Hikayeleri Önce sen Oku

Eninde Sonunda ( Gerçek bir yaşam Hikayesi )


Bundan yıllar önceydi. Coşkun Ağa, Ağrı’nın köylerinde zalimliğiyle ve maddi gücüyle ünlenmiş bir ağaydı. Bu ağa Behçet adlı Kahyasıyla işlerini yürütüyordu. Çok dürüst, çalışkan ve iyi niyetli olan Kahyanın Zeynep isminde güzel bir hanımı vardı. Zalim ve kibirli Ağa, Behçet’in hanımına göz koyarak onu elde etmek için planlar kurmaya başladı. Öyle bir plan yapmalıydı ki hem Zeynep’i elde etmeli, hem de Kahyasının karısına göz koydu diye ayıplanmamalıydı.

Günlerce bunun sancısını çeken Coşkun Ağa, şeytanın da yardımıyla aklına gelen müthiş bir fikri uygulamaya soktu. Hac mevsimi yaklaşırken Ağa tüm köylüyü meydana topladı. Hacca niyetlendiğini yanına yol arkadaşı aradığını söyledi. Yıllardan beri yanında çalıştırdığı Behçet, çoktandır bu özlemle yanıp tutuşmaktaydı. Bunu iyi bilen Ağa köylünü ortasında Kahyayı yanına çağırarak ona şöyle bir teklif yaptı. 

- İster misin Behçet, bu yıl hacca seninle beraber gidelim.? 

Behçet zaten bu özlemle yanıp tutuşmaktaydı. Gözleri parlayarak teklifi hemen kabul etti. 

-Emrin olur ağam, beraber gidelim.

Zavallı Behçet hac masraflarının Ağa tarafından karşılanacağını sanmaktaydı. Zaten Coşkun Ağanın derdi de buydu. Köylünün ortasında Ağa, şöyle bir teklif getirdi. 

-İstersen sözleşelim ve kim bu yıl hacca gitmekten vazgeçerse hanımını boşasın. Böylece hacca gitmek için şartları zorlasın.

Behçet tam olarak ne olduğunu anlamasa da “ Nasılsa tüm masrafı Ağa karşılayacak, beni de yanında yol arkadaşı olarak götürmek istiyor” diye düşünerek bu teklifi de kabul etti. .





İçten içe sevinen Ağanın keyfine diyecek yoktu.

Hac mevsimi yaklaşmıştı. Ağa müracaatını yaparak yol hazırlığına başladı. Behçet, Coşkun Ağadan kendisiyle alakalı ses çıkmamasına önceleri anlam veremedi ama utancından da Ağaya bir şey soramadı. Gün geldi, Ağa şenlik ve törenlerle hacca uğurlandı. 

Zavallı Behçet hala nasıl bir oyuna geldiğini anlamamıştı bile. Borç parayla da hacca gidilemeyeceğinden kara kara düşünmeye başladı. O sırada köye bir arkadaşı gelmişti. Behçet son bir ümitle arkadaşına derdini açarak yardım talep etti. Arkadaşı ona uzak köylerde bir Allah dostundan bahsederek ona gitmesini salık verdi. Behçet bu Hak dostunun zengin olup olmadığını sorunca arkadaşı “Zengin değil, ama sen yine de git” diye karşılık verdi.

Bir ümitle yola çıkan Kahya Behçet, Hak dostunu bularak derdini ona açtı. Hak dostu ağanın gizli niyetini anlamıştı, anlamasına ama bunu Behçet’e sezdirmedi. Ona yardım edeceğini belirterek Behçet’i yukarı kata çıkardı. Şaşkın şaşkın kendisine bakan Behçet’e kapının kolundan tutmasını söyledi. Sonra ona şöyle seslendi. 

- Kapıyı açınca Kabe karşına gelecek. Git haccını yap. Yalnız Ağaya görünmeden ondan bir parça al ki senin hacca gittiğine delil olsun. 

Ve bu olayı da kimseye anlatmamasını sıkı sıkı tembihlemeyi de ihmal etmedi.
Behçet heyecandan titreyerek kapıyı açınca kendini Kabe’de buluverdi. Az ilerde Ağa tavaf etmekteydi. Yaklaşıp ensesine bir şaplak atmasıyla Coşkun Ağanın beklenmedik bu darbeyle bayılması bir oldu. Behçet, Ağanın terliğini alarak, entarisinden bir parçayı keserek oradan ayrıldı. Sonraki günlerde Ağanın her sabah dilencilere altın verdiğini tesbit etti. Dilenci sırasına girerek ağadan birkaç akçe almayı başardı. 

Derken sayılı her şey gibi hac günleri de bitti. Behçet’i bir telaştır aldı. Tamam geldi, haccını yaptı, evliliğini kurtardı ama geri nasıl dönecek.? Günlerdir kara kara düşünüyor, bir çözüm yolu bulamıyordu. Bir gün uzun uzun duasını yaptıktan sonra uykuya daldı. İşte o karşısındaydı. Kendisini hacca gönderen Hak dostu “ Evladım nasıl gittiysen öyle gel “ diyordu gülerek.

Sıçrayarak uyanan Behçet uzun süre kendine gelemedi. Neden sonra ilk geldiği yere gelince bir de ne görsün.? Hak dostunun yukarı kattaki kapısı…Büyük bir heyecanla titrek elleriyle kapının kolunu çevirince kendini Hak dostunun evinde buldu.

Aradan birkaç hafta geçti. Coşkun Ağa kervanla birlikte köye avdet etti. Kendisine köy meydanında muhteşem bir karşılama töreni yapıldı. Çevreye dağıttığı bol hediyelere bakılırsa Ağa mutlu ve memnundu. Neler yoktu ki bu hediyeler arasında.? Boncuklar, ipek eşarplar, Uzak-Doğu’dan özene bezene yapılmış takkeler, kabe manzaralı seccadeler vs. 

Şenlik devam ederken Ağa bir el hareketiyle coşkun kalabalığı susturdu ve Kahya’nın yanına gelmesini emretti. Behçet, Ağanın karşısında el pençe divandaydı. Ağa bütün dişlerini gösterircesine sırıtarak söylendi. 

- Eee sevgili Kahyam, biliyorsun bir sözümüz vardı. Bu yıl hacca gidemeyen hanımını boşayacaktı. Sen de bu sözünü yerine getiremediğine göre... 





Kahya kendinden emin pervasızca konuştu. 

-Haklısın sevgili Ağam. Ama bir yanlışın var. Ben de senin gibi haccımı yaptım. 

Ağa önce şaşırdı. Sonrada olanca kızgınlığıyla köpürdü.

- Bre sen benle eğleniyon mu. ? Hani nirde şahidin, delilin.?

Ağanın tüm hırçınlığına rağmen Kahya gayet sakindi. Cebinden çıkardığı akçeleri uzatarak 

“ Bunları bir yerden tanıyor musun ?“ diye sordu. 

Ağa şaşkındı. Paraların kendisine ait olduğunu ama bunu Kahya’nın nasıl aldığını sorunca Kahya olanları bir bir anlattı. Ensesine şaplak attığını ve ihramından bir parça kumaş aldığını da söyleyince artık Ağa için yapacak bir şey kalmadı.

Kalabalık dağıldı ama Ağanın içindeki şeytani düşünceler dağılmadı. Akşamı zor eden Ağa bu işin aslının öğrenmek için Kahya’yı sıkıştırdı. Başta sır vermeyen Kahya falakaya yatırılınca canının acısından Hak dostuyla aralarında geçen hadiseyi anlatmak zorunda kaldı. Sabahı zor eden Ağa günün ilk ışıklarıyla birlikte Allah dostunun mekanına kendini atıverdi. Hak dostuna yalvararak bu işi nasıl yaptığını anlatmasını rica etti. Hak dostu “Tamam ama sen de Kahyanın güzel karısına göz koymaktan vazgeçeceksin” deyince Ağa niyetini okuyan Hak dostuna karşı mahcup oldu. Artık şartı kabul etmekten başka çaresi kalmamıştı. 

Hak dostu başladı anlatmaya. O anlattıkça Coşkun Ağa da renkten renge giriyor, daralan göğsünün acısıyla kıvrım kıvrım kıvranıyordu. Hak dostu kendi hikayesini şöyle özetledi. .

- Ben çocukluğumda çok yaramazdım. Anam babam benim yaramazlıklarım yüzünden çok büyük sıkıntılar yaşadı. Gençliğimde de boş durmadım ve günahlarla içi içe yaşadım. Ne yapsalar uslanmıyor, her geçen daha da büyük hatlar karıştırıyordum. Derken bir gün babam beni karşısına alarak artık bu pis işlere bir son vermemi ve temiz bir hayat yaşamamı istediğini belirtti. Ben de ona bana sevdiğim bir kız olduğunu, onu bana alırlarsa o zaman durulacağımı, iyi bir insan olacağımı söyledim. Babam çok sevindi ve hemen sevdiğim kızı bana istediler. Fazla zaman geçmeden düğünümüzü yaptık. Görkemli geçen düğünden sonra ben gelin hanımın yanına vardığımda onu iki gözü iki çeşme ağlar buldum. Aldırmadım geçer dedim. Aradan saatler geçtiği halde ağlaması devam etti. Ben de ona eğer istemiyorsa onu boşayacağımı ve babasının evine göndereceğimi söyledim. Gelin hanım da ağlayarak derdinin bu olmadığını söyledi. Meraklanmıştım. Israrlarıma dayanamayan gelin hanım bana başından geçenleri anlattı. 

Şimdi de gelin hanımın hikayesine bir göz atalım isterseniz. 

Demiş ki gelin hanım. 





- Benim küçüklüğümde komşu köyden birileriyle kan davamız vardı. Sonra bu kan davası barışla sonuçlandı. İki aileden de 30’a yakın genç ölmüş, 50’den fazla kişi de hapislerde çürüyordu. Bu yüzden ta Ağrı’dan kalkıp İzmit Hereke’ye göç edenler bile vardı. Neyse ki barış imzalanmıştı da herkes rahat nefes alır olmuştu. Derken bir gün ben, tarlada çalışan babamla amcama yemek götürürken kan davalımızdan bir genç yanındaki arkadaşıyla birlikte beni ıssız bir yerde sıkıştırarak bana zorla sahip oldu. Ben de sırf tekrar barış ve huzur ortamı bozulmasın, yeniden kan akmasın diye bu olayı kimselere anlatamadım. Canıma kıymak istedim ama emaneti almaya gücüm yetmedi. Sonra da siz beni istediniz ve ben de şimdi buradayım. Üstelik 2 aylık da hamileyim. Şimdi sen karar ver. İster beni geri gönder istersen öldür. Sen bilirsin”

Gelin hanım bunları anlatınca bizim Hak dostu donmuş kalmış. Sabaha kadar konuşamamış.
Sabah ezanıyla birlikte kıldığı iki rekat namazdan sonra kararını gelin hanıma şöyle açıklamış. 

- Madem sen bunca insanı düşündün, kan dökülmesin diye fedakarlık yaptın. Ben de seni kendime eş yaptım. Böylece şimdiye kadar yaptıklarıma kefaret olsun.

Hak dostunun anlattıklarını ağzını açmadan adeta nefes almadan dinleyen Ağa bu sırada adeta diken üstünde oturuyor gibiydi. Hak dostunun bu durum gözünden kaçmadı ama hikayeyi anlatmaya devam etti.

- Sonra biz evlendik. Bu işi de kimseye anlatmadık. Derken bizim hanım evliliğimizin yedinci ayında çocuğu doğurdu. Kimse şüphelenmesin diye çok uzak köylerden getirmiştim ebeyi. Doğum olur olmaz hemen ebeyi evine postaladım. Sonra başladık hanımla kara kara düşünmeye. Bu bebeği ne yapacaktık.? Bebek benim değil. Sonra bunu millete nasıl açıklayacağız.? Şunun şurasında daha yeni evlenmişiz. Kara kara düşünürken benin aklıma şöyle bir çözüm geldi. Bebeği gecenin karanlığından faydalanarak caminin avlusuna bıraktım. Sonra da bir saat sonra hiçbir şey olmamış gibi sabah namazı için camiye gittim. Hani katil öldürdükten sonra maktulün ölüp ölmediğinden emin olmak için öldürdüğü kişinin evinin civarında dolaşırmış ya. Bizimkisi o hesap ben de camiye gittim. Tam farz bitirmek üzereyken bebek başladı ağlamaya.İmam çok kızdı buna. “ Kim bırakmış bunu buraya, bu ne günahtır.? diye epey bağırıp çağırdı. Lakin bebeği üstlenen olmadı. Sonra yaşlılardan Bekir emmi söz istedi ve dedi ki. 

‘Aziz cemeat bu bebek camimizde bulundu. Bu olay aramızda kalsın. Camimize laf gelmesin. Bu olayı hemen şimdi aramızda çözelim. Biriniz bu bebeği alsın ve ona sahip çıksın.’

Fırsat bu fırsat deyip hemen ileri atılarak ‘ İyi ya işte aramızda en yaşlı sensin, sen al bebeği’ dedim. Sen misin diyen.? Bekir emmi bana kızdı ‘Hayır.!’ dedi ‘Ben kendime bakamıyorum, el kadar bebeğe nasıl bakayım.?’dedi. O sıra imam aklına parlak bir fikir gelmiş gibi bana dönerek ‘ Bu bebeği sen al.Senin çocuğun yok. Hem yaşın da genç. Senin alman lazım.’dedi. Ben yalancıktan direndim. Cemeat baskı yapmaya başlayınca önce nazlansam da sonra kabul edip bebeği eve getirdim. Böylece hanımımın bebeği ortada kalmadı, hem de dedikodu olmadı. 

Aradan birkaç gün geçtikten sonra rüyamda bir genç gördüm. Takım elbiseli, gözlüklüydü. Nurani biriydi.

Bana dedi ki ‘ Allah bu yaptıklarını karşılıksız bırakmayacak. Hem o kıza sahip çıktın hem de bebeğine. Bundan sonra Allah sana kalpleri okuma ve istediklerine yardım etme kabiliyeti bahşetti.’ 

Sonra uyandığımda hakikaten denilen şeyleri yapmaya başladım.

Hak dostu bunları anlattıktan sonra sustu. Artık sözleri bitmişti. Ağaya döndüğünde onun bu dünyada nefeslerini bitirdiğini ve ayaklarının dibine yığılıp kaldığını gördü.

 O zaman anladı ki yıllar önce sırrını koruyarak kendisine eş yaptığı, bebeğine sahip çıktığı gelin hanıma tecavüz eden genç, başkası değil, Coşkun Ağa’nın ta kendisiydi.





Yaşam Tadında Hikayeler

Severek Beğenerek Okuduğunuz hikayelere Android uygulamımızı indirerek cep teleofnlarınızdan ve Tabletleriniz ile de Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz,Yorum ve beğenilerinizi bekliyoruz...

0 yorum:

Yorum Gönder

YASAL UYARI: Sitemiz de yer alan materyalleri izinsiz kopyalamak ve kullanmak 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. '