ama bu dediklerini hiç bir şeye benzetemedim.

Anam söylene söylene musluğa yöneldi." Allah canını al­sın mendebur kadın, çocuğun aklını bulandıracaksın", dedi.

Aklıma hemen yengem "anan yıkasın", deyip verdiği ça­maşırlarım geldi. Anama alıp almadığını sordum, ağzını aç­madan başını sallayarak aldığını ifade etti.

Yengem o sabah uyandığımda yatağımı ıslak görünce si­nirlenip, dövmüş saatlerce çıplak bırakmıştı. Birkaç ıslak ça­maşırlarımı bohça edip koltuğuma vermiş, bunu anana götür yıkasın demişti. Ben de bohçanın içine elimi sokup omzuma kadar getirerek bohçayla yollara düşmüştüm. Anamın kaldığı yer pek o kadar uzak değildi.

Ayşe gardiyanın tok sesiyle çınladı koca koğuş, Meryem... Hadi yolla kızı ziyaret saati bitti. Kadınlar bir ağızdan" Baykuş öttü yine" dediler. Ne bu kadınları, ne de bu sesleri hiç sevmi­yordum. Hele birisi uzun boylu fasulye çalısı gibiydi. Sesi de öyleydi. Ellerinde damar damar yeşil kan dolaşıyordu. Onun ellerinden korkardım, iğrenirdim. Sanki o koca elleriyle beni tutup, kocaman beyaz düğmeli elbisenin içine sokacak gibi gelirdi. Çoğu zaman rüyamda görür korkardım ondan. Boyu rüyamda daha da uzun görünürdü. Elleri uzar... Dizlerine ka­dar inerdi. Tarifini yapamadığım korkunç bir yaratık halini alır­dı.

Evde yüklük olarak kullandığımız divanın üstüne yatak yorgan yığardık. Bir gün oranın altında kocaman bir bıçak bul­dum. Hem çok ağır, hem çok parlaktı. Ellerimi gezdirdim üze­rinde, parmağımı zorlamadan üzerinde kaydıra biliyordum Hoşuma gitmişti, ama parmağımdan kan akmaya başlamıştı. Sesimi duyan anam yanıma gelmiş, gözlerini iyice açı şaşkın bir şekilde bana ve yerdeki bıçağa bakıyordu. Aniden yerde duran kocaman bıçağı bir tüy hafifliğinde kaldırıp atmıştı. "Nereden buldun bu satırı" dedi. Gözlerine bakıyor ko nuşamıyordum. Demek ki bu koca bıçağın adı satırdı. Bana bir daha buna dokunmamamı söyleyip, bez parçaları ile sarıp yüklüğün arkasına attı. Onu oradan artık alamazdım.

Sabah uyandığımda anam yanımda yoktu. Avluya bakın dım, evimizin arkasına bakındım hiçbir yerde yoktu. Yalnız sokaktan sesler geliyordu. Komşu kadınlar anamı aralarına almış yavaş yavaş konuşuyorlardı. Elinde bir bez parçası vardı, bazı yerleri yırtıktı ve üzerine şişeden bir şeyler döküyorlardı. Beni görünce şişeyi saklamaya çalışmışlardı.

Karnım acıkmış, hava kararmak üzereydi. Evimiz bir sürü insanla dolmuştu. Tanıdık tanımadık. Yüzlerine baktım; bu kalabalığın anlamını o küçücük beynimle çözmeye çalıştım. Anam anam, evet anam yoktu. Tüm bakışlar bana çevrilmişti. Herkes bir şeyler söylüyordu. Yüreğim daralmış, nefes alamaz olmuştum. Bu insanların bakışları beni eziyor, acı veriyordu. Bakmayın bana deyip bağırmak, "anam anam" nerde demek istiyordum, ama sesim çıkmıyordu. Tıkanmıştım. Kocaman üzerinde simsiyah tüyleri olan iki el beni belimden kavrayıp havaya kaldırdı. Yüzüne baktım; amcamdı "anam nerede", de­dim. "Allah belasını versin", dedi.





Benim anlayamadığım kötü şeyler oluyordu. Elini cebine sokup bir avuç bozukluğu, çırpınmaktan terlemiş olan avuçla­rıma bıraktı. Bir süre beni süzüp: "Anan hastalandı, hastaneye götürdük" dedi. Beni de götürmesini istedim. Bana "sonra", deyip yere indirdi.

Bir gün amcam sokak kapısından başını uzatıp "Cennet yavrum hadi yengene söyle seni yıkasın, bayramlığını giydir­sin anana gidiyoruz", demesiyle yerimden fırladım. Anama gidecektim, çağla gözlüme memeleri süt kokanıma gidecek­tim. Bir koşu gidip yengeme durumu anlattım. Teneke leğenin içine beni oturttu, soğuk suyla yıkamaya başladı. Bir yandan da saçlarımı çekiştirip duruyordu. Omzuma inen yumruklar umurumda bile değildi. Az sonra anama gidecektim. Onu özlediğimi eve gelmesini söyleyecek, gece üzerimde gezinen hamam böceklerinden çok korktuğumu anlatacaktım. Yollar uzuyor, bir türlü bitmek bilmiyordu. Amcam yolda; yengemin beni bodrumda yatırdığını söylemememi, duyarsa yengemin çok kızacağını anlattı. Her şey için söz verebilirdim. Çünkü memeleri süt kokanıma kavuşacaktım.

Girdiğimiz yapının hemen kapısında sandalyede siyahlar giymiş bir kadının oturduğu gözüme çarptı. Sonra simsiyah demir parmaklı kapı ardımızdan kapandı. Siyah giysili kadın, yerinden isteksizce baktı cebinden bir sürü anahtar çıkardı, birisini o demir kapıya sokup ayağıyla itti. Bize döndü, amca­ma baktı. Benim anlam veremediğim işaretler yaptılar. Siyahlı kadın, başını öne doğru uzatıp " Meryem... Kız Meryem ziya­retçin var", diye bağırmaya başladı.

Birkaç dakika sonra anamla yumak olmuştuk. Ne zaman geldi, ne zaman kucağına aldı. Attığı çığlıktan sersem gibi ol­muştum. Çağla gözlüm beni kucağına yatırmış, emzirir gibi başımı göğsüne dayamıştı. Nefes almakta zorlanıyordum. Ama olsun, saatlerce öyle kalabilmek için nefes bile almama­ya razıydım.

" Anama iyileştiysen evimize gidelim", dedim. Anam il­kinden daha yüksek çığlık atmaya başladı. Yağmur gibi yaşlar boşanıyordu gözlerinden. Bir yandan da amcama benim anla­madığım bir şekilde bir şeyler anlatıyordu. Kesik kesik cümle­lerle. Amcam "olur", diyebildi. Başını sallayarak onayladı.

Eve kadar amcamın kucağında geldim. O gece yatağımda hastahanenin çok kötü bir yer olduğunu düşündüm. Anamı iyileştirememişlerdi. Gide gele yolları ezberlemiştim. Onu için artık tek başıma gidip gelebiliyordum. Bir gün siyahlı kadın; anama benim kaç yaşında olduğumu sormuş. Anam da altı, demiş. Beni yaşıma göre çok zeki bulmuş. Nasıl gidip geldiği­mi ve bana öğretilen şeyleri nasıl unutmadığımı diğer görüşçülere anlatırdı.

Zamanla; amcam ile yengemin ve sokakta çocukların konuşmalarından anamın kaldığı yerin hapishane olduğunu öğrendim. Suç işleyenler oraya konuyormuş. Anlayamadığım şey benim çağla gözlüm nasıl suç işlermiş? O küçücük kafam da canlandırabildiğim tek şey, kötü yürekli yengemi dövebile­ceği için suç işlemiştir diyordum.

Anamın yokluğu eskisi kadar bana koymuyordu. Çünkü Onu artık her gün görebiliyordum, bir saatliğine de olsa. Yata­ğımda geceleri kendi kendimi teselli ediyordum. Olsun gece yanımda olmasın varsın, nasıl olsa bir gün gelecek. Hem her gün görmüyor muydum?

Sokakta çocuklarla oynarken, çocuğun biri beni işaretle göstererek, bak bu çocuğun anası, "adamın birisinin gözüne kezzap dökmüş, adam da kör olmuş... Jandarmalar yakalayıp mahpusa koymuşlar", dedi.

Kör adam kim. Kezzap neydi. Ne demekti bütün bunlar.

Gardiyanın her önüne gelene anlattığı gibi zeki birisi ol­duğumu kabul ediyorum. Bunu yengeme sorup öğrenmeye karar vermiştim. Ama kızacağını düşünerek vazgeçtim. Hem belki beni dövebilirdi de. Akşam yemeğinde söz arasında kez­zabın ne olduğunu hepsi varken sordum. Amcam yengeme baktı, bir takım işaretler yaptı. Sonra bana dönerek "kim söy­ledi sana " dedi. "Sokakta çocuklardan duydum", diyebildim. Amcam her haliyle çok kızmıştı. Ağzından bir tek kelime dahi çıkmadı. Amcam kocaman gözlerini bana dikip bağırmaya başladı: " Senin uçkur düşkünü pezevenk baban sizi bir başı­nıza koymasaydı bütün bunlar olmayacaktı. Ben de üzülmek zorunda kalmayacaktım", dedi. İçimden benim de babam var, diye geçirdim. Sonra çenem açıldı. "Hani nerede yanımızda yok", diyebildim.

Amcam yine sinirlenmişti. Ağzından köpükler saçıyordu. "Şimdi, hangi kaltağın koynunda ateşini söndürüyordur", dedi. Tahta merdivenlerden hızlıca aşağı indi. Sokağa çıktığını kapıyı şiddetle örtmesinden anladım.

Amcam, beni ve yengemi yengemin memleketine gön­dermek için otobüslerin olduğu yere götürdü. Otobüse bin­dikten sonra ne kadar gittik bilmiyorum. Otobüs bir süre son­ra durdu, bazı yolcular indi, ellerine eşyalarını da almışlardı. Ön tarafta olduğumuzdan ineni bineni görebiliyordum. Yerde
bir adam vardı. Fazla yaşlı değildi, mahallede gördüğümüz ve ağabey diye bildiğimiz insanlara benziyordu, yapısıyla Bir çu­valı itiyor, tekmeliyordu. Çuvalı bırakıp göz göze geldiğimizde kocaman iri gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Önce korktum. Gözlerimi ondan kaçırdım, bu kez yanıma gelerek, beni ku­cakladı öpmeye başladı, bir yandan da ağlıyordu. Yüzüme doğru eğildi, gözlerine tekrar bakınca korkum bu kez yoktu. Onun ağlaması da durmuştu. Bana gülümseyerek bakmaya başlamıştı. Bacım beni tanımadın mı? Benim; Şahin abin... Zihnimi saran sis aralandı, bazı şeyler canlandı hatırlar gibi oldum, ama çok değil...

Anamla babam ayrıldığında; anam beni, babam olacak adamda oğlanları almış. Abim büyük olduğu için beni tanı­mış, ama ben tanıyamamıştım. Konuşmuyor, sadece anlattık­larını dinliyor, yüzüne bakıyordum. Aniden yanımdan kalkıp ıraklara doğru gitti. Döndüğün de elinde kocaman bir nar vardı. O güne kadar bu kadar büyüğünü görmemiştim. Elime tutuşturup,"bunu yolda yiyebileceğimi, söyledi" Yengemle hararetli hararetli biçimde konuştukları sırada bir kadın gelip narı kendisine satmamızı istedi. Çocuğu görmüş, ağlıyormuş. Ben bunu duyar duymaz öyle bir abandım ki narın üzerine kimse beni doğrultamadı bir süre. Kadın anamın gardiyanı gibi hala başımızda dil döküyordu. Abim benim de çocuk ol­duğumu anlayış göstermesi gerektiğini söyleyip kadını geri yerine gönderdi.

Otobüsten yeni inenler ve onların yerine binenler vardı. Abim beni öpüyor öpüyor, saçlarımı karıştırıyordu. Kasketli gözlüklü bir adam bize doğru gelip abime işaret ederek ya­nına çağırdı. Abim de eliyle beni gösterdiğinde kasketli adam sırtını dönüp arabadan atlamıştı. Abim yanıma geldiğinde o adamın kim olduğunu sorduğumda; bana babamız olduğunu söyledi. "Babamız mı", diye sordum? "Evet, ikimizin de baba­sı", dedi.

Yok olmaz... olmaz... Benim bildiğim babalar çocuklarım öpüyor, onları kucaklıyorlardı. Benim babam olsa, yanıma gelmez, beni kucaklamaz, benimle konuşmaz mıydı? Abim yengemin eli öpüp vedalaşıp indi. Küçücük aklımla Olanları bir film şeridi gibi gözlerimin önüne getirip sorguladım .Anam var, abim var, babam da varmış.. Ben ona İnanmadım ya. Abimin dediğine göre babammış. Peki, neden hiç biri yanımda değil, niye yalnızım.

Yengemin memleketine döner dönmez ceza evine gi­deceğimi söyledim. Yengem anamın artık burada olamadığını söyledi. Ona inanmadan, ceza evinin yolunu tuttum.

Şimdi koca elli, sert sesli gardiyan teyze beni görünce, yerinden kalkmadan içeri doğru eğilip" Kız Meryemm.„ Meryem... senin ki geldi'' deyip beni içeri alacak. Anam da bir çırpıda beni ha­vaya kaldırıp "kızlar eğlenceniz geldi" deyip bini içeri alacak. Karnımı doyurduktan sonra üzerimi değiştirip soru yağmuru­na tutacaktır.

Gardiyan teyze beni görünce ''yine mi sen'' der gibi bak­mamıştı. Bu bakışlar her zaman ki bakışları değildi. Yerinden kalktı dizlerini yere koyup niye geldiğimi sordu:

"Anamı görmeye" dedim.

"Kızım anan burada yok artık, Sivas'a gitti", dedi.

İçim boşaldı sanki gardiyana" sen göster ben giderim Sivas'a dedim. "Nah şu ağacın arkasında", dedi. İlerideki ağacı göstererek... Ben ağaca doğru yönelirken Aysel Abla'nın öfke dolu sesini duydum. "Bana bak Ayşe kaltağı şimdi o ağacı alır uygun bir yerine So..." dedi. Gardiyan şöyle bir silkele­nip kendine gelince " Oraspı... Şaka yaptım", dedi. Aysel abla beni yanına çağırarak anamın burada olmadığını kısa bir süre sonra eve döneceğini, hem de boy boy bebeklerle döneceğini söyledi.

Bir süre yürüdükten sonra elimde içi şeker dolu naylon torbayı hatırladım. Elimi daldırıp, susamlı olanını aldım ağzı­ma attım, somuramadım. Ağzım kurumuştu. Yere tükürdüm ağzımdaki şekeri. Şeker torbasını da yolun kenarında çekirdek satan ve arada bir getirdiğim kâğıtlardan bana uçak yapan ni­nenin önüne bıraktım. Düşürdüm sanarak arkamdan: " Cici kız şekerlerin düştü", diye bağırdı... Arkama dönmeden yürüdüm....

Umudumu yitirdiğim anamı artık göremeyeceğe dığım için artık kimseye bir şey sormuyordum. Etrafımda olan bitene duyarsızlaşmış bayramın geldiğine bile Seyinmemiştim. Yaprakların sarardığı, havanın yavaştan üşütmeye' başladığı bir gün anamın geldiği haberini aldım. Süt kokulu  memelim, çağla gözlüm ile hasretim bitecekti. Yeniden ıs, mıştım. Yapraklar eskidiği için değil, anamı selamlamak için dökülmüşlerdi. Ne güzel bir gündü.

Tüm mahallenin buğdaylarını kaynatıp götürdüğü değjr. menin önü insanlarla doluydu. Aralarında anamın eski mantosunun ucunu görebildim. Önce sesini duydum. İnsanları yarıp anamın bacaklarına yapıştım.

Anamın kollarında yatarken, Anamın beni bırakıp gittiği ilk günkü gibi olduğunu, hiç ama hiç değişmemiş olduğunu fark etti. Anamın kollarında geçirdiğim günlerin öyküsünü dinledim. Belli ki o da anlatmak isteğiyle doluydu. Yalan yanlış şeylerle kafamın karışmasını istemiyor, bana büyükle konu­şur gibi olayları nedenleri ile anlatıyordu. Bazı şeyleri yinede anlayamıyordum. Anam ilerde ben büyüyünce bir kez daha anlatacağını söyledi.

Ben anamdan 9 ay ayrı kalmıştım. Nefsi müdafaa olduğu için erken bırakmışlardı ve tekrar birbirimize kavuşmuştuk.

Başımı, iyice çağla gözlümün süt kokulu memelerinin ara­sına soktum. Anama kavuşmuştum, ama onun çilesi yaşam savaşı yeni başlıyordu.

Hikaye Yazarı / OĞUZ BATIN

İzmir'in Karşıyaka ilçesinde doğan Oğuz Batın okul hayatına Şemikler İlköğretim okulunda başlamış, misafir öğrenci olarak san Pınarçalı İlköğretim okulunda öğrenim hayatına devam ve Girne İlköğretim okulundan mezun olmuştur. Lise öğrenimine şemikler Lisesinde başlayan Oğuz Batın Gümüşpala Anadolu Lisesi misafir öğrenci olarak gitmiş ve Özel Özge Akşam Final lisesinden mezun olmuştur. Anadolu Üniversitesi Türk Dili Ve Edebiyatından mezun olan Oğuz Batm'ın olmazsa olmazları içinde edebiyat ve felsefe vardır.








Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

0 yorum:

Yorum Gönder

YASAL UYARI: Sitemiz de yer alan materyalleri izinsiz kopyalamak ve kullanmak 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. '